Genç Yönetim

Ondokuzmayıs Dağcılık Kulübü Genç Yönetim Üyeleri

Dağcılığın Tarihçesi

DAĞCILIĞIN TARİHÇESİ            

       Büyük eksikliği duyulan ülkemizde dağcılık sporunun tarihçesi ile ilgili çalışmalarımızı tüm camiamızın bilgisine sunuyoruz. Bu konuda gelecek eleştiri ve öneriler dikkate alınarak yazıya son şekli verilecektir.

Saygılarımla. 

Alaattin KARACA

Türkiye Dağcılık Federasyonu Başkanı 

 

TÜRKİYE'DE DAĞCILIK SPORUNUN TARİHİ 

 

       Ülkemizde dağcılık etkinlikleri ilk kez yabancıların bizim dağlarımıza çıkmasıyla başlamıştır. Bu ilk tırmanışlar dağcılık etkinliklerinden çok bilimsel araştırma temelinde gelişen tırmanışlardır. Bu konuda bilinen ilk tırmanış Alman fizik profesörünün Büyük Ağrı dağına yaptığı tırmanıştır. 27 Eylül 1829 tarihinde Prof. Dr. F. V. Parrot Büyük Ağrı dağının zirvesine ( 5165 m. ) ulaşan ilk kişi olmuştur. Bu tırmanış aynı zamanda ülkemizde dağcılık etkinliklerinin başlangıcıdır. Parrot'un 1844 yılında ölümü üzerine bölgedeki çalışmaları yürütmek üzere Alman hükümeti Prof. Dr. O.W. Herman Abich'i Türkiye'ye gönderir. Abich, bir doğa bilimci olan Dr. Wagner ile birlikte 1845 yılında Büyük Ağrı dağının zirvesine bir tırmanış daha gerçekleştirir. Daha sonra yine bir Alman Profesör Karl Koch tarafından 1846'da Rize Kaçkar dağlarında Kaçkar ana zirvesine ( 3932 m. ) tırmanıldığı bilinmektedir. 1894 yılında W. Rickmer gene Kaçkar dağlarında, Altıparmak zirvesine ( 3472 m. ) tırmanmıştır.           

       1859 yılından itibaren Orta Toroslar' da Aladağlar bölgesinde araştırma yapmak üzere bir çok yabancı bilim adamı ülkemize gelmiştir. Bu bilim adamlarından Avusturya'lı jeolog Franz Schaffer 1901 yılında Alaca başı olarak bilinen 3200 mlik zirveye tırmanmıştır. Bu tırmanış Aladağlar'da yapılan ilk tırmanış olarak bilinmektedir. F. Schaffer'in yayımladığı notları Alman dağcılık kulübü üyelerinin ilgisini çekmiş ve bölgeyi araştırmak ve tırmanışlar yapmak üzere 1927 yılında bir ekip gönderilmiştir.                        

       1927 yılı yaz aylarında Dr. Georg Künne, Dr. Wilhelm Martin ve eşi Marianne'den oluşan ekip Demirkazık ( 3756 m. ), Kaldı ( 3736 m. ), Kızılkaya ( 3725 m. ), Alaca ( 3582 m. ), Eznevit ( 3550 m. ) zirvelerinin ilk çıkışlarını gerçekleştirmiştir. Demirkazık zirvesi çıkışı sırasında ekibe Demirkazık köyünden Veli çavuş adı ile bilinen bir genç köylü rehberlik yapmıştır. Veli çavuşun da ekiple birlikte Demirkazık zirvesine çıktığı bilinmektedir. Bu anlamda Demirkazık zirvesinin bilinen ilk Türk çıkışı 1927 yılında Veli çavuşa aittir.          

       Hakkari bölgesindeki Güneydoğu Toroslar' da yer alan Cilo ve Sat dağları üzerinde 1900 yılında F .R. Maunsel tarafından harita çıkartılması amacıyla çeşitli araştırmalar yapılmıştır. 1931 yılında Ludwig Krenek ve Ludwig Sperlich Cilo ve sat dağlarında ilk tırmanışları gerçekleştirmişlerdir. Bundan sonra düzenlenen ikinci etkinlik ise, 1937 yılında 8 Eylül - 8 Ekim tarihleri arasında Berlin üniversitesi doçentlerinden Hans Bobek başkanlığında, 5 kişilik Alman dağcı ekip tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu etkinlik sırasında Reşko ( 4136 m. ) zirvesi de dahil olmak üzere 20 ana zirvenin ilk tırmanışları yapılmıştır.        

       1938 yılı yabancı dağcıların Aladağlar' daki birçok zirveye ilk çıkışları gerçekleştirdikleri yıl olmuştur. Alman - Avusturya dağcılık kulübünün üyelerinden Walter Pleunigg, Siegfried Tritthard, Hermann Heide ve Josef Pucher'den oluşan 4 kişilik dağcı ekip bir dizi tırmanış gerçekleştirmişlerdir. Bu ekip 25'i ilk çıkış olmak üzere toplam 30 zirve çıkışı gerçekleştirmiştir. Bu tırmanışlar ile Aladağların Torasan bölgesindeki zirveler haricinde hemen hemen bütün zirvelere çıkılmıştır.        

       İkinci Dünya savaşı yıllarında Türkiye'de bulunan İngiliz Büyükelçiliği'nde görevli, 3 diplomat Aladağlar'da çeşitli tırmanışlar yapmışlardır. Edward H. Peck, Robin Hodgin, L. H. Hurst adlı bu diplomatlar tarafından 1943, 1944, 1945 yıllarında gerçekleştirilen tırmanışlarda bilinen zirvelere farklı rotalardan çıkışlar yapılmıştır. Bu rotaların bazıları hala bu diplomatların adı ile bilinmektedir. 1955 yılında ise hem Alman hem de İtalyan dağcılar Aladağlar' da çıkılmamış bir çok rotayı tırmandılar. Özellikle İtalyan ekip Aladağlar'ın Torasan bölgesinde çıkılmamış olan 20' den fazla zirvenin ilk çıkışlarını gerçekleştirdiler. Bu yıldan sonra da yabancıların Aladağlar' daki etkinlikleri uzun dönem devam etmiştir.      

       1962 yılında Bemhard Maidl ve Rudiger Steuer, Cilo Dağları'na yaptıkları tırmanışta 4136 m.lik Uludoruk zirvesinin kuzey duvarının büyük buzul üzerinden yapılan ilk çıkışını gerçekleştirdiler. 1966 yılında Doug Scott ve Brian Watts Cilo Dağları'ndaki Göl Dağı kuzeydoğu duvarını ilk kez tırmandılar. 1967'de Martin Lutterjohann ve Herbert Zehetner Cilo Dağları'nd"a 4136 m.lik Uludoruk zirvesinin batı yüzünün ve Suppa Durek'in 4.116 m. metrelik doğu duvarının ilk tırmanışlarını gerçekleştirdiler. 1967 yılında Andrzeg Kus ve Andrzej Mroz Uludoruk zirvesinin batı duvarındaki en teknik rota olan büyük çatlağı tırmandılar. 1969 yılında Toni Fuchs, Ise Fuchs, Muzaffer Erol Gez ve Servet Taş tan oluşan A vusturya- Türk ekibi Cilo Dağları 'nda Köşe Direği'nin ( 3918 m. ) doğu duvarına tırmandılar. 1972 yılında Aladağlar' da Demirkazık kuzey duvarı ilk kez tırmanıldı. Tırmanışı Avusturalya'dan Joe Friend ve Yeni Zellanda'dan Rick Jamieson gerçekleştirdiler. 1986 yılında Vay Vay dağı ( 3563 m. ) kuzey duvarı İtalyan bir ekip tarafından çıkıldı.  İLK TÜRK ÇIKIŞLARI İlk Türk dağcısı olarak bilinen isim, Ali Vehbi Türküstün'dür. Fransa'da Paris'te Tıp öğrenimi yaparken 4 Fransız dağcı arkadaşı ile birlikte 26 Temmuz 1906 günü Alp Dağları 'nın en yüksek noktası olan Mont Blanc zirvesine tırmandığı bilinmektedir. Bu tırmanış Türk dağcılık tarihinde bilinen ilk tırmanıştır. Türklerin dağcılık sporuna ilgileri daha çok askeri amaçlı alarak Birinci Dünya Savaşı yıllarında başlamıştır. Savaş sırasında İtalyan cephesinde Avusturyalı dağcı birliğinin bir tatbikatını izleyen Pertev Paşa, Osmanlı ordusu bünyesinde böyle bir birliğin kurulması için çalışmıştır. Pertev Paşa'nın isteği üzerine Avusturyalı bir dağcı olan Albay Bilgeri, 5 subay ve 40 Astsubaydan oluşan Türk askerlerine temel dağcılık bilgileri vermiştir. Miralay ( Albay ) Cemil Cahit Toydemir' in 1924'te Kayseri'deki Erciyes Dağı zirvesine ( 3.916 m.), yanında 6 subay ve 1 erle birlikte doğu yönünden tırmanışı ile Türkiye'de dağcılık etkinlikleri başlamıştır. Cemil Cahit Toydemir böylece Türkiye dağlarında dağcılık sporunu başlatan ilk kişi olarak kabul edilmiştir. Miralay Cemil Bey Erciyes Dağı zirvesine tırmandıktan sonra kendisiyle birlikte zirve yapan subay ve erlerin isimlerini bir kağıda yazıp metal bir sigara tabakası içine koyarak zirveye bırakmıştır. Bu metal sigara tabakası aynı zamanda yurdumuzun ilk zirve defteri olma özelliğini taşımaktadır. Ülkemizde ilk dağ gezileri Uludağa düzenlenmiştir. 1925 yılında Bursa 'lı bir doktor olan Osman Şevki Bey, Bursa'daki Keşiş Dağı zirvesine ( 2545 m. ) ilk tırmanışı yapmıştır. Tırmandığı bu dağa Uludağ adını vermiştir. Bu adlandırma Atatürk tarafından da beğenilmiş ve dağın adının Uludağ olarak değiştirilmesine karar verilmiştir. Soyadı kanunu çıktıktan sonra Dr. Osman Şevki Bey'e Atatürk tarafından Uludağ soyadı verilmiştir. 3 Ağustos 1934 tarihinde 9. Kolordu'ya bağlı askeri birlikten 8 kişilik ekip, Küçük Ağrı Dağı ( 3868 m. ) zirvesine tırmanmış. Tırmanışı gerçekleştirenlerden biri 8 yaşlarında bir subay çocuğudur. 3 Eylül 1934 tarihinde Yüzbaşı Rüştü ve Teğmen Bekir komutasındaki bir askeri ekip Büyük Ağrı Dağı'nın zirvesine ( 5165 m. ) ilk çıkışı gerçekleştirir. Zirveye çıkan ekip 14 kişiden oluşmaktadır. Bu tırmanışlar Büyük Ağrı ve Küçük Ağrı Dağı zirvesine yapılan ilk Türk tırmanışıdır. Büyük Ağrı Dağı zirvesine yapılan kayıtlara geçmiş ikinci Türk çıkışı ise, gene askeri bir birlik tarafından 1937 yılında yapılan tırmanıştır. Binbaşı Cevdet Sunay başkanlığında 15 subay ve 50 askerden oluşan bir birlik zirve tırmanışına geçmiştir. Zirveye ulaşan 8 kişilik bir grup olmuştur. Zirveye Atatürk büstü dikilmiştir. Tırmanış sırasında 38 yaşında olan Binbaşı Cevdet Sunay  daha sonra Türkiye'nin 5. Cumhurbaşkanı olarak 1966 - 1973 yılları arasında görev yapmıştır.  

TÜRK DAĞCILIK CEMİYETİ VE ÖRGÜTLENME            

       Bu yıllarda ülkemizde dağcılık biri askeri diğeri sivil olmak üzere iki koldan yürütülmektedir. Başlangıçta askeri tırmanışlar ön plandadır. Sonraları sivil ve sportif amaçlı tırmanışlar git gide yaygınlık kazanmıştır. 1926 yılında Türk ordusu içinde bir dağcılık talimgahı kurulmuştur. Bu okul ülkemizde açılmış ilk dağcılık okuludur. Birinci Dünya savaşı yıllarında Türk Ordusu'ndaki subaylara dağcılık eğitimi veren Avusturyalı dağcı Albay Bilgeri, Cumhuriyetin ilanından sonra 1927 ve 1928 yıllarında tekrar Türkiye'ye gelerek Eğridir’de 3 er ay süre ile dağcılık kursları düzenlemiştir       

       Bu çalışmalar sonrasında 1928 yılında "Türk Dağcılık cemiyeti" adı altında ilk dağcılık örgütü ülkemizde kurulmuştur. 1933 yılında ise "Türk yürüyüşçülük, Dağcılık Kış sporları Kulübü" adı altında bir klüp faaliyete başlamıştır. Bu kulüp sonradan "Tenis, Eskirim ve Dağcılık Kulübü" adını almıştır. Bu kulübün kurucusu, dönemin İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı olan Muhiddin Bey' dir. Muhiddin Bey'e dağcılık sporuna karşı yakın ilgisi nedeniyle soyadı kanunu çıktıktan sonra Atatürk tarafından Üstündağ soyadı verilmiştir.        

       1939 yılında Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü bünyesinde "Dağcılık ve Kış Sporları Federasyonu" oluşturulmuştur. Aslında federasyonun ilk kuruluşu 1936 yılında olmuştur ancak yasal anlamda işlerlik kazandığı yıl 1939'dur. Federasyon içinde uzun yıllar dağcılık ve kayak birlikte yürütülmüştür. Kayak çoğu zaman ön planda tutulmuş ve bu birliktelik 1966 yılına kadar devam etmiştir. Daha sonra dağcıların yoğun çabaları sonucu dağcılık için ayrı bir federasyon oluşturulmuştur. 

DAĞCILIK FEDERASYONUNUN KURULMASI VE TIRMANIŞLAR           

       Dağcılık Federasyonun ilk başkanlığını 1936-1941 yılları arasında Latif Osman Çıkıgil yürütmüştür. Ülkemizin bu ilk kuşak dağcıları arasında, Latif Osman Çıkıgil, Muvaffak Uyanık ve Muharrem Barut isimleri ön plandadır. Dağcılık Federasyonu başkanlığını, 1941-1944 yılları arasında Nizamettin Kırşan, 1944-1948 yılları arasında ise vekaleten Asım Kurt yürütmüştür. 1948'den sonra ise Asım Kurt aslen başkan olmuştur. Asım Kurt'un başkanlığı federasyonun dağ ve kayak olarak ikiye ayrıldığı 1966 yılına kadar devam etmiştir.           

       1966-1973 yıllarında Latif Osman Çıkıgil, 1973-1976 yıllarında Dr.Bozkurt Ergör, 31.05.1977 tarihinden 16.03.978 tarihine kadar Dr. Güner Ünal, 1978-1979 yıllarında Muzaffer tıraş, 07.05.1980 tarihinde atanarak 1980 yılında görev yapan Prof. Dr. Abdulmecit Doğru  1981-1984 tarihlerinde yeniden Dr. Bozkurt Ergör, 06.12.1984 tarihinde başlayıp,14.02.1990 tarihine kadar yeniden Prof. Dr. Abdulmecit Doğru, 21.11.1990 tarihinden 20.11.1992 tarihine kadar Erdem Büyükbingöl, 20.12.1993 tarihinde seçimle göreve gelen ve 1995 tarihine kadar görevi devam eden Dr. A. Tayfun Tercan, 18.01.1996 tarihinde Bakan atamasiyla göreve başlayan Ziya Mengenecioğlu  19 Ocak 1997 tarihine kadar Türkiye Dağcılık Federasyonu Başkanlıklarını yürütmüşlerdir.           

       19 Ocak 1997 tarihlerinde yapılan Federasyon başkanlığı seçimlerinde aday olan ve118 delegeden 83 ünün oyunu alan , Alaattin Karaca  seçimle Türkiye Dağcılık Federasyonu Başkanlığı görevine seçilmiş ikinci Federasyon Başkanıdır. Dörder yıl aralıklarla yeniden yapılan seçimleri sırasıyla 18 Kasım 2000 - 11-Aralık 2004 tarihlerinde rakipsiz kazanan ve son seçimde oy kullanan 721 delegenin tümünün oylarını alarak  yeniden Türkiye Dağcılık Federasyonu Başkanlığına seçilen Karaca  halen Türkiye Dağcılık Federasyonu başkanıdır. 

1940 LI YILLAR           

       1941 yılında Erciyes ve Bolkar dağlarında dağcılık federasyonu tarafından düzenlenen tırmanışlar bulunmaktadır. 1941 yılındaki Bu tırmanışlar, ülkemizde devlet tarafından düzenlenen ilk sivil dağcılık hareketi olarak bilinmektedir. Asım Kurt'un federasyon başkanlığı döneminde 1945 yılında Latif Osman Çıkıgil'in çabalarıyla Federasyon adına Cemil  Oka liderliğindeki bir ekip Aladağlar' a etkinlik düzenlemiş ve Demirkazık zirvesine klasik rotadan çıkılarak zirveye defter bırakılmıştır. Bu tırmanış Demirkazık zirvesine ilk Türk ekip çıkışıdır. 1945 yılında Hakkari bölgesindeki Cilo ve Sat dağlarında da ilk Türk etkinliği organize edilmiştir. Bu etkinliğe Prof. Dr. Reşat İzbırak araştırmacı olarak katılmıştır. Bu etkinlikte Gelyano zirvesine ( 3650 m. ) tırmanılmıştır. Reşko zirvesi ( 4136m. ) denenmiş ancak 4030 m.ye kadar tırmanılabilmiş ve geri dönülmüştür. Bu zirveye ilk çıkış 5 Ağustos 1947 tarihinde MT A adına araştırma yapan bir jeolog ekip tarafından yapılmıştır. Zirveye çıkan ekip içersinde, Hayri Ünsal, Süleyman Türkünal, Ali Güzel, İbrahim Şenocak ve avcı Osman bulunmaktadır. 1948 yılında ise aynı bölgeye dağcılık federasyonu tarafından ikinci bir etkinlik organize edilmiştir. Bu etkinliğe ise Prof. Dr. Sım Erinç araştırmacı olarak katılmıştır. Bu etkinlik sırasında Reşko zirvesine çıkış gerçekleştirilmiştir. Bu tırmanışı gerçekleştiren kişiler arasında Latif Osman Çıkıgil, Muvaffak Uyanık, Asım Kurt, Şinasi barutçu gibi kişiler bulunmaktadır.          

       Asım Kurt'un federasyon içinde daha çok kayağa ağırlık vermesi dağcılık adına fazla bir etkinliğin organize edilememesine neden olmuştur. Bu durum federasyon içinde yoğun tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Dağcılık Federasyonu içinde ikinci kuşak olarak bilinen Dr. Bozkurt Ergör, Muzaffer Erol Gez ve arkadaşları  bu durumu şiddetle eleştirmişlerdir.   

1950 Lİ YILLAR           

       1952 yılında Aladağlar'da Kaldı zirvesinin ilk Türk çıkışı yapılmıştır. Ancak bu zirveye çıkan kişi bir dağcı değildir. Şahap Tanyolaç adlı bir mühendis bölgede yapılmakta olan yol hattını daha iyi görebilmek için yüksek bir yere çıkma ihtiyacı duymuş ve Kaldı zirvesine ( 3736 m. ) tırmanmıştır. Bu tırmanış Kaldı zirvesinin bilinen ilk Türk çıkışıdır.         

       1953 yılında ilk Türk - Avusturya ortak ekspedisyonu Aladağlar' da gerçekleştirilmiştir. Türk ekibi içersinde, Ersin Alok, Muvaffak Uyanık, Rasim Akın ve Selehattin Dipçin bulunmaktadır. 15 gün süren bu etkinlik sırasında Demirkazık, Kaldı, Küçük Demirkazık (3400 m. ), Alaca ( 3582 m. ) ve Emler ( 3723 m. ) tırmanışları gerçekleştirilmiştir. Tırmanılan zirvelerden son üçü ilk kez Türk ekipleri tarafından çıkılmıştır.        

       1954 yılında Esin Alok ve Rasim Akın önderliğindeki Türk ekibi, Kızılkaya batı rotası ve Demirkazık Peck kulvarı rotasından ilk Türk çıkışlarını gerçekleştirmişlerdir. Aynı yıl Federasyon tarafından Büyük Ağrı Dağı çıkışı organize edilmiştir. 1954 yılında Erdal İnönü Kayseri'den arkadaşı Necdet Nakipoğlu ile birlikte Erciyes zirvesine tırmanmıştır. 1950 li yıllarda Manisa Tarzanı olarak bilinen Ahmeddin Çarlak, Manisa Dağcılık Kulübü ekibi ile birlikte Büyük Ağrı, Demirkazık ve Cilo Dağları'nda tırmanışlar yapmıştır.       

       1955 yılında Bozkurt Ergör, Trabzon'da askerlik yaptığı dönemde bir hafta sonu Kaçkar Dağları'na gitmiş ve ilk çıkışını kendi gerçekleştirdiği için adını Ergör Tepe ( 3589 m. ) koyduğu zirveye tırmanmıştır.     

       1956 yılında federasyon tarafından Aladağlara'da bir tırmanış etkinliği daha organize edilmiştir. Etkinliğe Türkiye'nin değişik bölgelerinden 53 dağcı katılmıştır. Bu etkinliğe misafir olarak Avusturyalı dağcıların da katılmasıyla büyük bir ekspedisyon oluşturulmuştur. Bu etkinlik sırasında Demirkazık ( 3756 m. ) ve Emler ( 3723 m. ) zirvelerine tırman ekip arasında Bozkurt Ergör, Muzaffer Erol Gez ve Engin Kongar bulunmaktadır. Bu tırmanıştan 1 ay kadar sonra Demirkazık zirvesine tekrar tırmanmak üzere gelen Engin Kongar 8 Eylül 1956 tarihinde batı yüzünde tırmanış sırasında düşerek hayatını kaybetmiştir.        

       Bu olay ülkemizde ölümle sonuçlanan ilk dağ kazasıdır. Dr. Bozkurt Ergör yıllar sonra Aladağlar'ın haritasını yaparken bugün Emler adıyla bilinen zirveye "Engin Tepe" adını vermiştir. Engin Kongar' ın mezarı Aladağlar' da, Niğde - Çamardı yolu üzerinde Çukurbağ Köyü kavşağı yakınında bulunmaktadır.  

1960 LI YILLAR       

       1950-1960 yıllarında Ankara, Manısa, Kayseri, Erzurum illerinde dağcılık kulüpleri kurulma girişimleri başlamıştır. 1960 lı yıllarda Dağcılık ve Kış Sporları fedarasyonu içersindeki tartışmalar hız kazanmış ve bazı ayrılıklar yaşanmıştır. Dr. Bozkurt Ergör 1962 yılında İstanbul'da "Türk Dağcılık Kulübü" adı altında ayrı bir örgütlenmeye gitmiştir. Bu örgüt 1972 yılına kadar varlığını sürdürmüştür. 12 Mart askeri yönetimi sırasında kulüp kapanmıştır. Kulübün yönetiminde başlangıçta Dr. Bozkurt Ergör, Şinasi Barutçu, Muvaffak Uyanık gibi kişiler bulunmaktadır. 1963 yılında Sönmez Targan kulübün başkanlığını yürütmüştür. Aynı dönemde, Anadolu'da farklı illerde dağcılık kulüplerinin kurulması için çalışmalar sürdürülmüştür. Bu çalışmalar ülkemizde ilk özel dağcılık örgütlenmelerinin çekirdeğini oluşturmuştu.        

21 Temmuz 1966 tarihinde federasyon resmen ikiye ayrılmış ve Dağcılık Fedarasyonu bağımsız bir birim olarak çalışmalarına başlamıştır. Ayrıldıktan sonra Federasyonun ilk başkanlığına Latif Osman Çıkıgil getirilmiştir. 1965, 1966 ve 1967 ve onu izleyen yıllarda Türk dağcıları artık her yıl Aladağlar' a kamp kurmaya ve çeşitli tırmanışlar yapmaya başlamışlardır. Bu tırmanışlar sırasında bir çok ilk Türk çıkışı gerçekleştirilmiştir. 1965 yılında Muzaffer Erol Gez başkanlığında 8 kişilik ekip çeşitli zirve çıkışlarının yanı sıra Cebelbaşı ( 3574 m. ), Direktaş ( 3510 m. ) ve Kızılkaya ( 3725 m. ) zirvelerinin ilk Türk çıkışlarını yapmıştır. 1966 yılında gene Muzaffer Erol Gez başkanlığındaki 4 kişilik bir ekip Gürtepe ( 3630 m. ) zirvesinin ilk Türk çıkışını gerçekleştirmiştir. 1967 yılında Federasyon tarafından Aladağlar' da büyük bir tırmanış kampı kurulmuştur. Kampa Latif Osman Çıkıgil, Bozkurt Ergör, Sönmez Targan, Muzaffer Erol Gez, İsmet Ülker gibi dağcıların da aralarında bulunduğu toplam 30 kadar dağcı katılmıştır.        

       Kampa katılan dağcılar gruplara ayrılarak bir çok zirve tırmanışı gerçekleştirmişlerdir. Kaldı kuzey, Kaldı güney-doğu ilk Türk çıkışı, Sıyırmalık zirvesi batı duvar çıkışları Türk tırmanış tarihinde birer ilktir. Bu tırmanış, ülkemizde teknik duvar çıkışlarının başlangıcı olarak kabul edilebilir. 1969 yılında Bozkurt Ergör ve Sönmez Targan Demirkazık ilk kış tırmanışını gerçekleştirmişlerdir. Bu tırmanış Türk dağcılık tarihinde bir dönüm noktasıdır. Bu tırmanışla birlikte Türk dağcıları ülkemizdeki dağların kış çıkışlarını yapmak için çalışmalar başlatmışlardır.       

       Türkiye de Dağcılık sporunun tarihçesini eksiksiz  yayınlamak mümkün görünmemektedir.  Örneğin 1966 lı ve 1980 li  yıllarda Türk Dağcılık sporuna hizmet veren Gazı Kadogen, Yücel Dönmez, Canip Karakuş, Ahmet Şahin, Şahap Atalay, Adnan Doğu, Ertuğrul Dayıoğlu, Halit Değirmencioğlu, Gültekin Çeki   gibi kişilerin Dağ turizminde ve dağcılıksporundaki verdiği hizmetler ve yaptığı tırmanışların izlerini silmek mümkün değildir.  

1970 Lİ YILLAR         

       Bu yıllarda Türk dağcıları yoğun olarak daha teknik tırmanışlar ve kış çıkışları yapmaya yöneldikleri görülmektedir. 1969 yılında Demirkazık zirvesi kış çıkışından sonra Dr. Bozkurt Ergör, 1970 yılında Büyük Ağrı zirvesinin ilk kış çıkışını gerçekleştirdi.      

       1972 yılında Yalçın Koç ve Hüseyin Özbek Kaldı zirvesinin ilk kış çıkışını yapmış, Gene Yalçın Koç Reşko nun ilk kış çıkışını yapmıştır.        

       29 Aralık 1973 - 6 Ocak 1974 tarihlerinde Dağcılık Federasyonunca düzenlenen Kaçkar dağı kış tırmanışında Sönmez Targan, Yalçın Koç, Mustafa Gültekin, Atilla Erkut, Yüksel Kuranoğlu, Turgut Taşer, Alaattin Karaca, Kemal Kantarcı, Hüseyin Şen den oluşan ekip  4 Ocak 1974 tarihinde saat 19.00 da Yukarı Kavrandan tırmanışa başlayarak 5 Ocak 1974 tarihinde 17 saat süren tırmanış sonrası Büyük buzul rotasından saat 12.00 de  Kaçkar dağına zirvesine  kişin çikan ilk ekip olmayı Türk dağcılığına kazandırmışlardır. (Dağcılık Federasyonu yayını Temmuz 1974)      

       Yine 4-9 Şubat 1974 tarihlerinde Erciyes Dağ evinde açılan eğitim  kampının sonunda Genç dağcılarımızdan Kemal Kantarcı ve Alaattin Karaca Erciyes in ana doruğuna kışın ulaşmayı denemişler, o günün koşullarıyla çok büyük bir başarı elde ederek kışın ortasında Erciyes in 3917 metre yükseklikteki ana doruğuna ulaşan ilk dağcı olmak şerefini Türk Dağcılığına hediye etmişlerdir. ( Dağcılık Federasyonu yayını Temmuz 1974)     

       1973 yılında  atamayla Dr.Bozkurt Ergör Türkiye Dağcılık Federasyonu başkanlığına getirildi.15- 25 Temmuz 1973 tarihlerinde Doktor Bozkurt Ergör Federasyonunca Kayseri Tekir yaylasında açılan eğitim kampı, dağcılık sporunun ülke geneline yayılmasında dönüm noktası olmuştur. Bozkurt Ergör, Metin Öz, Yalçın Koç, Ahmet Şahin in eğitmenlik, Elazığ bölgesinden öğretmen Kenan Hatipoğlunun kamp müdürlüğü, Özcan Albuz un kamp müdür yardımcılığı  yaptığı eğitim faaliyeti sonrası başarılı olan dağcılar o günün koşulları ile Niğde Aladağlar da Kaya uzmanlığı kampına alınmışlardır. Onyedi  günlük eğitim sürecince  Alaca, Kaldı, Laitkaya, Güzeller, Demirkazık, Kızılkaya, Direktaş zirvelerine tırmanışlar yapılmış, Parmakkaya ya ise tırmanma denemesi gerçekleştirilerek, kayanın kuzey yüzündeki oyuk bölümüne kadar tırmanılmıştır.        

       Bu eğitimlerden yetişen Alaattin Karaca, (Erzurum) Gazenfer Albayrak, (Elazığ) Ziya Mengenecioğlu, (Erzurum) Sait Mutlu, (Mersin) İsmaılUyanık, (İstanbul) Halil Alpay, (İstanbul) Oğuz Salihoğlu, (Kayseri)  Ahmet Orhun, (Konya )  Mehmet Vurgun, (Niğde) Turgut Güner, (Ordu ) Bahri Bayraktutan,  (Rize)  daha sonrakı yıllarda yetişen dağcıların eğitimlerinde büyük katkı sağlamışlardır.         

       O günün koşulları ile az sayıda olan dağcılarımıza Ergun Kuyumcu, Orhan Ayalp, Adnan Kayatepe, Mumtaz Çankaya, Nuri Dokuzoğlu, Ömer Faruk Gülşen, Gökhan Elmaslı, Tekin Küçüknalbant, Rıza Yücesan, Şükrü Soyata  ve ismini sayamayacağımız kişiler katılarak dağcılık sporunun yaygınlaştırılmasına çalışılmışlardır.         

       Doktor Bozkurt Ergör sadece eğitim çalışmaları ile değil, Dağcılık malzemelerinin ülkemizde üretilmesinde de liderlik ederek sporumuzun gelişmesine  büyük katkı sağlamıştır. Kişisel dostlukları sonucu Kayseri Sanat enstitüsünde ve Kayseri Sanayi sitesinde büyük emeklerle yaptırdığı Karabina, çeşitli sikkeler, Krampon, Kazma, Tozluk,  gibi malzemelerle tırmanışlar yapılmıştır.        

       1966 yılından itibaren ayrı bir birim olarak örgütlenen Türkiye Dağcılık Federasyonu Bozkurt Ergör'ün başkanlığı döneminde, 1977 yılında Uluslararası Dağcılar Birliği 'ne ( UIAA ) resmen üye olmuştur ve halen Türkiye Dağcılık Federasyonu UIAA’ nın üyesidir. 

1980 Lİ YILLAR          

       Bu yıllar ülkemizde Güney Doğu bölgelerimizde bölücü terör  yaygınlık kazandığı yıllardır. Bu olaylar ülkemiz dağcılığını da olumsuz etkilemiştir. Bu bölgede yer alan Cilo ve Sat dağları tırmanışa kapatılmıştır.  Bu dağlar günümüzde de tırmanışa kapalı durumdadır. Bölgede tırmanışa kapatılan diğer önemli dağlar arasında Ağrı ve Süphan Dağı da bulunmaktadır. Ağrı Dağı 1990 yılında tırmanışa kapatılmış ve 1999 yılına kadar hiçbir tırmanış yapılamamıştır. 1999 yılından sonra Ağrı ve Süphan Dağları izinli olarak tırmanışa açılmıştır. 80 li yıllarda Güney Doğu bölgemizde yaşanan bu gelişmeler sonucu dağcılarımızın ilgisi yoğun olarak Aladağlar üzerinde toplanmıştır. Bu yıllarda Aladağlar' da bir çok tırmanış organize edilmiştir. Bu tırmanışlardan bazılarını aşağıda vermek istiyoruz.            

       1980 yılında ADB'den Ömer Tüzel ve Recep Çatak Aladağlar'da Direktaş zirvesinin ( 3510 m. ) kuzey duvarından ilk Türk çıkışını gerçekleştirdiler. 80 li yılların başında ADB' den Kaşif Aladağlı ve Recep Çatak'ın da içinde bulunduğu bir grup, Aladağlar'ın Torasan bölgesi haricinde tamamında keşif ve sırt haritalarının çıkartılması amacıyla etkinlik ve bir dizi teknik tırmanış gerçekleştirmiştir. 1983 yılında Ömer Tüzel  Vay  Vay ( 3563 m. ) güney batı yüzü ilk Türk tırmanışınıyapmıştır. Hikmet ve Ahmet Gürbüz kardeşler 1984 yılı kış aylarında Kızılkaya ( 3725 m. ) ilk kış tırmanışını yapmıştır.                 

       Kızılkaya kış tırmanışı iki gün içerisinde arka arkaya üç ayrı ekipçe gerçekleştirilmiştir. Alaattin Karaca, Mehmet Yüregilli, Celalettin Karacan dan oluşan ikinci ekip ilk tırmanışın yapıldığı ikinci gün, Kızılkaya kış tırmanışını gerçekleştirmiştir.  1985 yılı kış aylarında ise Alaca zirvesinin ( 3582 m. ) batı yüzünden ilk Türk kış çıkışlarını gerçekleştirmişlerdir.        

       1986 kış aylarında Tekin Küçüknalbant Güzeller ( 3461 m. ) zirvesinin güney sırtından solo olarak ilk Türk kış çıkışını gerçekleştirmiştir. 1986 yılında Küçük Demirkazık -zirvesinin ( 3400 m. ) Orhan Özçalık liderliğinde 3 kişilik bir ekip tarafından ilk kış çıkışı gerçekleştirilmiştir.        

       1987 yılında Emler zirvesinin ( 3723 m. ) ilk kış tırmanışı Ümit Genç tarafından solo olarak yapılmıştır. Aynı yıl Batur Kürüz Direktaş zirvesine ( 3510 m. ) güney yüzden solo kış çıkışı yapmıştır. 1988 yılında Parmak kaya’nın ilk Türk çıkışı Emre Altoparlak tarafından gerçekleştirilmiştir.         

       Bu tırmanışlar yapılırken Dağcılık Federasyonu'nda 1984 yılında Prof. Dr. Abdülmecit Doğru başkanlığa getirilmiştir. Abdülmecit Doğru 1990 yılına kadar başkanlığı yürütmüştür. Bu süre içinde bir çok yurt dışı tırmanış gerçekleştiren Abdülmecit Doğru, 1991 yılı Erciyes kış tırmanışı sırasında Prof. Dr. Ahmet Bilge ile birlikte çığ düşmesi sonucu hayatını kaybetmiştir.  

1990 LI YILLAR VE GÜNÜMÜZDE DAĞCILIK                                

       1990 yılında Anadolu Dağcılar Birliği ( ADB) kapanmıştır. Bazı üniversitelerimizde çok az sayıda Tescilli Dağcılık Kulüpleri kurulmuştur. Bazı Üniversitelerimizde ise spor kolları veya Spor Birlikleri bünyesinde dağcılık faaliyetleri yürütülmüştür.        

       1990 yılı Ağustos ayında Hacettepe Üniversitesi Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü'nden ( HÜDDOSK ) Ertuğrul Melikoğlu, Dekirkazık kuzey duvarının ilk ve solo çıkışını gerçekleştirmiştir. Bu çıkıştan 4 gün kadar sonra Aynı duvar Gıyasettin Demirhan ve Murat Yıldırım tarafından bir kez daha çıkılmıştır.         

       Aynı yıl aralık ayında Hacettepe Üniversitesi Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü'nden Ertuğrul Melikoğlu, Orhan Özçalık, Ataç Besi, M. Ali Onur, Bülent Ferhatoğlu'ndan oluşan 5 kişilik ekip, Demirkazık zirvesi batı rotasından ilk çıkışı gerçekleştirmişlerdir. 1991 yılında Ertuğrul Melikoğlu Parmakkaya'nın ilk solo çıkışını gerçekleştirmiştir. Ertuğrul Melikoğlu, ayrıca Kaldı zirvesinin ( 3688 m. ) Kuzey Doğu buzulu üzerinden bu zirvenin ilk solo kış çıkışını gerçekleştirmiştir.        

       1990 yılı içinde Türk dağcılığı gerçekten patlama yapmıştır. Yeni kuşak dağcılar ülke genelindeki bir çok zirveye çok önemli tırmanışlar gerçekleştirmişlerdir. Yurt dışında ise gerçekten kısa süre önce hayal bile edilemeyecek zirvelerin çıkışları gerçekleştirilmiştir. Son dönemde ülkemiz dağcılığına damgasını vuran iki isim, Bilkent Üniversitesi Doğa Sporları kolundan  yetişmiş aynı yıllarda Türkiye Dağcılık Federasyonu yönetiminin maddi ve manevi  büyük desteğini almış  Nasuh Mahruki ve Tunç Fındıktır. Sadece Tunç Fındık'ın yurt içi ve dışında çıktığı 400 den fazla zirve ile Aladağlar ve Kaçkar Dağlan'nda açtığı ve ilk tırmanışlarını gerçekleştirdiği 100 den fazla yeni rota bulunmaktadır. Bu dağcılarımızın yanı sıra, Kürşat Avcı, Serhan Poçan, Ertuğrul Melikoğlu, Yılmaz Sevgül, Gıyasettin Demirhan, Haldun Aydıngün, Murat Kandi, Doğan Palut, Alper Sesli, Uğur Uluocak gibi dağcılarımız günümüz dağcılığında yaptıkları bir çok tırmanışla öne çıkan isimler olmuşlardır. 1995 yılında dağcılık federasyonu başkanlığını yürüttüğü dönemde Tayfun Tercan, Kaçkar dağlarında bir tırmanış dönüşü düşerek hayatını kaybetmiştir. Ne yazık ki, Kürşat Avcı ve Uğur Uluocak da son dönemde dağların bizden aldığı isimler arasına katılmışlardır. İTÜDAK'dan Uğur Uluocak 3 Temmuz 2003 tarihinde Kırgızistan'da Teke Tor zirvesi ( 4441 m. ) dönüşünde düşerek hayatını kaybetmiştir. 7 Ağustos 2003 tarihinde ise Aladağlar Demirkazık kuzey duvarı çıkışı sırasında HÜDDOSK' dan Kürşat Avcı tutunduğu kayanın kopması sonucu düşerek hayatını kaybetmiştir.  

1997-2006 YILLARI                  

       Fahri olarak yürütülen Federasyon başkanlığı ve yönetim kurulu üyelikleri görevi yıllarca büyük bir özveriyle yürütülmüştür. Bazı yönetimler eğitim ağırlıklı çalışmalar yaparak dağcılık sporunu ülke geneline yaymaya özen gösterirken, bazı yönetimlerde tırmanış ağırlıklı faaliyetler yapmayı tercih etmişlerdir. Bazı yönetimler eğitim Dağcılık Federasyonunun görevi değildir demiş, bazı görevlilerde yurtdışı tırmanışlar yapmayı ön plana çıkarmışlardır.      

       Yıllarca bu anlayış doğrultusunda yapılan dağcılık günümüze kadar gelmiştir. En acı olanı ise  Türkiye Dağcılık Federasyonu  kalıcı tarafsız ve adil bir arşiv sisteminden yoksun bırakılmıştır. Gerçek dağcılık yapan kişiler yazma alışkanlığını oluşturamamış, Bu durum ise dağcılık tarihi açısından büyük eksikliktir.          

       5 Aralık 1993 Yılından sonra ülkemizde spor federasyonları başkanları seçimle göreve gelmeye başlamışlardır. 1993 yılında yapılan ilk seçimlerde merhum Tayfun Tercan, Sayın Alaattin Karaca, Sayın Sönmez Targan ve Sayın ZiyaMengeneci Türkiye Dağcılık Federasyonu başkanlığına aday olmuşlardır.Yapılan seçimler sonrası Dr.Tayfun Tercan 35Alaattin Karaca 27, Ziya Mengeneci 14, Sönmez Targan 10 oy almışlardır. Oy sayılarından da anlaşılacağı gibi en fazla oyu alan merhum Tercan Türkiye Dağcılık Federasyonu  Başkanlığına seçimle gelen ilk federasyon başkanı olmuştur. Merhum Tayfun Tercan 1995 yılında Kaçkar dağlarında  yürüyüş dönüşü geçirdiği kaza sonrası şehit olmuştur. Bu üzücü olaydan sonra 18-01-1996 tarihinde  Ziya Mengeneci Bakanlık onayı ile Türkiye Dağcılık Federasyonu Başkanlığına atanmıştır. 1997 yılında yeniden yapılan seçimlerde  Alaattin Karaca ve Ziya Mengeneci Federasyon Başkanlığına aday olmuşlardır.Yapılan seçimler sonrası 118 delegenin 83 unun oyunu alan Alaattin Karaca Türkiye Dağcılık Federasyonu Başkanlığına seçilmiştir.         

       1997 yılında ülkemizdeki yazılı kaynaklarda dağcılık sporunun sayısal verileri ise, 25 aktif il, 23 tescilli dağcılık kulübü, 919 lisanslı sporcu olarak  görülmektedir. O tarihlerde Türkiye Dağcılık Federasyonu Eğitim Yönetmeliği, Eğitmen Yönetmeliği olmayan bir federasyon konumundadır. Eğitimler usta çırak ilişkisi içerisinde verilmekte, tek yasal belge ,Sayın Dr Bozkurt Ergör döneminde Ankara yakınlarındaki Hüseyin Gazide 17-25 Haziran 1974 tarihinde açılmış olan Dağcılık Eğitmeni yetiştirme kampını başarı ile tamamlayan Ankara Bölgesinden Faruk Sükan, Hakkari Bölgesinden Kemal Çapa, Rize Bölgesinden Bahri Bayraktutan, Erzurum Bölgesinden Alaattin Karaca, İçel Bölgesinden Sait Mutlunun yardımcı eğitmen belgesine sahip oldukları görülmektedir.      

       Son dönemde federasyon başkanlığını ülkemizin yetiştirdiği ve halen aktif olarak dağcılık yapan, ülkemizin ve Avrupa’nın en yüksek dağı olan Ağrı dağına 2004 yılına kadar 82 defa zirve tırmanışı yapan  Sayın  Alaattin Karaca yürütmektedir. Sayın Karaca’nın göreve gelmesi ile dağcılık sporu ülkemizde yaygınlaşma politikası izlemiştir.     

       Yapılan özverili çalışmalar sonrasında 1997 yılında  25 olan aktif il sayısı 2006 yılında 79, 23 olan aktif kulüp sayısı 194,  919  lisanslı dağcı sayısı Haziran 2006 itibari ile  GSGM verilerine göre  4503 bayan, 13405 Erkek sporcu olmak üzere Toplam 17908’dır.( http://www.gsgm.gov.tr/sayfalar/istatistik/istatistik_index.htm# )      

       Bu dönemde daha önce olmayan Eğitim, Eğitmen ve Dağcılık Mihmandarlığı Yönetmelikleri hazırlanmış ve yürürlüğe konulmuştur. Çıkarılan Eğitim Yönetmelikleri ile eğitimler iki başlık altında toplanmış Yaz Eğitimleri - Kış eğitimleri şeklinde iki guruba ayrılarak Yaz Temel, Yaz Gelişim ve İleri Seviye Kaya eğitimi, Kış Temel, Kış Gelişim ve İleri Seviye Kar Buz Eğitimleri şeklinde alt başlıklara ayrılmış ve her eğitim sonrası yapılan teorik ve pratik sınavlarla başarılı öğrenciler belirlenmiştir. Yaz ve Kış eğitimlerini başarı ile tamamlayan sporculara Kış ve Yaz Arama Kurtarma ve istekleri halinde Dağ Kayağı Eğitimleri verilmiştir.      

       1997-2006 yılları arasında ülkemizde çok sayıda Dağcılık Kulüpleri kurulmuş, çok sayıda gencimiz Dağcılık eğitim çalışmalarına katılmıştır. Büyüklerin yanında, Gençler ve yıldızlar kategorilerinde eğitim faaliyetleri düzenlenerek eğitimler verilmeye başlanmıştır. Bu tarihten sonraki gelecek yıllar bu dönemde yetişen dağcıların  yılları olacaktır.       

       Ülkemizde bir dönemler spor olup olmadığı tartışılan Dağcılık sporu 1997-2006 lı yıllarda saygınlık kazanmış, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Sivil Savunma Birlikleri ve diğer Kurumlar Türkiye Dağcılık Federasyonu ile ortak çalışmalar  yapmaya başlamışlardır.     

       Federasyonca verilen Yaz ve Kış Arama Kurtarma Eğitimleri sonucu,  Dağcılık sporunda aktif illerimizde Dağcılık Arama Kurtarma Birimlerinin çekirdek kadroları oluşturulmuştur. Dünya Dağcılar Birliği ile Türkiye Dağcılık Federasyonu ilişkilerinde büyük gelişmeler sağlanmış 16 Ekim 2004 tarihinde Hindistan Yeni Delhi’ de yapılan (UIAA) Dünya Dağcılık Birliği toplantısında Nejat Akıncı Ülkemizi temsilen Dağcılık Komisyonu üyeliğine seçilmiştir.     

       İlk yıllarda sadece dağcılık ve turkayağı branşında faaliyet gösteren Dağcılık federasyonunun bünyesinde yeni branşlar oluşturulmuştur.  22.12.2000 tarih ve Merkez Danışma Kurulunun 331 sayılı onayı ile Spor Tırmanma branşı ilave edilmiş ve ilk resmi yarışması ise 28-29 Ocak 2006 tarihlerinde Sakarya Üniversitesi Spor Kompleksi içinde bulunan nizami Tırmanma Duvarında gerçekleştirilmiştir. Dağ kayağı branşında ise UIAA ya ilk üyelik 2006 yılında yapılmıştır. İtalya’da yapılan dağ kayağı dünya şampiyonası yarışmalarına Nejat Akıncı ülkemizi temsilen ilk katılan yarışmacı olmuştur. UIAA ile olan ilişkilerimiz dehada ilerleyerek UIAA komisyonları ülkemizde toplantılar yapmaya başlamıştır. 9-12 Haziran 2005 tarihinde Kayseri Erciyes dağ evinde Çevre ve dağlara giriş komisyonu 13-16 Nisan 2006 tarihinde Antalya Olimpos ta ise Dağcılık Komisyonu toplanmış ve Türkiye Dağcılık  Federasyonu bu toplantılara ev sahipliği yapmıştır.       

       Türkiye Dağcılık Federasyonu büyük bir samimiyet ve güvenle eğitim çalışmalarını UIAA standartlarına açmış 11 Nisan 2006 tarihinde UIAA standartları komisyonundan gelen heyet Isparta Çandır dakı eğitim çalışmalarını izlemiş ve eğitimle ilgili   taktir ve beğenilerini belirtmişlerdir.      

       1997-2006 dönemde dağcılık sporu sadece dağcılık olarak ele alınmamış Sosyal, kültürel ve ekonomik boyutları ile de ele alınmıştır. Her faaliyet öncesi idareci, sporcu, eğitmenler toplu şekilde Atatürk Anıtına giderek tören yapıp faaliyetleri başlatmaları geleneksel hal almış ve bu uygulama halkımızın ve yöre insanının ilgisini çekerek halkın taktirini kazanmıştır.Ülkemizdeki anlamlı ve önemli günlerde anma tırmanışları yürüyüşler düzenlenmiştir. Erzurum'dan Sarıkamış’a Tur Kayakları ile geleneksel yürüyüşler, Afyon  Kocatepe’den İzmir Bel Kahve'ye 30. Ağustos Zafer Haftası Yürüyüşü, Allahuekber Şehitleri Anma Tırmanışı, Çanakkale Şehitlerimizi Anma Tırmanışı, 30 Ağustos Uluslar arası Ağrı Dağı Zafer Haftası Tırmanışları geleneksel hale getirilerek çok sayıda katılımcıyla faaliyetler gerçekleştirilmiştir.      

       2002 Dünya dağlar yılı nedeniyle oluşturulan proje gereği on Cumhurbaşkanımız adına ve anısına ülkemizde on ayrı dağa Cumhurbaşkanları Tırmanışları düzenlenmiştir. Tırmanış öncesi ve sonrası bastırılan kitaplarla bu anlamlı faaliyetler ölümsüzleştirilmiştir. 2002 Yılında Kırgızistan Bişkek te düzenlenen dağlar yılı küresel toplantısına Türkiye Dağcılık Federasyonu katılmış oluşturduğu stantla 2002 dünya dağlar yılında ülkemizde yapılanları ve ülkemizdeki dağcılıksporunu katılımcı ülkelere anlatmaya özen göstermiştir.. 

YURT DIŞINDA YAPILAN TIRMANIŞLAR               

       Türk Dağcılarının yurt dışında gerçekleştirdiği tırmanışların en eskisi ilk Türk Dağcısı olarak da bilinen Ali Vehbi Türküstün’ün 1906 yılında Alp Dağları'nın en yüksek noktası olan Mont Blanc zirvesine yaptığı tırmanıştır. Bu tırmanış Türk dağcılık tarihinde bilinen ilk tırmanışı olduğu kadar yurt dışında yapılan ilk tırmanıştır. Daha sonra uzun yıllar yurt dışı tırmanış yapılamamıştır. 1964 yılında Bozkurt Ergör'ün İsviçre'de Möch ( 4003 m. ) ve Fransa'da Mont Blanc ( 4807 m. ) zirvelerine tırmanmıştır. Bu tarihten sonra 1980 li yıllarda Abdülmecit Doğru'nun gerçekleştirdiği bir dizi tırmanış bulunmaktadır. 1980 yılında Kafkaslar'da Elbruz dağı ( 5642 m.), 1983 yılında Rusya'da Pamir Dağlan' nda Halil Alpay ile birlikte gerçekleştirdiği Peak Lenin zirvesi ( 7134 m. ) ve 1985 yılında Komünizm zirvesi (7495 m. ) bu zirvelerin ilk Türk çıkışları olmuştur. 1989 yılından sonra yurt dışı çıkışlar büyük bir ivme kazanmıştır. 1989 yılında İran'da bulunan Devamend zirvesi ( 5671 m. ) tırmanışına katılan on dağcımız iki ayrı rotadan çıkarak zirveye ulaşmışlardır. 1992 yılında Nasuh Malıruki, Kırgızistan'da bulunan Tien Shan Dağları'nda Khan Tengri ( 7010 m. ) zirvesine tırmanmıştır. 1993 yılında ise Kafkasya Dağları'ndaki Elbruz zirvesine ( 5642 m. ) ilk Türk kış çıkışını yapmıştır. 1993 ve 1994 yıllannda TDF'nin girdiği uluslararası ilişkiler ve ayırdığı ödenek sayesinde Türk Dağcıları Pamir Dağlan, Tien Shan Dağları ve Demavend Dağı'na çeşitli expedisyonlar düzenlemişlerdir. Bu etkinliklerden ilki, 1993 yılında Pamir Dağları'ndaki Peak Lenin ( 7134 m. ) zirvesine düzenlenmiş ve Nasuh Mahruki ile Uğur Uluocak zirveye çıkmışlardır. Aynı etkinlikte diğer gruptan Serhan Poçan ve Seyhan Çamlıgüney Tien Shan Dağları'nda Khan Tengri zirvesine ( 7010 m. ) çıkılmışlardır. Aynı yıl Demavent'e de tırmanılmıştır. TDF'nin organize ettiği ikinci etkinlik ise 1994 yılında yapılmış ve Tien Shan Dağları'nda Khan Tengri zirvesine kötü hava koşulları nedeniyle çıkılamamıştır. Aynı yıl yapılan bir diğer etkinlik ise gene Demavent zirvesine olmuştur. 1994 yılında Nasuh Mahruki, askerliğini yapmakta iken özel izin alıp Rusya'da bulunan 7000 m.lik 3 önemli zirvenin tırmanışını daha gerçekleştirmiştir. Sırasıyla Pamir Dağları'ndaki Korjenevskoy ( 7105 m. ) ve Communisma ( 7495 m. ) ile Tien Shan Dağları'ndaki Pobeda ( 7439 m. ) zirvelerine çıkarak Sovyet Asya'nın 7000 m.nin üzerindeki en yüksek 5 zirvesine çıkmıştır. Böylece bu 5 zirveye tırmanan dağcılara Rusya Dağcılık Federasyonu tarafından verilen "Kar Leopan" unvanını almıştır. 1994 yılı ağustos ayında Uğur Uluocak tarafından da 4 önemli tırmanış gerçekleştirilmiştir. Peak Varadiov zirvesi ( 5600 m. ), Korjenevskoy ( 7105 m. ), Communisma ( 7495 m. ) ve Peak Of Four zirvesi ( 6299 m. ) Bu son zirvenin ilk Türk çıkışı ise 1 ay kadar önce Nasuh Mahruki tarafından yapılmıştır. 1995 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Dağcılık Kolundan ( YTÜDK ) Alper Sesli, Kenya sınırları içinde bulunan Afrika kıtasının en yüksek doruğu olan Kilimanjero zirvesine ( 5895 m. ) tırmanmıştır. 1995 yılının en önemli başarısı hiç kuşkusuz Nasuh Mahruki'nin 17 Mayıs 1995 tarihinde gerçekleştirdiği Everest zirvesi ( 8848 m. ) tırmanışıdır. 1996 yılında Nasuh Manruki 7 kıtanın en yüksek zirvelerinin tamamına çıkmayı başarmıştır. Everest'ten sonra sırasıyla, 1995 yılında Vinson ( 5140 m. ) ve Aconcagua (6959 m. ) zirvelerine tırmanmıştır. 1996 yılında ise, Mc Kinley ( 6194 m. ), Kilimanjaro ( 5895 m. ), Elbruz ( 5642 m. ), Cosciusko ( 2320 m. ) zirvelerinin çıkışını yapmıştır. 1996 yılında TDF tarafından desteklenen Khan Tengri tırmanışı gerçekleştirmiştir. Tırmanışa katılan Serhan Poçan, Uğur Uluocak, Tunç Fındık, Kürşat Avcı, Yılmaz Sevgül, Engin Külahoğlu, Gülay Ünal, Burçak Özoğlu başarılı şekilde zirveye ulaşmışlardır. 1998 yılında Nasuh Malıruki Lhotse zirvesine tırmanmıştır. 1999 yılında Uğur Uluocak Shisha Pangma ( 8013 m. ) ve Cho Oyu ( 8201 m. ) çıkışlarını 7 gün ara ile tamamlamıştır. Nasuh Mahruki 2000 yılında dünyanın en zor zirvelerinden biri olan K2 zirvesinin ( 8611 m. ) çıkışını gerçekleştirmiştir. 2001 yılında Tunç Fındık Everest zirvesine ( 8848 m. ) farklı bir rotadan çıkarak buraya çıkan ikinci Türk olmuştur. Alaattin Karaca döneminde beş dağcımız 7105 mt.lik Peak Konjerevesko zirvesine tırmanış denemiş iki sporcumuz zirveye ulaşmiştır. 

ÜLKEMİZDE DAĞCILIK ÖRGÜTLENMESİ                     

       Türkiye'de Dağcılık örgütlenmeleri  mevcut federasyonlar Yetki ve Sorumluluk yönetmeliğe göre yapılmak zorundadır. Dağcılık Federasyonu çok köklü bir geçmişe sahip olmakla birlikte, uzun yıllar diğer spor branşlarında olduğu gibi başkanı Devlet tarafından atama yoluyla göreve gelmiştir.       

       5 Aralık 1993 tarihinden sonra Tescilli dağcılık kulüpleri ve diğer kurum ve kuruluşların yetkililerinin oyları ile seçilen başkan ve oluşturulan yönetim ve alt kurullar, Türkiye Dağcılık Federasyonunu kendileri veya başkalarının istedi yişekilde değil Yasa ve Yönetmelikler doğrultusunda yönetmek zorundadırlar.       

       Yönetimlerin Yasa ve Yönetmeliklere dayalı  kararlı çalışması  bazı kişilerce yanlış yorumlanarak, özgürlüğün sınırlanması olarak değerlendirilmeye çalışılsa da  bu uygulama yapılma zorundadır. Yasal olmayan yasal kuruluşunu tamamlamamış hiçbir kuruluşun Federasyon imkanlarından yararlanamayacağı yasa emridir. Spor Kulübü Kuruluş Tüzüğünü hazırlamış, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne tescil işlemini tamamlamış olmalıdır.     

       Dağcı bağlı bulunduğu Spor Kulübü veya Gençlik Spor il Müdürlüklerinden Lisansını almış her yıl vize işlemini yaptırmış kişidir. Bu işlemleri yaptırmayan kurum ve kuruluşlar ile kişilerin Federasyon faaliyetlerinden faydalanamayacağı yasa gereğidir.

      Dağcılık Federasyonunu isteyenleri seyahate götüren ticari bir kurum değil, Türkiye de yasal oluşumunu tamamlamış kurumlar ile dağcı olmak isteyen ve dağcı olma hakkını elde etmiş  isteyen her vatandaşın yasa ve yönetmelikler çerçevesinde faydalanabileceği  bir spor federasyonudur. Dağcılık Federasyonunu ciddi bir Devlet Kuruluşu olarak bilmek gereklidir.

 

 

Kaynak :        Alaattin Karaca

  Türkiye Dağcılık Federasyonu Başkanı

Peak Lenin Kırgızistan

 

Türkiye Dağcılık Federasyonu

  25 Temmuz - 16 Ağustos 2007

Kırgızistan - Peak Lenin - 7134 m. Tırmanış Günlüğü

 

 

24 Temmuz 2007 - Salı

 

14.00 - İstanbul Vatan Caddesi Akgün Otelinde toplandık. Akşam saat sekizde toplantı yapacağız. Toplantı saatine kadar eksiklerimizi gözden geçirdik ve Vatan caddesindeki Migros’tan yiyecek alışverişlerimizi yaptık. Ayrıca eczaneden de gereken ilaçları aldık. 

20.00 - Toplantıda son gelişmeler gözden geçirildi. Federasyon Başkanı Alaattin Karaca bugüne kadar olan gelişmeleri özetledi. Bundan sonraki yapılacakları anlattı ve bu faaliyetin ulusal bir tırmanış faaliyeti olduğu için en ufak ayrıntılara bile dikkat edilmesi konusunda uyarılarda bulundu. Her iki ekibin bu tırmanışları başarıyla gerçekleştirip herkesin zirveye ulaşacağına inancının tam olduğunu belirtti. Çünkü buradaki sporcuların Türkiye Dağcılık Federasyonu Yönetim Kurulu tarafından Türkiye Dağcılık Federasyonu Teknik Kurulunun değerlendirdiği istatistiki verilere dayalı olarak titizlikle seçildiğini söyledi. Ayrıca Yönetim Kurulunun belirlediği üzere bu faaliyette Peak Lenin tırmanışına katılacağını, bilgi ve becerisini bizlerle paylaşmaya gayret edeceğini ekledi. Daha sonra Ersan Başar ise yurt dışı ile yapılan en son görüşmeleri aktardı. Oradaki program konusunda bilgi verdi. Toplantıdan sonra Akgün otelde kalındı.

 

 

25 Temmuz 2007 - Çarşamba

 

 

11.00 - Kamuoyunu ve camiamızı bilgilendirmek amacıyla basın toplantısı yapıldı ve hazırlanan basın bildirisi basına dağıtıldı. Toplantının ardından otelde son hazırlıkları tamamladık. 

14.00 - Türkiye Dağcılık Federasyonu Yönetim Kurulu üyelerinden iş adamı Ahmet Hamdi Esen beyin gönderdiği iki araçla Atatürk Hava Limanına hareket ettik. Prof. Dr. Okay Vural, Ahmet Hamdi Esen ve dağcıların katılımı ile uçuş işlemleri kısa zamanda tamamlandı.   

19.50 - Bishkek uçağımız havalandı. Türk Hava Yolları TK 1348 sayılı uçağı ile uçuyoruz.  

 

 

 

26 Temmuz 2007 - Perşembe

00.30 - Bishkek deyiz. Saatleri hemen 3 saat ileri alıyoruz. Saat şu an Bishkek’de 03.30.  

03.58 - Bagajlarımızı bekliyoruz.

04.30 - Havalimanındaki bütün işlemler bitince Kırgızistan’daki iletişim kurulan şirketin elemanları bizi iki minibüsle almaya geldi.   

05.00 - Grand Hotel’e geldik.

05.30 - Gün ışımaya başladı. Uyumaya çalıştım ama nedense uyumakta zorlandım.

10.45 - Zar zor uyuduktan sonra 5 saatlik uykuyla uyandım. Benim çadır arkadaşım Erzurum Dağcılık İl Temsilcisi Çetin Bayram. Bu etkinlik boyunca her şeyi birlikte paylaşacağız. Bu nedenle de Grand Hotel de aynı odadayız. Aslında kalkış saatimiz ondu. Bugün çok dolu bir gün olacak. Türk Büyükelçiliğinde resepsiyon var. Ayrıca Mustag Ata’ya gidecek ekibi bugün yolcu edeceğiz. Narin’e doğru minibüsle hareket edecekler. Ardından eksik olan malzemeler yani ufak tefek diş fırçası, macun, günlük tutacağım bir defter ve asıl önemlisi ultraviyole gözlük almam gerek. Dağcılık malzemesi satan bir dükkan bulmalıyım. Gözlüğüm var tabiî ki ama yeterliliği konusunda içimde bir tereddüt var. İstanbul’da dağcılık malzemesi satan bir kaç mağazada aramış ve bulamamıştım.Diğer arkadaşlar zamanında kalkıp kahvaltılarını yapmışlar. Bizde Çetinle ayrıca oturup kahvaltımızı yaptık. Grand Hotel hoş bir yer. Anayol üzerinde ve merkezde sayılır. On dakikalık yürüyüşle şehir merkezine ulaşabiliyorsunuz. Arka da bir bahçesi var. Çimenlerin ağırlıklı olarak bulunduğu güzel bir bahçe. Masaların üzerinde çok hoş bir kahvaltı yaptık. İşin ilginç tarafı resepsiyondaki kişiden tutun servis yapanlara kadar hepsi bayan. Böyle bir otelde bütün işleri yapan görünürde bir erkek yok. Kahvaltı ise doğranmış domates, salata, omlet, ekmek ve porselen demlik içinde sallama çay. Burada farkına vardığımız bir de su konusu var. İki türlü su satılıyor. Normal su ve gazlı su. Gazlı su diye satılan mineralli su. Bizim maden sularına benzer. Ben sevdim ve daha çok mineralli suyu tercih ettim.  

13.40 - Büyükelçiliğe gitmek üzere otelden ayrıldık. Bizi götürmek için şirkette çalışan Dinara isimli bayan geldi. Türk okulunda okuduğu için bizimle Türkçe konuşuyor ve anlaşıyoruz.

14.00 - Büyükelçilikteyiz. Kırgızistan  konsolosluğumuz, Büyükelçi Vekili Sayın Semra Rana Gökmen ve eşi Sayın Özgür Gökmen, Dağcılık Türk Takımımıza resepsiyon verdi. Resepsiyona Kırgızistan Türk İş Adamları Derneği Başkanı ve yönetimi de katılmıştı.  Yapılan tören sonrası verilen nefis Türk yemekleri Kırgızistan Türk İş Adamları sponsorluğunda gerçekleşmiş. Adımız Dağcılık Türk Takımı. Bu ismi çok sevdim. Doğru çünkü biz 21 kişiden oluşan büyük bir takımız. Burada Türklerle olmak çok hoş. Kırgızistan’ı ilk tanıyan ülke Türkiye olduğu için Bishkek’teki en merkezi ve en iyi yer Türk Konsolosluğuna verilmiş. İlk açılan elçilik Türkiye olduğu içinde plakalarda 01 ile başlıyor. Ayrıca binanın harika bir bahçesi var ki burada bize yemek sundular. Yemekte Kırgızistan Türk İş Adamları Derneğinde sekreter olan Erdal Yalvaç ile tanışıyoruz. 11 yıl önce buraya Tarih okumak için gelmiş. Ondan edindiğimiz bilgilere göre burada 5000 dolayında Türk varmış. Ayrıca 150 Türk şirketi bulunuyormuş. İki üniversite varmış. Bunların birisi Devlet üniversitesi diğeri ise özel Sebat üniversitesi.   

15.30 - Büyükelçilik ve Turizm firması araçları ile kaldığımız otele hareket ettik.

16.00 - Her iki ekip son bir toplantı yaptık. Bir kez daha ayrıntıları da gözden geçirdikten sonra Mustag Ata ekibini yolcu ettik. Daha sonra şehir merkezine yürüyerek alışveriş eksiklerimizi hallettik. Nevzat, Durmuş, Çetin ve ben dağcılık malzemesi satan iki mağazaya girdik. Merkezde döviz bürosunun altında bulunan mağazada aradığım gözlüğü buldum. Satıcı bayan Julbo gözlüğü 71 dolardan 1 dolar aşağıya inmedi. Dolarları bozdurup com olarak verdim. 1 dolar 37 com. Ama com burada som olarak okunuyor. Yine kafelerden, lokantalardan, internet salonlarından, mağazalardan tutun sokaktaki tezgaha satış yapanlara kadar hepsi bayan. Dükkanlarda erkek görmek inanın çok zor. Hava kararınca otele dönüp bahçede porselen fincanlarda çay içerek sohbet ediyoruz. 

 

 

 

27 Temmuz 2007 - Cuma

 

05.00 - Telefonun sesiyle uyanıyoruz.   

05.30 - Bahçeye inip kahvaltı yapıyoruz. Kahvaltıda bu kez iri mantı, yanında doğranmış salatalık ve çay var.            

 

06.10 - Hurçlarımızı hazırlayıp otelden ayrılıyoruz.                                  

 

06.40 - Uluslar arası Manas havaalanındayız. Osh’a gideceğiz. Dinara bu kez gelmedi. Bu sefer bize eşlik etmek için anne ve babası Tatar olan Amina geldi. Gelen bayanlar özellikle genç ve güzel. Havaalanına gelince uçağın geciktiğini öğrendik. 07.15 de kalkacak olan uçak iki saat rötarla 9.15 te kalkacak. İki buçuk saat havaalanında bekleyeceğiz.                   

 

09.30 - Uçak havalandı. Küçük, gürültülü, 60 yolcu koltuğu olan eski bir uçak. Zaten on bir yolcusu biziz. Sade gofreti bizim güzel gofret paketi gibi süslemişler, bir de yanında gazlı dediğimiz mineralli suyu plastik bardak içinde sundular bize. Gofret inanılmaz berbat. Bir saatlik bir uçuştan sonra Osh’a geldik.                

 

10.30 - Osh’dayız. Osh küçük ve yeşil bir yerleşim yeri.                           

 

11.15 - Türk’e benzeyen birisi yanımıza gelip Sofia’dan bahsetti. İngilizce bilmiyor. Allah’tan diğer turun rehberi İngilizce biliyordu da o açıkladı. Bizimle konuşmaya çalışan bizi götürmeye gelen şoförmüş. Ama derdini anlatamadığı için de Sofia’dan bahsetmiş. Aslında bizi almaya gelecek olan Sofia. Ama o gelmediği için de sorun oldu. Sofia ile sonradan telefonla iletişim kurup neler yapacağımızı öğrendik. Sonradan da şoförle sıcak bir ilişki kurduk. Neyse ki Mercedes Unimog Kamyondan bozma, arkasında 12 koltuğu bulunan bir araçla havaalanından hareket ettik. Bülent ve ben aracın önünde şoförün yanındayız. El işaretleri ile anlaşıyoruz.              

 

11.45 - Sofia ile telefon görüşmesi yaptık. Dört saat sonra Yurt Kamp olduğunu ve burada güzel bir öğle yemeği yiyebileceğimizi söyledi. Taldik denilen bölgede bulunan Yurt Kamp, turların yemek için mola verdiği bir yer.                       

 

12.00 - Hala Osh’dan çıkamadık. Bir evin önünde durduk. Evin bahçeye açılan büyük kapısından büyük bir hortum ( İtfaiye aracının hortumu gibi ) çıktı. Hortumun ucunu doğruca arabanın benzin deposuna götürdü, hortumla beraber dışarı çıkan adam. Kapı genişçe açıldı ve diğer hortumun ucunun içerdeki varile takılı olduğunu gördük. Hortumu benzin deposuna takan adam içeri girip tam hortumun yarısına yerleştirdiği santrifüj motoruna benzer motoru çalıştırdı. İşin ilginç tarafı bazı evlerin önünde küçücük tahta masalar üzerinde şişe içinde benzin görüyorduk. Demek ki sistem böyle çalışıyormuş. Benzin istasyonları tabii ki var. Eğer istasyondan alırsanız litresi 21.30 com. Evlerden alırsanız 20 com. Arada 1.30 com fark var. Yani yaklaşık iki litresi bir dolar. Bu nedenle de evlerdeki benzinler itibar görüyor.                     

 

12.30 - Yarım saat süren benzin alışverişinden sonra nihayet hareket ettik. Hava çok sıcak.    

12.33 - Hareket ettikten sadece üç dakika sonra bir trafik polisi durdurdu. Biz herhalde dağa gidemeyeceğiz. Şoför arabadan inip polisin yanına gitti. Döndüğünde yirmi com işareti yaparak işi bağladığını ifade etti. Ceza trafikle ilgili kaçak benzinle değil.

14.00 - Nihayet şehir dışına çıktık ve hafif eğimli yolda yükselerek ilerliyoruz. Sürekli nehir yatağının yanında süzülen yoldan gittik. Yol boyunca her evin önünde kimi küçük, kimileri büyük yemyeşil bahçeler, bahçelerin sınırını oluşturan yine yemyeşil ağaçlar. Evlerin üstünde eski boru şeklindeki antenler. Nehir hayat vermiş buralara. Havanın hala yağmurlu olması da bu yeşilliği cesaretlendirmiş. Ayrıca yol boyunca Rusların askeri birliklerinden kalma uzun askeri barakaları, kenarlarda sınıra benzeyen tel ya da taşlardan örülü kalıntıları, askeriye giriş kapılarını, boş askeri binaları, gözetleme kulelerini görmek mümkün. 2100 metreye geldiğimizde hava iyice serinledi. Her yer ıslak ve nemli. Yağmurun yeni yağdığı yoldaki su birikintilerinden ve çamurlardan anlaşılıyor. Büyük bir yayladan geçtik. Bizim yaylalardan tek farkı ev yerine aynı tip büyük çadırlar. Yol kenarında satış yapan küçük barakalar var.  

14.20 - 2400 metreye ulaştığımızda hava bir hayli serinledi. Artık üstümüze kalın giysileri, polarları giydik.                

 

14.40 - Yağmur başladı. Yukarıdan gelen nehir neredeyse toprak akıyor.                                        

16.30 - Taldik denilen yere geldik. Yemyeşil bir yer. Ağaçların arasında inşa edilmiş küçük bir bina. Bütün servisler burada hazırlanıyor ve yapılıyor. Önünde iki büyük, yuvarlak kıl çadır. Arkasında ise yine iki büyük çadır. Bizi Bar denilen arkadaki büyük çadırlardan birine aldılar. İçerde küçük siniler ve etrafında oturmak için küçük yastıklar var. Yandaki çadırlar ise yatak çadırları. Biz burada kalmayacağız. Sadece yemek yedikten sonra 3600 metredeki ana kampa gideceğiz. Önce bize kahve getirdiler. Yine servisi genç bayanlar yaptılar. Daha sonra da yine fincan demlikler içinde çay hazırladılar. Her çay servisinden önce siyah mı yoksa yeşil mi çay içmek istediğimizi sordular. Yaklaşık 1,5 saat sonra yemek hazırlandı. Hepimiz çok açız. İçinde et olan bir çorba ile başladık. Ardından patatesli ve etli bir yemek geldi. Yanına soğan istedik. Ekmekte harikaydı. Çok keyifli bir yemekten sonra bir kez daha çay içtik. 

19.15 - Yurt kamptan hareket ettik. Hala yağmur atıştırıyor.                     

20.00 - Yağmur yerini artık kara bıraktı. Arabanın içi karanlık. Herkes uyuyor daha doğrusu uyumaya çalışıyor. Çünkü hepimiz yorgunuz, ayrıca araba da iyice yordu. Dışarısı da çok karanlık. Sadece arabanın farlarından yolu görüyoruz. Arabanın farlarının yaydığı ışıktan süzüle süzüle yağan karı izlemek çok hoş. Saatler ilerledikçe iyice bastıran uykumuzu yolun kalın ve iri taşları sürekli tehdit ediyor. Bir türlü uyumamıza fırsat vermiyor, direniyoruz. Gözlerimiz kapalı ama uyuyamıyoruz. Artık derelerin içinden de geçmeye başladık. Dere sularını yararak ilerliyoruz. Tuvalet ihtiyacı da sıkıntı olmaya başladı ama aldıran yok. Üstelik duyan da yok. Bu sıkıntılarla olacak şey değil, hiç gelmeyecekmişiz gibi gelmişti ama nihayet geldik. Yaşasın!       

24.00 - Ana kampa geldik ve gelir gelmez de herkes tuvalet için farklı yönlere fırladı. Kar atıştırıyor, karanlık ve soğuk. 3600 metredeyiz artık. Aşağıdaki çadırlardan burada da iki tane var. Birisi mutfak hizmetleri için kullanılan diğeri ise yemek yenilen çadır. Çadırların hemen yanından küçük bir dere geçiyor. Dimitri kısa ismi Dima olan ve daha sonra çok iyi anlaştığımız Kore asıllı Kırgız bizi hemen yemek çadırına aldı. Sanki beş masa, etrafında dörder sandalye, VCD ve televizyondan oluşan dağ başında küçük bir kafeterya. Dima sıcak çayla beraber kurabiye türü şeyler sundu bize. Domates ve sarımsakla hazırlanıp küçük kaselerde sunulan sosa benzeyen yiyeceği tadıyorum, hoşuma gidiyor ve çayla yiyorum. Çoğumuz yorgun olduğumuz için yemeye fazla zaman ayırmadan ikişer kişi çadırlara geçiyoruz. Çadırlar ayakta durabileceğiniz kadar büyük. Hurçlarımızı çadırlara taşıyoruz. İç tente ile dış tente arasında malzemeleri koyacak kadar boşluk var. Yerde kalın bir sünger ve üzerinde de mat var. Hemen tulumlarımızı çıkarıp yatıyoruz. Bu faaliyet için aldığım Salewa Diadem 1000  - 40 lık tulumu ilk kez burada kullanıyorum. Ne yazık ki gece ikiye kadar uyuyamadım. Sıcaktan bunaldım. Hiç alışık olmadığım tulum beni sıcaktan uyutmadı. Tulumun içi sanki fırın. Ama dışarısı buz gibi. Gece ikiden sonra uyuyabildim. Yine de ara sıra uyandım. 

 

 

28 Temmuz 2007 - Cumartesi

 

07.30 - Uyandım. Base camp olarak adlandırılan bu yer 3600 metrede düz bir alan. Kamp alanından Pamir dağlarının doruklarını ve Peak Lenin’in doruğunu görebiliyorsunuz. Bembeyaz buzlarla ve karlarla kaplı dağlar çok etkileyici. 

08.15 - Kahvaltıdayız. Salam, kaşar peyniri, tereyağı ve dün gece ki domates sosu her zaman masada bulunan yiyecekler. Ayrıca herkese tabakta omlet yumurta ve sosis getirdiler. Her masada iki litrelik içinde sıcak su bulunan birer termos bulunuyor. Çay ya da kahve için her öğünde masalara konuyor. Masalarda ayrıca siyah, yeşil çay, neskafe ve süt tozları da bulunuyor. Servisi uzun boylu Rus bayan Maria yapıyor. Kahvaltıdan sonra Dima’nın çadırına Başkan Alaattin Karaca ile beraber gidip program hakkında konuştuk. İçinde bir yatak, malzemeler, 4400 kampı ile haberleşmek için kullanılan telsiz ve bilgisayar olan bir çadır. Dima bu kampın sorumlusu. Dima’nın İngilizcesi yeterli olmadığı için de Dima Maria’yı çağırdı. Maria Rusçaya çalan İngilizcesi ile Dima’ya yardımcı oldu. Bende çok rahatladım, en azından Maria ile daha rahat anlaşabildik. Dima’nın anlamadığı zamanlar konuya girip Dima’ya açıkladı. Onların bize hazırladığı programda değişiklikler yapıyoruz. Çünkü onların hazırladığı programa göre aklimatize için en son 6200 kampından sonra 3600 metredeki bu ana kampa dönmemiz gerekiyor. Ayrıca onların programına göre burada hazırlık günü olarak konan bir gün daha fazla kalmamız gerekiyor. Bu bize zaman kaybettirecek. Havanın bozması durumunda zirveyi tekrar denemek için fazla zamanımız yok. Eğer aklimatize tırmanışından sonra 3600 metreye dönmez 4400 metrede ileri birinci kampta kalırsak fazladan iki gün, bir gün de burada fazladan kalmazsak üç gün fazla zamanımız olacak. Programı değiştirerek böylece üç gün kazanıyoruz. Sonuçta burada üç gün değil iki gün kalacağız. Bütün konuları içeren bu konuşma 45 dakika kadar sürdü. Programa son şeklini verdik. Ardından Başkan arkadaşlara açıklamada bulundu ve saat 11.00 de aklimatizasyon amacı ile 4400 metreye yürüyeceğimizi söyledi. Zaten programda olan bir tırmanıştı ve herkesin haberi vardı. Herkes hazırlığını yapmıştı. Ben hazırlıksızdım. Programın son şekli ise şu şekilde kesinleşti.

 

 

28 Temmuz 2007        Aklimatize Tırmanışı  

29 Temmuz 2007        3600 m. Dinlenme Günü 

30 Temmuz 2007        4400 m. Tırmanış ve Dinlenme 

31 Temmuz 2007        5400 m. Tırmanış ve Dinlenme 

01 Ağustos 2007        6200 m. Tırmanış ve Dinlenme 

02 Ağustos 2007        4400 m. Dönüş 

03 Ağustos 2007        4400 m. Dinlenme 

04 Ağustos 2007        4400 m. Dinlenme 

05 Ağustos 2007        5400 m. Tırmanış 

06 Ağustos 2007        6200 m. Tırmanış 

07 Ağustos 2007        6400 m. Tırmanış 

08 Ağustos 2007        Zirve ve 6200 m. Dönüş 

09 Ağustos 2007        4400 m. İniş 

10 Ağustos 2007        3600 m. İniş 

11 Ağustos 2007        3600 m. Dinlenme 

12 Ağustos 2007        3600 m. Dinlenme 

13 Ağustos 2007        3600 m. Dinlenme 

14 Ağustos 2007        Osh’a Hareket 

  

Eğer herhangi bir nedenle zirveye ulaşmakta bir sorun yaşarsak 11, 12, 13 Ağustos günlerini zirveye yeniden tırmanış yapmak için kullanabileceğiz.

11.30 - Ben çadıra geçip hazırlık yaparken Başkan yarım saat önceden yürüyüşe başlamış. Tabiî ki ben o sıra çadırdaydım. 10.30 da yürümeye başlayacaklarını da söylediler ve gittiler. Ben suluğu, Camel bag’i hazırlayıp dereden içine su koyup yola koyulana kadar 20 dakika geçti. Onlar bir hayli yol almışlardı. Arkalarından hiç mola vermeden yetiştim. 4400 metredeki ileri 1. kampa giden patikayı takip ettik. Dünkü yağmur nedeniyle her yer nemli ve ıslaktı. Patika bazı yerlerde çamurluydu. 3600 metredeki ana kamptan geçide kadar her yer yemyeşil otlarla kaplıydı ve birkaç da küçük şelale vardı. Yaklaşık 4200 metre olan geçide doğru yürüdük. Geçide çıkan patika zig-zag yaparak yükseliyordu. Sırtlarında çantalarıyla 4400 metre kampına gidenler ve yukarı kampa malzeme taşıyan katırlarla patikada yoğun bir trafik vardı. Geçitten sonra patika yine aşağıya doğru inip güneye, 1. kampa doğru çarşaklı araziden süzülerek uzanıyordu. Patika tamamen buzullarla kaplı araziyi takip ederek 4400 metre kampına gidiyor. Geçidi aştıktan sonra aşağıya inip yeşilliklerin üzerinde dinlenen diğer dağcılar gibi bizde yeşil çimenlerin üzerine uzanıp keyfini çıkardık. Gerçekten tam keyif, güneşte öyle bir ısıtıyor ki. Her ne kadar Sayın Başkanımız yerinde duramıyor ve bizi 4400 metredeki 1. kampa kadar götürmek istiyorsa da yapılan oylama sonucu kaybedip o da bizimle beraber dinlenmek için yemyeşil otların üzerine uzanıverdi. Çünkü katırcılardan buradan sonra kamp yerine daha dört saat yol olduğunu öğrenmiştik. Gidiş geliş sekiz saati bulabilirdi ve karanlığa kalabilirdik. Genel düşünce buydu. Ayrıca ayaklarımızda da plastik ayakkabılar vardı. Yol kötü ve karlı olabilir düşüncesiyle hepimiz plastik ayakkabılarımızı giymiştik. Plastik ayakkabı bu patika için gereksiz, spor ayakkabılar yeterli. Peak Lenin’i çok net görebiliyoruz artık. Marmot denilen iri hayvanları izledik, tavşanların neredeyse iki katı büyüklükte. Sanki köstebek gibi toprağın içine girip kayboluyorlar.  

14.30 - Dönüşe geçtik. Dönüş yolunda Özbek bir aile ile karşılaştık. Türkçe konuşarak anlaştık. 4000 km. uzakta sanki Türkiye’deymişiz gibi hiç yabancılık çekmeden konuşup anlaşmak ne hoş. Ailece 3800 lere gezmeye gelmişler. İki küçük çocuk ve altı yetişkin insan. Fotoğraf çektirdik, birlikte. Fotoğraf çektirirken özellikle bizi aralarına dağınık bir şekilde alıp poz verdiler. Güzel bir sohbetten sonra ayrıldık. Yiyecek getirdiklerini ve aşağıda bıraktıklarını, torbalarının içinde ekmek olduğunu, bizden alıp yiyebileceğimizi söylediler. Dönerken bıraktıkları torbaları gördük. Gerçekten ekmek vardı, ama ne ekmek, böreğe benzer, taptaze bir ekmek. İnanılmaz güzel geldi bize. Torbada yiyecekleri, kolaları vardı sanki pikniğe gelmiş gibi. Bir ekmek alıp birkaç çikolata bıraktık. Yine keyifli yürüyüşümüze devam ettik.  

16.00 - Ana kampa döndük. Hava hala mükemmel, zirve açık ve çok net. Öğle yemeğinin hazırlandığını öğrendik. 

16.30 - Yemekte yine patates ve et. Yanında da güzel bir salata. Yürüyüşten sonra çok güzel geldi. Ekmekler Osh dan geliyormuş. Yemekten sonra dinlenmeye çekildik. Bizimkiler Nevzat ve Durmuş Rus votkasına takılıyorlar. Bir bardak da bana uzattılar, tadımlık. 

20.30 - Akşam yemeğinde bu kez. Patates, sebze ve et karışımı çok güzel bir yemek. Yanında güzel bir sos. Galiba patates bu ülkenin ulusal yemeği. Yemekten sonra yine termoslarla gelen sıcak suyla kahvelerimizi içiyoruz.  

22.30 - Nevzatların çadıra gidiyorum. Durmuş, Korkut, Çetin, Ahmet içerdeler. Oturup sohbet ediyoruz.   

23.00 - Başkan’ın sessiz olun uyarısıyla sesli konuştuğumuzun farkına varıp dağılıyoruz. Dışarı çıkıp dolaşıyorum. Hava iyice soğudu. 

23.30 - Çadıra girip uyumaya çalışıyorum ama bu tulumla çok zor. Mp3 dinleyerek uyumaya çalışıyorum.

 

29 Temmuz 2007 - Pazar

 

02.00 - Yine sıcaktan bunalarak uyandım. Üzerimdekilerin hepsini çıkardım. Dalmışım. 

07.30 - Bu kez güneşin ısısıyla uyandım. Çadırın içi çok sıcaktı. Bugün dinlenme günü.  

08.15 - Kahvaltıda mısır gevreği, kaşar peyniri, salam ve demlik içinde ayrıca hazırlanmış yeşil çay. Süt olarak da sıcak suda süt tozu eritiyoruz. Kahvaltıdan sonra çadırlarımıza geçip yarın ki malzemelerimizi hazırladık. Fazla malzemelerimizi de buraya bırakacağız. Yürürken yanımıza alacaklarımızı küçük sırt çantalarına yerleştirdik. Diğerlerini ise hurca koyup yarın katırcılara vereceğiz. Buraya gelmeden önce sipariş verdiğimiz propan tüplerimizi aldık. Tüplerin tanesini biz 6 dolardan aldık. Ersan 45 tüp siparişi vermiş ama belki kullanırız diye 10 tüp fazladan aldık. Çünkü yukarıda sürekli kar eriteceğiz. 5400 metre kampında su varmış ama sadece gündüzleri. Geceleri donuyormuş. Tüpler 250 gramlık küçük olanlarından.Bülent ve Osman birlikte 10 tane tüp aldılar. Durmuş ve Nevzat 7 tüp, Ahmet ve Emrah 7 tüp, Korkut 6, Musa 5, Başkan 10, Çetin ve ben 10 tüp aldık. Toplam 55 tane tüple yukarıya gideceğiz. Yukarı kayalıklara kadar giden bir araba yolu var. Yaklaşık 30-45 dakika kadar yürüyüş sürüyor. Bizi araba ile oraya kadar bırakabileceklerini söyledi. Çok ince bir düşünce.   

14.00 - Öğle yemeğinde makarna ve kıymalı, soğanlı bir yemek. Yemekten sonra bugün ilk kez dere kenarında traş oldum, kafamı derede yıkadım. Hava bugün yine çok sıcak. Yukarıdan gelen tertemiz ve suyu içilebilen bir dere. Bu faaliyette yüksek irtifada kullanmak üzere yeni satın aldığım North Face V25 çadırı ilk kez kurulumunu görmek amacı ile Çetin ve Musa ile birlikte kurduk. Musa çok yardımcı oldu. Çadır çok güzel. Bugün sadece dinlendik. Sohbet ederek günü geçirdik.  

19.30 - Akşam yemeği pilav ve yanında yine kıymalı, soğanlı bir karışım. Ayrıca kırmızı pancara benzettiğimiz çok güzel bir salata. Hurçlarımızı 4400 kampına götürecek atçı ile konuştuk. Sabah sekizde hurçları teslim etmemizin geç olacağını yedide hazırlamamızın iyi olacağını söyledi. 4400 kampının 5-6 saat sürdüğünü ayrıca geri geleceği için karanlığa kalacağını söyleyince en geç yedi buçukta hurçları teslim etme konusunda anlaştık. Katırcılar 3600 kampından 4400 kampına yüklerin kilosunu 1 Dolardan taşıyorlar. Sabah yedide kalkıp hurçları teslim ettikten sonra sekizde kahvaltı yapacağız. Kampta Sibirya’da çalışan bir doktor var. Tatillerinde dağlara çıkıyormuş. Burada da belli bir süre kalıp bu turun doktorluk hizmetini sürdürüyor. Tur ondan herhangi bir ücret almıyor o da tur şirketinden. Çadırının içinde yığınlarca kutu kutu ilaç var. İngilizce bildiği için bizim grupla çok iyi anlaşıyor. Güleç yüzlü ve çok konuşkan. Elinde tansiyon aleti ile hepimizin tansiyonuna baktı. Bülent Aksu ile çok iyi anlaştılar. Bülent’te ara sıra bizim tansiyonlara bakarak doktora yardımcı oldu. Tansiyonları en yüksek çıkanlar Korkut 18, Ben 17, Başkan ise 15 oldu. Benim baş ağrısı ve mide bulantımın olup olmadığını sordu. Hayır herhangi bir olumsuzluk yoktu.  Daha sonra Bülent ölçtü. Benim tansiyon bu kez 15 çıktı. Nabzım ise 78.        

22.15 - Şu an yemek çadırındayız. Nevzat, Durmuş, Çetin, Emrah, Musa, Ahmet, Bülent ve ben oturuyoruz. Sohbet ediyoruz. Akşamları jeneratör çalışıyor. Dima jeneratörün deposunu dolduruyor ve o depo bitene kadar jeneratör çalışıyor. Depo bittiği an alın lambaları ile idare ediyoruz. Musa kağıt getirmişti. Ara sıra oynayarak zaman geçiriyoruz. 

24.00 - Çadıra girdim, uyumaya çalıştım.

 

30 Temmuz 2007 - Pazartesi

02.00 - Bu saatlere kadar debelenip durdum. Uyuyamadım. Bir an önce yukarılara gitsem de artık erkenden uyuyabilsem. Gerçekten bu tulum buralar için çok fazla.  

07.00 - Uyandım ve kalktık.       

07.30 - Hurçları hazırlayıp, atçılara verdik. Atçılar hurçlarımızı tek tek tarttılar. Hurçların toplam ağırlığı 356 kilo.                             

08.00 - Kahvaltıda sütlaca benzeyen az şekerli pirinçle hazırlanmış sıcak çorba, kaşar, birer elma ve kayısı vardı. Buranın elması sanki olmamış gibi küçücük ve çok sert.   

09.10 - Kamaz markalı kamyondan bozma otobüs gibi tasarlanmış arabamıza bindik. Toprak yolda zıplaya zıplaya ilerledik. Araba sanki bizim yürüyüş hızımızda gidiyordu.                                                  

09.30 - Yirmi dakikalık tırmanış yolculuğundan sonra yol bitti. Yolun bittiği yerde yukarıdan boruyla gelen küçük bir pınar oluşturulmuştu ve suyu şu ana kadar içtiğimiz suların en iyisiydi. Termoslarımızı doldurduk.  

09.40 - On dakikalık bir moladan sonra hareket ettik.  

10.30 - Kıvrıla kıvrıla yükselen geçide ulaştık.  

10.40 - Daha önce de mola verdiğimiz çimenlik alana inip mola verdik. Hava açık, sıcak ve gökyüzünde bulut yok. Zirve ise açık ve çok net görünüyor.

13.50 - 4400 kampı. Birinci kamp. Bir kaç firmanın bulunduğu geniş bir alan. Buzulun hemen yanında ve her yeri net bir şekilde görebildiğiniz bir yer. Buradan dağı net bir şekilde gördüğümde bu dağın çıkılamayacak bir dağ olmadığını söyledim arkadaşlara. Çok sevdim. Zirvelerin hele ki buzulların bolca görülebildiği bir yer. Sanki yıllardır burada olmayı özlemişim gibi bir duygu geçirdim içimden. Bir dağcının daha başka isteyebileceği ne olabilir ki. Buzulun üzerinde 5400 kampına giden rotayı seçebiliyorsunuz. Rota üzerinde yukarıdan aşağıya doğru inen dağcıları küçük bir nokta gibi izleyebiliyorsunuz. Beyazın üzerinde ilerlemiyormuş gibi duran küçük noktalar. Diğer firmaları geçerek bizim kamp yerimize geldik. Yine iki büyük kıl çadır. Tabii ki yine birisi mutfak hizmetleri için diğeri ise yemek yenilen çadır. Bu kez iki Rus bayan var. Mutfak ve bizlerle ilgilenen bayan Alicia. Bu Türkçe yazılışı tabiî ki. Kampın sorumlusu ise Vitali. Bir de yine Dima var. Bu başka birisi. Burada çalışan, rehberlik yapan, üst kamplara çantasını taşıtmak isteyenlerin çantasını taşıma hizmeti veren çok genç bir delikanlı. Elbette ki ücret karşılığı. Ücreti mi, onu da öğrendik. 4400 kampından 5400 kampına kilosunu 7 Dolardan taşıyorlar. 5400 kampından 6200 kampına ise fiatları ikiye katlıyorlar. Yani kilosuna 14 Dolar alıyorlar.  Çadırlarımıza yerleşiyoruz.

 

14.30 - Öğle yemeği patates, pirinç ve et. Lahana, mayonez ve bezelye karışımı bir salata. Yemekten sonra yarının hazırlığını yapmak için çadırlara çekiliyoruz. Çadırlar iki kişinin çantalarıyla birlikte rahatlıkla sığabileceği Redfox marka dom çadırlar. 5400 ve 6200 kamplarında kalacağımız günlerdeki yiyecekleri ve orada bırakacağımız malzemeleri hazırlıyoruz. Ayrıca Çetin’in Vaude Explorer çadırını ikinci kampa yani 5400 metreye kuracağız ve orada kalacak. Benim yeni aldığım North Face çadırı ise 6200 metreye kurup orada bırakacağız. Çadırlar aklimatize tırmanışından sonra yapacağımız zirve tırmanış etabında hazır olacak.Emrah’ın plastik ayakkabısının altı çıkmıştı. Bu durumda yukarıya çıkma şansı yoktu. Emrah burada eğer bulabilirse uygun fiatla ikinci el plastik ayakkabı almak istedi ve hemen konuyu Dima’ya açtık. Dima’nın İngilizcesi iyi. Diğer turlara sorup öğrenebileceğini söyledi. 2 saat sonra Millet marka ayakkabının Everest modeli için 300 dolar istediklerini söyledi. Emrah bu habere çok sevindi. Yaptığımız pazarlıklar ise hiçbir işe yaramadı. 1 dolar aşağıya inmediler. Ayakkabı da geldi. Çok kullanılmamış, neredeyse yepyeni denilebilecek durumda. Emrah’ın çok hoşuna gitti ve hemen satın aldı. Bülent’inde ayakkabı problemi vardı. Onun içinde ayakkabı sipariş verdik ama Dima daha sonra bize bulamadığını söyledi. Bülent artık yapacağı bir şey olmadığı için bu ayakkabıyı kullanabildiği kadar kullanacak. Akşam yemeğine kadar hazırlık, sohbet, çevreyi tanıma amaçlı küçük gezilerle zamanı geçirdik. Burası çok etkileyici ve güzel bir yer. Dünyanın her tarafından dağcılarla tanışıyor ve sohbet ediyorsunuz. Diğer turların kafeteryalarının önünde plastik masa ve sandalyeleri var. Oturup kolasını ya da birasını yudumlayanları,  matlarının üzerine uzanıp güneşleyenleri  görüyorsunuz. Sanki dağda buzul manzaralı tatil köyü havasında. Hemen yanımızda bir göl var. Göle buzullardan gelen küçücük bir dere akıyor. Kullanacağımız suları oradan alıyoruz.      

18.30 - Akşam yemeği saati. Burada yemekler daha erken hazırlanıyor ve daha da fazla veriliyor. Dövme bulgurun yanında tavuk eti. Yine mayonez ve bezelye karışımlı makarna. Et yemekten rahatsız olanlar ki sadece Çetin et yemiyor. Bugün onun için hazırlanmış bir yemek türü. Çünkü yediğimiz etler nedense çok sert pişiriliyor. Yarın ki program hakkında kısa bir toplantıdan sonra çadırlara çekiliyoruz.Şu ana kadar hiç kimse de hiçbir sorun yok ve herkes çok iyi. Henüz 4400 metredeyiz. Yarın buzula giriyoruz ve söylenenlere göre 5400 kampına yedi ya da sekiz saatlik yolumuz var.    

22.00 - Uyumak için çadıra girdim ama ufak tefek hazırlıklarla uğraştım. Tang’in portakal olanını hazırlıyorum suluğuma. Uykum geldi ama şöyle dolu dolu uyuyamadığımı hissediyorum. Çetin’e göre uyumuşum ve sürekli horlamışım.   

 

31 Temmuz 2007 - Salı

 

07.00 - Kalktık. Tulumu topladık ve kaz tüyü kabanları torbasına koyduk. Tulumu çantanın en altına yerleştirdiğim için sırt çantasını yeniden hazırlamak zorunda kaldım. Yürümeye başlayan birçok insan sesi duyduk, çadırda hazırlıkla uğraşırken. Biz kahvaltıyı sekizde yapıp dokuzda da hareket etmeyi planlamıştık. Çadırdan çıktığımızda buzulun üzerinde yukarıya doğru ip gibi yükselen birçok dağcı gördük. Hava mükemmeldi ve buzul festival havasındaydı. Kahvaltı erkenden hazır olunca çadırdan erken çıkanlar kahvaltısını yapıp bitirmişlerdi. Tam sekizde kahvaltıya giderken “Kahvaltı hazır, Faik. Hemen kahvaltıyı bitirinde yürüyüşe başlayalım.“ diyen Başkan’ın sesini duydum. Tamam, Başkanım diyerek kahvaltıya gittiğimde çoğunun kahvaltıyı bitirdiğini gördüm. Sekizi yirmi geçe gördük ki Başkan Alaattin Karaca ve kahvaltıya erken başlayanlar yürüyüşe başlamışlar. Biz en son Nevzat, Durmuş, Çetin, ve ben dördümüz tam kırk dakika sonra dokuz gibi yürüyüşe başladık. Onları daha fazla bekletmemek için hızlı hareket ettiğimden alt içliği de çıkartmayı akıl edemedim ya da aklıma gelmedi. Poların altında alt içlik bana sonra o kadar dert oldu ki anlatamam. Çünkü hava inanılmaz sıcaktı. Sıcağı sevmediğim için de sıcakta çok bunaldım. Hızlı hızlı hareket ettiğimden de hararetim arttı. Bu şekilde buzulun eğiminin arttığı yere kadar yaklaşık yirmi dakika yürüdük. Osman ve Bülent buradaydı. Bülent telsizlerle ilgili görüşmek için kampa geri döndü. Biz de kramponlarımızı çantadan çıkararak taktık. Nevzatlar hareket ettiler. Ben Osman’la kalıp Bülent’i bekleyeceğimi söyledim. Bülent geldi ve hareket ettik. Tırmandığımız buzuldaki eğim artmaya başladı. Henüz büyük buzul çatlaklarına gelmedik ama problemsiz küçük çatlaklardan geçerek yürümeye devam ettik. Artık sıcak daha etkileyiciydi ve ben daha çok rahatsız oldum. Dolayısıyla geride kalmaya başladım. Bu irtifada hiçbir sorun yaşamayan ben nefes problemi çekmeye başladım. Bülent ve Osman da hiçbir sorun yoktu ve rahat yürüyorlardı. Onları engellemek hoş değildi çünkü benim tempoma göre yürüyorlardı. Onların devam etmesini söyledim. Ayrılıp ilerde bekleyeceklerini söylediler. Güzel bir dayanışma hareketiydi. Artık çatlaklar büyümeye başlamıştı ama şu an geçtiğimiz çatlaklar emniyet almayı gerektirecek kadar büyük değildi. Yine de çok geride kalmadan gruba yetiştim. Emniyet alınması gereken ilk çatlakta emniyet sistemini kurmuşlar ve karşıya geçiyorlardı. Emniyeti alan Bülent’ti. Çok fazla bekletmeden ben de karşıya geçtim. İçimde içliğin olduğunu söyleyince Bülent mucize sözcükleri bulmuştu bile “Abi sıyırsana polarla içliği aşağıya” bu sözcükler beni inanılmaz bir hızda kendime getirdi. Oh be dünya varmış dedirten sözcüklerdi. Ve onların emniyeti sökmelerini beklemeden yürümeye başladım. Çünkü önümüzde iyi bir eğim vardı. Bir sonraki emniyet noktasında onları bekletmek istemiyordum. Yavaş adımlarla çok dik bir eğimi tırmandık. Çok dik ve çok yorucu bir yokuş. Üstelik buraya sabit hat koymuşlar. Bu yokuştan sonra en büyük ve dibi görünmeyen bir buzul çatlağının yanındayız. Üzerinde kar köprüsü var ama sağlamlığı konusunda tartışılır. Birçok dağcı üzerinden geçtiği için her an çökecekmiş gibi duruyor. Bastığınız yer buz ama sanki alt tarafı boş gibi duruyor. Bu kez emniyetin başında Emrah var. Emniyet kemeri ve göğüs jumarı ile ipe girip kar köprüsünü kullanarak karşıya atlıyoruz. Hem de sırtınızda sırt çantasının olanca ağırlığıyla. Burayı da atlatıp tırmanışa devam ediyoruz. Artık çok rahatım ve sorunsuzca yürüyebiliyorum. Ah bir de şu sırt çantasının ağırlığı olmasa. Önümüzde yığınla insan gruplar halinde ip gibi yürüyor. Hava ise gittikçe daha çok ısınıyor. Allahtan sulukta Tang var. Her bunaldığımda bana hayat veriyor. Serin serin yudumluyor ve su problemimi hallediyorum. Kavurucu bir güneş var ve rüzgar yok. Yükseklik nedeniyle zaten zor nefes alırken bir de sıcak sıcak nefes almak çok bunaltıcı. Artık 4800 metrelerdeyiz. Oturup dinlendik. Arkadan da yine birçok kişi yukarıya doğru ilerliyor. Bunlar da bizden sonra tırmanmaya başlayanlar. Bizimkiler kalktılar. En son Bülent, Osman, Durmuş ayrılıyor. Bu keyif verici manzarayı izlemek ve biraz daha soluklanmak isteği ile yerimden kalkmadım. Çünkü sürekli yanımdan birileri geçiyor, onlarla sohbet ediyorum. Kimileri yukarıya tırmanıyor, kimileri aklimatize tırmanışını tamamlamış aşağıya keyifle iniyor. Hemen hemen hepsi yorgunlukları had safhada olmasına rağmen sıcak bir şekilde selamlaşmadan geçmiyorlar. Tanıdık bir “Hi” ya da “Hello” sözcükleri. Hiç de yabancılamıyorsunuz. “Sanki bir yerlerden tanıyormuş gibi sizinle göz göze gelip selamlaşıyorlar. Aşağıya inenlere yukarı kampı soruyorum.

Artık şu an yalnızım ve grubun en arkada kalanıyım. Alt kampı 4400 kampını gördüğümüz en son yerdeyim. Buralar 5000 metreler. Bizimkiler en az bana yarım saatlik bir fark atmışlardı.

 

17.00 - Tek bir bayan geliyor, yukarıdan. “Merhaba” dediğinde şaşırdım. Türk müsünüz diye sordum, sorulacak bir soruymuş gibi sanki. O da bozmadı beni. “Türkün olmadığı bir yer var mı?” diye sordu. Hayret 5000 lerdeyim ve Kırgızistan’da Peak Lenin’de bir Türk. Aslında aylar öncesinden üç Türkün buraya gelip tırmanacaklarını duymuştuk. Ama nerede ve ne zaman karşılacaktık. Geleceklerini Mustag Ata ekibinden Mustafa Kızıltaş bahsetmişti. “Muazzez misiniz?” diye sordum. Şaşırırmış bir ifade ile “Evet” dedi. Doktor olan Muazzez Özçelik üç kişilik ekipteki tek bayandı. 6200 metreye çıkıp aklimatize tırmanışını  tamamlamışlar, çadırlarını 6200 metreye kurup bırakmışlar ve aşağıya iniyorlarmış. Diğer iki erkek Ankara’dan Mehmet İnal, Bursa’dan ve Ankara’da ikamet eden Serkan Ketük ise arkadan geliyorlarmış. 5400 kampına ne kadar var diye sorduğumda üç saat kadar sürer dedi. Vedalaşıp ayrıldık. Saat beş ve daha üç saat var. Muhtemelen sekiz dolaylarında kampta olacağım. Bizimkiler zaten yarım saat kadar önümde onları izliyorum. Havanın değişmesi sorun olabilir diye düşündüm kendi kendime. Ama artık adımlarım iyice yavaşladı. Artık her adım attığımda iki nefes alıp vererek tempomu oluşturdum. Keyifle yavaş yavaş yürümeye devam ettim. Muazzez’in arkadaşları Serkan ve Mehmet’te aşağıya doğru indiler. Ayaküstü onlarla da sohbet ettik, ayrıldık. Ukraynalı dört genç geçti yanımdan. Onlara göre herhalde çok yavaştım ki içlerinden birisi beni gerçekten çok etkileyen bir soru sordu. “İlerde kamp kuracağız, kampı kurduktan sonra dönerek size yardımcı olmamı ister misiniz?” Afalladım, çeviride hiçbir problem yok. Ben İngilizce öğretmeniyim ve İngilizce konuşup anlamada da hiçbir sorunum yok. Üstelik gençte çok güzel İngilizce konuşuyor. Niye afalladım? Bizim ülkede dağda herkes kendinden sorumludur ilkesi ile hareket edip grup olarak başladıkları tırmanışlara arkadaşlarını bırakarak tek başlarına zirveye ulaşma içgüdüsü ağır basan birçok insan olduğunu biliyorum ve raporlarını da okuyorum. 5100 metrede hiç tanımadığım bir Ukraynalı birazdan kamp kuracaklarını, döneceğini ve bana yardım edebileceğini teklif ediyor. Teşekkür ettim, bana sıcacık bakıp gülümseyen yüze. Tempomun bu olduğunu ve çok iyi olduğumu anlattım. Gerçekten çok iyiydim. Onlar da çok ağır yürüyorlar ama benden biraz daha hızlılar. Sanıyorum en son bizlerdik. Onlar bir bayan üç erkek ve en son da ben. Artık Kızartma tavasındayız. Yani güneş ışınlarının sizi en güzel yakabildiği bir alandayız. Düz bir alan burası. Buradan 5400 kampını görebiliyorsunuz. Yaklaşık bir saatlik yol kaldı. Güneş o kadar açık ve manzara o kadar net ki. Sürekli fotoğraf çekerek ilerliyorum.

 

19.30 - Güneş 5400 kampının hemen üstündeki sırtta kayboldu ve hava birden serinledi. Polarımı çıkarıp giydim. Ukraynalılar 5400 metre kampına yarım saat kala düz bir alanda çadırlarını kurmuşlar. Kampa gitmemişler, orayı çok kalabalık gördüler herhalde. Oradan geçerken selamlaştık. Hava çok soğudu. Kampa doğru iki kişi ilerliyor. 5400 metre kampı dağın yamacında buzlar üzerine kurulmuş. Rengarenk çadırlardan oluşan bir renk cümbüşü sanki. Çok geniş bir buzul çatlağının üzerinden geçiyorum. Onbeş dakika kadar bir zaman kaldı.

 

20.10 - Dışarıda birkaç yabancının sohbet ettiğini gördüm. Beni hoş geldin diyerek selamladılar. Bizimkiler dışarıda değiller. Sora sora ilerledim. Sadece Başkan Alaattin Karaca  dışarıdaydı. O da çadırı ile ilgileniyordu. Çetin gelir gelmez Vaude Explorer çadırını kurmuş ve çadıra girmiş. Durmuş ve Nevzat iyi olmadıkları içinde Çetinle aynı çadıra girmişler. En son gördüğüm iki kişi de Durmuş ve Ahmet’miş. Başkan bunları anlatırken de “Faik indirsene çantanı sırtından!” diye uyarıyor. On bir saattir yürüyorum ve hiçbir problemim yok. Baş ağrısı, mide bulantısı yok. Aşırı yorgunluk hissetmiyorum. Sanırım sürekli aldığım sıvı ve yavaş yavaş tempolu yürümem beni çok rahatlattı. O kadar rahatım ve o kadar iyiyim ki sanki o taş gibi ağır çantamın sırtımda olduğunun farkında bile değilim. Daha doğrusu çantamla bütünleşmişim gibi. Henüz hava kararmamış. Çetin’in çadırının tam önündeydim. O sıra Nevzat yandaki çadırın boş olduğunu, çadırın sahiplerinin aklimatize tırmanışı için gitmiş olabileceklerini, benim o çadıra geçebileceğimi söyledi. Ben de Çetin’in çadırında üç kişi sıkışmayın gel o çadırda beraber kalalım dedim. Aklına yattı. Ama Nevzat iyi değildi. Sıcak hava yüzünden su kaybı nedeniyle Nevzat, Durmuş ve Çetin dehidre olmuşlar.

5400 kampına ilk önce 15.45 sıralarında Musa ulaşmış. Onu kırk beş dakika sonra Korkut ve ardından Emrah ile Başkan izlemiş. Musa 7.5-8 saat süren bir sürede ulaşmış kampa. 16.30 gibi de Vaude Space K2 çadırını kurmuş. Bu kadar kısa sürede buraya ulaşması ona hiçbir şey kazandırmamış. O kadar çok kötü ki ayakta duramıyor. Vücudu bitmiş durumda. Bu hali ile yarın 6200 metreye gitmesi mümkün değil. Zaten ben kampa ulaşmadan önce kısa bir toplantı yapılmış ve yarın burada kalmamız kararlaştırılmış. Yani yarın 5400 metrede kalıyor ve dinleniyoruz. Eğer hava bozmazsa ertesi gün 6200 kampına gideceğiz. Hava çok soğudu. Kamp yeri buzulun üzerinde. Ara sıra tabandan buzulun hareket ettiği izlenimini uyandıran sesler geliyor. Bu kamp yeri 1990 da oluşturulmuş. Daha önceki kamp yeri 100 metre aşağıda bir buzul çatlağının üzerindeymiş. Buzul çatlağının hareket etmesi ile kamp çatlağın içine gömülmüş ve 40 kişi hayatını kaybetmiş. O olaydan bir kişi kurtulmuş. Yine bir buzul çatlağının üzerinde miyiz bilmiyorum ama çatlak çok yakınlarda olmalı. Ses çok net bir şekilde tabandan geliyor.         

Nevzat tulumunu, matını ve kabanını getirdi. Yorgun bir şekilde çadıra girdi ve matını sererek tulumun içine girip hemen yattı.

Battal boy bir çöp poşeti bulup çadırlardan uzak bir yerden kar küreği ile poşeti karla ağzına kadar doldurdum.  Durmuş ve Çetin’in çadırına geçtim. Ocağı ve tencereyi çıkarıp kar erittim. Sıcak su hazırladım. Termosları sıcak su ile doldurdum. Yemekleri çıkardım. Çok sevindiler. Ama suyun haricinde hiçbir şey istemediler. Üstelik yemekleri de hazırlamıştım. Ülkerin hazır yemeklerini ısıtıp yiyecektik. Durumları iyi değildi, hiçbir şey yemediler.

 

22.00 - Artık yavaş yavaş uykum geldi. Sekiz gibi gelmiştim ama hala dinlenmemiştim. Dışarı çıktım. Derin derin soluklandım. Hala ayaktaydım, burada olmak çok keyifliydi. Tuvalet için yürüdüm biraz. Kampta hiçbir ses yoktu. Nevzat’ın yanına gittim. Çadırın içi çok soğuktu. Tulumun içine girdim. Altımda şişme mat olmasına rağmen yerin soğukluğunu aynen hissediyorum. Uyumuşum.  

 

 

01 Ağustos 2007 - Çarşamba

 

07.00 - Uyandım. Çok güzel uyudum bugün. Sıcacık tulumdan çıkamadım, daha doğrusu çıkmak istemedim. Tekrar uyudum.

 

08.00 - Kalktık. Kahvaltı için Çetin ile Durmuş’un kaldığı çadıra geçtik. Çetin sıcak su için kar eritmeye başlamış zaten. Ben de termos bardağıma Knorr Acılı Domates hazır çorbası koydum. Müthiş bir keyif. Ben tırmanış boyunca her sabah sıcak hazır çorba içmeyi planladım ve sadece domates ile mercimek çorbası aldım. Onlar çay içtiler.

 

09.00 - Başkan her zamanki gibi yine boş durmadı. Başkan ve Osman aklimatize amacıyla yarınki rota üzerinde yürüyüşe başladılar.  

Kahvaltıdan sonra Durmuş ve Nevzat çadırlarını, Bülent ile Osman’ın çadırlarının karşısına kurdular. Bende yavaş yavaş malzemelerimi ve çantamı Çetin’in çadırına taşıdım. Taşınma işi bittikten sonra tulumun üzerine uzandım. Çetin her zaman ki gibi çadırda uyuyor. Öğlen sıralarında dolaşmak için çadırdan çıktım. Kamp yerinin üst tarafında kayalıklardan eriyen sularla su kaplarımızı ve pet şişeyi doldurdum. Eritilmiş kar suyunun tadı çok kötü. Bu tat çay ya da çorbada fark edilmiyor ama suyu sade içtiğinizde bu irtifada çok iyi fark ediyorsunuz. Buradan sızan suyun tadı çok daha güzel, ama buz gibi.

 

11.00 - Osman yukarıdan yalnız döndü. Sırtın üzerine çıkıp, dinlenmiş ve orada çay keyfi yapmış. Başkan ise yürüyüşüne devam etmiş. Henüz dönmedi.

Öğlen Ülkerin hazır yemeklerinden sebzeli tavuk çıkardık. Getirdiğimiz bütün baharatlarla zenginleştirdik. Çetin ben yemek istemiyorum dese de yarısını yedi. 5400 metrede bir tabak sıcak yemek, inanılmaz keyifti.

 

12.00 - Başkan uzun yürüyüşünden döndü. Öğreniyoruz ki 5786 metre sınırına kadar tırmanmış. Alaattin Karaca bu, tırmanır. 6200 metre kampına gitmemesi de ilginç. Mutlaka özel bir durum vardı, yoksa 6200 metreye tırmanıp geri dönerdi.  

 

15.30 - Toplantı için bir araya geldik. Başkan içinde bulunduğumuz durumu özetledi. Yarın ki program hakkında bilgilendirdi. Her toplantıda hatırlattığı gibi bu toplantıda da bu faaliyete Başkan olarak değil bir sporcu olarak katıldığını, Milli Takımı oluşturduğumuzu, ülkemizi ilk kez bu kadar kişi ile temsil ettiğimizi, kişisel olarak hepimizin sorumluluğumuzun çok fazla olduğunu, bu nedenle herkesin bu günü iyi değerlendirip iyi dinlenmemizi, yeterince bol sıvı  ve yiyecek alımına dikkat etmemizi dile getirdi. Sağlıklı olanların yarın sabah 08.30 da 6200 kampına hareket edeceğimizi söyledi. Buraya kadar her şeyin güzel gittiğini ve hava güzel devam ederse buradaki herkesin 7134 metreye çıkmak için uygun olduğunu ekledi.

Toplantıdan sonra Durmuş ve Nevzat’ın çadırına girdim. Erişte yapmışlardı ama iştahsızlık nedeniyle hepsini yiyememişlerdi. Çok da güzeldi, biraz atıştırdım. Onları da biraz daha yeme konusunda ısrarcı davrandım ancak birkaç kaşık alabildiler. Çay yaptılar ve ay çekirdeği vardı. Yaklaşık bir saatlik sohbetten sonra çıkıp yarın ki rota üzerinde biraz yürüdüm. Yine ağır adımlarla ve yavaş nefes alarak ilerliyordum. Fazla gitmeden karın üzerine oturup etrafı izledim. Başkan yine dışarıda ve dolaşıyor. Uzaktan bağırarak ne yaptığımı sordu, bende oturup etrafı seyrettiğimi söyledim. Doğrusu gerçekten çok keyif almıştım. Yukarıdan aşağıya kamp yerini, dışarıda gezinenleri ve uçşuz bucaksız uzanan beyazlığı ve heybetli yükseltileri izlemek hoştu. Kampta 60 tane çadır vardı. Birden kar yağmaya başladı. Hemen çadıra döndüm. Çetin yatıyordu, tabiî ki. Tulumun içine girmeden üzerine uzandım. Titreyerek uyandım. Uzun bir süre dalmışım. Hayatımın en büyük hatasını yaptığımı düşündüm bir an. Üşüyordum. Şu ana kadar iyi giden her şeyin mahvolacağını düşündüm. Sinirli bir şekilde tuluma girerek ısınmaya çalıştım. Akşam yemeği için hazır yemek ısıtıp yiyecektim, onu da yiyemedim. Suluktaki suyu içerek sıvı alımını ihmal etmedim. Çadırın içi de çok soğuktu ve kar hala yağıyordu. 

 

 

02 Ağustos 2007 - Perşembe

 

07.00 - Kalktık. Çetin küçük plastikler içinde olan kahvaltı setindekilerle kahvaltı yaptı. Ben bu kez Knorr Mercimek çorbası içtim. Bir parça ekmekle çorbaya eşlik ettim. Suluğun içine Tang limon paketini boşalttım. Dışarı çıktığımızda çadırın her tarafını kar kapladığını gördük. Çadırın üstünü temizledik. Kar hala yağıyordu ve hava kapalıydı.   

 

09.00 - 6200 kampına gitmek için hareket ettik. Ekip lideri ben olsam sanırım bu havada hareket etmezdim. Ama Başkan elimizde fazladan sadece iki gün kaldığı için tırmanışı riske sokmak istemiyordu. En kötü ihtimalle olumsuz bir hava da geri dönerdik. Çünkü çadırları zaten burada kurulu bıraktık. Durmuş, Nevzat ve Ahmet yukarıya gelmiyorlar. Musa da gelmemeyi düşünüyordu. Emrah’ın aşırı ısrarı üzerine gelmeye karar verdi ve hazırlanmaya başladı. Biz onu beklemeden tırmanışa başladık.

Bugün 6200 kampına çıkıp bu gece orada kalacağız. Burada kurduğumuz çadırları bırakıp direk yarın 4400 kampına ineceğiz.

 

11.30 - Bülent kampın üstündeki yükseltide ayakkabı problemi nedeniyle dönmeye karar verdi. On beş dakika kadar onunla dinlendim. Musa henüz gelmedi.

 

11.45 - Hareket ettim. Artık yalnızdım. Arkamda önümde aşağıya inen ya da yukarıya tırmanan diğer dağcılar vardı. Yani bizimkilerden ayrıydım. Bizimkileri ilerde görebiliyordum. İlk yükseltiden sonra yine bir yükselti vardı. Zaten bu rota üzerinde eğimi yüksek üç tane ciddi yükselti var. Ben şu an ikinci yükseltideyim. Bu yükseltinin sonlarına doğru rüzgar şiddetini iyice arttırdı. Daha doğrusu yükseldikçe rüzgarın şiddeti artıyordu. Yerden kaldırdığı yeni yağan karları yüzüme şiddetli bir şekilde vuruyordu. Yürümek çok zordu. Hava açıktı ve güneş vardı. Ara sıra rüzgar duruyordu. İşte o zaman güneş ısıtıyor ve rahatlatıyordu.

 

13.00 - Rüzgarın durduğu bir anı fırsat bilip hemen çantamdan alt goretexi çıkarıp polar pantolonun üzerine giydim. Üstümde ise Marmot 800  Fill kaztüyü mont var. İkinci yükseltiden sonra 6200 metredeki kamp yerinin bulunduğu Razdalneya zirvesinin eteğine kadar uzanan dümdüz bir plato var.

 

13.15 - Hareket ettim. Razdalneya zirvesine çıkan rotanın üzerindekileri artık sayabiliyorum. On beş kişiler ama hiç ilerlemiyorlar gibi geliyor bana. Oraya ulaştığımda neden ilerlemediklerini çok iyi anladım. Neredeyse her adımda iki, üç kez nefes alıp dinleniyorsunuz. Hele ki son metrelerde adım atmakta ne demek, hareket etmek bile güçleşiyor. Son metrelerde arkamdan gelen birisini gördüm. Bu havada onu tanımak oldukça güçtü zaten. Yaklaştıkça Musa olduğunu farkettim. Son anda karar verdiğinden hazırlanması uzun sürmüş ve geç çıkmış. 6200 metre kampına ulaşmadan önce elli metre kala bir araya geldik. Bu arada yukarıda birisi sürekli bizi izliyordu. O rüzgarlı havaya rağmen ısrarla orada bizi bekledi. Yaklaşınca bize zafer işareti yaptı. Yaklaştıkça fark ettik ki yine Başkan Alaattin Karaca orada, Razdalneya zirvesinde şiddetli rüzgarda ekibinin son üyelerini bekliyor. Zar zor tepeye ulaşıyoruz. Neden o insanların hareket etmiyormuş gibi göründüklerini burada anladım.

 

20.00 - 6200 metre de üçüncü kamptayız. Burada 30 çadır var. Rüzgar dondurucu bir şekilde esiyor. Çadır yeri bulup düzledik. Osman, Başkan, Musa ve ben seri bir şekilde North Face V25 çadırı kurmaya çalışıyoruz. Base kampta bu çadırı kurmayı denemiştik. Ön bilgimiz vardı ama yine de bu rüzgarlı havada kurmakta çok zorlandık. Kamp yerinin sırtta olması rüzgarın direk hedefi olmamızı sağlıyor. Hemen güneyde Tacikistan tarafında 6000 lik dağların zirveleri muhteşem. Sanki resim gibi. Zirve cenneti. Çadırı kurduktan sonra Başkan, Osman ve ben çadıra yerleştik. Çetin gelir gelmez aşağıya inen Dr. Muazzez ile gelen iki Türkün buraya kurdukları çadıra yerleşmiş. Yolda görüşüp konuşmuşlar ve onlar da kendi çadırlarını kullanabileceklerini söylemiş. Musa da Çetin’in yanına geçti. Henüz doğru dürüst bir şey yemedik. Knorr hazır mısır çorbası içmek istedim. İlk defa denedim. İnanılmaz kötüydü ve içemedim. Bir şeyler atıştırdık. Dışarıdaki rüzgar uyumamamız için elinden geleni yapıyordu. Rüzgara inat biraz kestirdik.

 

23.00 - Dışarıda gittikçe şiddetlenen rüzgar işini fazla ciddiye almış ve çadırın ön tarafını, bagaj kısmını kar doldurmuştu. Bütün malzemelerin üzerini kar kaplamıştı. Ön tarafta biriken karı eritip sıcak su hazırladım. Sıcak sularımızı içtik ve uyumaya çalıştık. Çünkü hava iyice bozmuş fırtınaya çevirmişti. Çadırın içi nefesimizden buzlanmaya başlamıştı.

 

 

03 Ağustos 2007 - Cuma

 

07.00 - Kalktık. Sarı renkli çadırın her tarafı bembeyaz. Bu fırtınanın sesi bana masal gibi gelmişti. Çok güzel uyumuştum. Çadırın bagaj kısmı karla dopdolu. Osman hemen ön bagajın içindeki karı düzeltip ocağı yakıyor ve kar eritiyor. Çayımızı da hazırlayıp önümüze koyuyor. Hayatımızda ilk kez 6200 deyiz ve keyifli bir sabah kahvaltısı yapıyoruz. Üzümlü galetayı kahvaltılık bal ve zeytin ezmesine sürüp sürüp yiyoruz. Özellikle zeytin ezmesini tercih ettim. Tuzlu tuzlu çok lezzetli geldi. Biraz da yeşil zeytin almıştık, Türkiye’den. Güzel kahvaltıdan sonra toplanmaya başladık. Bugün doğruca 4400 kampına dönüyoruz. Çadırı, dönüşte kullanacağımız yiyecekleri ve tüpleri burada bıraktık. 

 

09.30 - Hareket ettik. Rüzgar hala dondurucu esiyor. Hareket etmeden önce çadırı burada bırakacağımız için Başkan’la her tarafını gözden geçirip iyice gerdik. Çadırın iplerini gererken bir ara ellerimi eldivenden çıkardım. İnanılmaz bir şekilde donacakmış gibi sızladı ve hemen vücudumda ısıttım, kendine geldi. İnişe geçtik. Şiddetli rüzgarda iniyorduk. Aşağıya doğru iniş kolay olsa da rüzgar ve soğuk yoruyordu. Başkan önde ben arkada iniyorduk. En son bizdik, diğerleri daha önceden inmeye başlamışlardı. Aşağıya indikçe belki rüzgarın hızı yavaşlar diye düşünsek de bu sadece bir umuttu. Razdalneya zirvesinin bulunduğu dik yamaçtan inerken bu şiddetli rüzgarı iliklerimize kadar hissettik. Ara sıra verdiğimiz molalarla 5400 metre kampına indik.

 

11.45 - İki saat on beş dakika da 5400 metre kampına gelmiştik. Rüzgar burada sırttaki kadar şiddetli değildi. Şu an sadece 5400 kampında Başkan, Osman, Korkut, Emrah ve ben varız. Diğerleri önceden inmişler.

 

12.50 - Dinlenip, bir şeyler atıştırdıktan sonra hareket ettik. Çatlakların üzerindeki köprü iyice incelmiş. Karşıya geçmek oldukça zor. Emniyetli bir şekilde burayı da aşıyoruz.

 

17.00 - Keyifli bir yürüyüşle 4400 kampına ulaşıyoruz. Bu keyfimiz kampa ulaşınca doruk noktasına ulaşıyor. Nevzat’ın önerisiyle ilk gelen arkadaşlar 3600 kampına süzme yoğurt siparişi vermişler. Yoğurt geldikten sonra pet şişelerin içinde ayran hazırlıyorlar ki ne ayran. Tuzlu ve sarımsaklı, bir içimi var ki sormayın gitsin. Ayran bol, içebilirsin dediklerinde dayanamadım, bana verdikleri bir litrelik pet şişenin üçte ikisini içtim. Tabiî ki yorgun ve terliyken içtiğim buz gibi ayrandan sonra boğazımı ve midemi üşüttüm. Al sana ikinci büyük hata. Ama oradaki ayranın dayanılmazlığını anlatmak için o anı yaşamak gerek.

 

22.30 - Akşam yemeğinden sonra yattım, hafif boğaz ve mide ağrısı ile.   

 

 

04 Ağustos 2007 - Cumartesi  - 1. Dinlenme Günü

 

08.30 - Kahvaltı yaptık. Bugün ve yarın buradayız. Bu iki günü dinlenerek geçireceğiz. Şu an ekipte herhangi problem yok. Keyfimiz iyi. Hava da düzeldi. Yalnız yemekler bizim ağız tadımıza göre çok farklı. Sulu yemek çok az. Öğünler ise bir ana yemek ve yanında da bir salata. Salata ise özellikle Rus salatası, mayonezli. Çünkü yemeği Ruslar hazırlıyorlar. Yiyecekleri çok pişirmemeleri ise onların zevki herhalde. Bütün yiyecekler et dahil fazla pişmemiş, sert geliyor. Sebzeler sert, pilavın içindeki pirinçler sert, etler sert. Benim dünkü üşütmemin etkisi hala sürüyor. Vücudum biraz kırgın. Sabah nabzımı ölçtüm, 104. Bir kez nefes alamıyormuşum gibi uyandım. Sonra uyumuşum. Bu tırmanışta şunu keşfettim. 5400 ve 6200 metrelerde hiç sorun çekmeden ve gece uyanmaksızın çok iyi uyudum. Ama aşağıya inince iyi uyuyamadım. Tabiî ki biraz da soğuk ayranın etkisi var. Ara sıra suluktaki Tang’i içiyorum bu da boğazımda zor yutkunmama neden oluyor. Dikkat etmem gerekiyor ama sıvı alımımı bu Tang’le sürdürüyorum. Burada masalarda soğuk su koymuyorlar. Yemekte su içmek gibi bir alışkanlıkları yok herhalde. Ama termoslar içinde sıcak su her yemekte hazır olarak masada duruyor. 4400 metre kampında 1 litre su 3 dolar. Dima kampın önündeki gölden ya da dereden su almamızı önermiyor. Nedenini sorduğumda buzul çatlağına düşüp ölen kırk dağcıdan bahsediyor. Su oralardan geliyor olabilir diyor ama kendileri suları bu dereden ve gölden alıyorlar. Bir litre suyun üç dolar olduğunu düşününce olayın ticari yönü ağır basıyor kafamda. Kampların çoğunda ise şişe suyu yok. Ama Cola, Fanta ve Votkayı kamplarda aradığın her zaman bulabilirsin. Özellikle mineral eksikliğimi kapatmak için gazlı su arıyorum. O da yok.

 

 

05 Ağustos 2007 - Pazar  - 2. Dinlenme Günü

 

08.30 - Kahvaltı yaptık. Hava güzel ve açık. Bu güzel günleri kaçırdığımız için endişeleniyoruz. Ekimizdeki on bir kişi için zirvenin önemi çok büyük. Bugün Bülent yoğurt siparişi verdi. Burada yemekte vermedikleri için özlemini çektiğimiz ayrana kavuştuk. Üşütmem yavaş yavaş düzeldi ve artık rahatım. Bugünkü ayranı ise bitmesin der gibi azar azar keyfini çıkartarak içtim. Uykumda da problem olmadı ve çok iyi uyudum. Büyük bir şanstı ki Korkut Beyin ilaç çantasında bulunan Bepanten boğaz pastilini her gün alıyorum. Boğazım iyice rahatladı. Tang yüzünden yutkunduğumda ağrıyan boğazım artık düzeldi.

Yarın sabah tırmanışa başlayacağımız için sırt çantamızı hazırlıyoruz. Tırmanış malzemelerimizi ayarlıyoruz. Başkan yine bir toplantı yapıp aklimatize tırmanışı aşamasındaki günleri değerlendirip gerekli uyarılarda bulunuyor. Dağın üzeri bulutlanıyor ama buranın yerlileri bunun önemsiz olduğunu, Tacikistan tarafından geldiğini ve gelip geçici olduğunu açıklıyorlar. Akşama doğru dağ tamamen kapattı. Aşağılarda, 3600 metredeki Base Camp tarafında hava çok kötü, kapalı ve yağmur yağıyor. Hava soğuk. Turları geziyoruz, Bülent’le. Türkiye ile görüşmek üzere uydu telefon arıyoruz. Dağcılık Federasyonu Başkan Vekili Prof. Dr. Okay Vural ile görüşüp faaliyetin son durumu ile ilgili bilgi vermek istiyor, Bülent. Daha sonra Bülent Türkiye ile telefon görüşmesi yaparak ekibimizin durumu hakkında bilgi verdi. Ayrıca Mustag Ata’ya tırmanan ekibimiz hakkında da bilgi aldı.

Burada uydu telefon ile görüşmenin dakikası 5 dolar.       

Buzulda en büyük çatlağın olduğu bölgede rota sola doğru yönelmiş. Anlaşılan aşağıya inerken gördüğümüz çökmeye başlamış olan kar köprüsü artık geçit vermiyor. Yeni rota açılmış. Hemen yüz metre sola doğru yönelip tekrar normal rotaya giriyor.

 

 

06 Ağustos 2007 - Pazartesi

 

05.00 - Telefonun sesiyle uyandık. Çok geç kalmamak için erken kalkıyoruz. Uyanır uyanmaz tulumu ve matı toplayıp hazırlanıyoruz. Çantayı önceden hazırlamıştık. Sıcacık tulumdan çıktığımızda soğuk damarlarımıza işliyor gibi. 

 

06.00 - Kahvaltı. Hava genelde kapalı. Dağın üzeri ise açık.

 

07.25 - Hareket ediyoruz. Buzuldaki eğim artana kadar yürüyoruz ve sonra kramponları takıyoruz. Buzul çatlaklarında önceki geçtiğimiz köprüler yıkılmış. Sola doğru ilerleyip sağlam olan kar köprüsünden geçiyoruz. Bu kez kopma yok ve on bir kişi birlikte hareket ediyoruz. Malzemenin ağır kısmını daha önceden taşıdığımız için sırt çantalarımız daha hafif. Örneğin hiç kimse çadır taşımıyor. Büyük çatlakları emniyetle geçtikten sonra öğlene kadar olan yürüyüşte herhangi bir aksaklık olmadı. Artık buraları iyi tanıyoruz. Bu arada Ahmet 4700 metrelerde rahatsızlandı ve geri dönmek zorunda kaldı.

 

13.30 - Korktuğumuz başımıza gelmeye başladı mı yoksa. İki gündür muhteşem güzel ve sıcak olan hava tamamen kapattı. Her yeri sis kapladı. Artık sadece önümüzde yürüyenleri görebiliyoruz.

 

14.00 - Kızartma tavasına yaklaştığımız sırada kar yağmaya başladı. Bu arada kopmalar da başladı ve önden gidenler 5400 metre kampına ulaşmıştı. Yağan karın altında onları izlemek çok keyifliydi. Ama bir yandan da endişeliydim. İnşallah iki gün içinde bozmaz. Bu kadar emekten sonra başarıyla zirveye ulaşırız. Daha önceki yürüyüşümüze göre çok rahattık. Aklimatize olduğumuz içinde nefes problemi çekmiyordum. Tek sorun havanın nasıl olacağı. Zirveye geçit verip vermeyeceği.

 

15.45 - 5400 metre kampına ulaştım. Kar hala yağıyor. Öncekine göre dört saat öncesinden bu kampa ulaşmıştım. Hemen daha önce kurulu olan çadırımıza yöneldim. Çetin dehidre olduğunu söyledi. Çadırda yorgun yatıyor. Gelir gelmez sağolsun yorgun haliyle makarna pişirmiş ve bana da ayırmış. Çadıra girip, yerleştim. Kar eritip su ısıttım. Yine sıcacık bir Knorr domates çorbası içtim. Makarnayı ısıtıp yedim. Daha sonra dinlenmeye çekildim.  

 

19.00 - Korkut beyin sesini duyuyorum. Çadırları hemen üzerimizde kurulu. Başkanı yemeğe davet ediyorlar, Emrahla.

 

20.00 - Çetin hala uyuyor ve çadırın içinde sıkılıyorum. Dışarı çıkıyorum. Kar yağmaya devam ediyor. Hava çok soğuk. Korkut Beyin sesi artık kahkahayla karışık duyuluyor. Onların çadıra yöneliyorum. Çadırda Korkut, Emrah, Başkan ve Durmuş var. Bende içeri giriyorum, Korkut Bey hemen sıcak bir kahve tutuşturuyor elime. Keyifle yudumluyorum. Çadırın içi oldukça sıcak. Sohbet de çok güzel. Durmuş’la ayrılıyoruz çadırdan.

 

21.30 - Durmuş ısrarla çorba yapmak istiyor. Üstelik salçalı şehriye çorbası. Ama salça yok. Musa’da salçanın olduğunu söylüyor. Durmuş su ısıtmak için kendi çadırına girdi. Ben de Musa’nın çadırına yöneliyorum, salçayı alıp Musa’yı da çorbaya davet etmek için. Yağan karın altında Musa’nın çadırının önünde Musa’yı bekliyorum. Musa çadırda patates püresi ve tereyağı arıyor. Çorbanın yanına patates püresi yapmak istiyor. Musa’yla Durmuş’ların çadırına giriyoruz.

İçerisi sıcacık, Durmuş suyu ısıtmış bile. Nevzat’la birlikte salçalı şehriye çorbasını yapıyorlar. Aynı anda Musa da tereyağlı patates püresi yaptı. Ardından da Ülker’in hazır İzmir köftesini ısıtıp yiyoruz. Nazar değmesin hepimizin iştahı yerinde. Arkasından tabii ki sıcak bir çay. Üçü de usta birer aşçı gibi üşenmeden uğraştılar. 5400 metrede yağan karın altında sıcacık çadırın içinde inanılmaz keyifli bir akşam yemeği oldu, bizim için.

 

23.00 - Böyle bir ortamı terk etmek de zor geldi bana. Ama artık yatma vakti gelmişti. Yarın sabah dokuzda 6200 metre kampına hareket edeceğiz. Musa ve ben çadırımıza döndük. Kar hala yağıyordu.

 

 

07 Ağustos 2007 - Salı

 

07.20 - Uyandık. Güneş üstteki çadırlara vuruyordu ama önümüzde küçük tepe nedeniyle henüz bizim çadıra vurmuyordu. Çadırın içi oldukça soğuk, tulumdan çıkmak zor. Güneş çadıra vurup biraz ısıtsa. Ama o da çok zor. Başka çare de yok. Kalkıp su ısıtıyoruz. Kar durmuştu. Yine her zaman ki gibi sıcak domates çorbası içiyorum ve biraz ekmek yiyorum.    

    

09.00 - Yavaş yavaş hareket edildi.

 

09.20 - Yine her zaman ki gibi ben en son hareket ettim. Yani yirmi dakika geç başladım. Kampın yanından dik bir yokuşla tırmanışa başlıyoruz.

 

11.00 - Tırmandığımız yokuşun üzerinde Nevzat mide problemi çekmeye başladı. Midesi çok ağrıyordu. Tırmanışı bırakmak zorunda kaldı. Nevzat’ta ülser vardı ve onu ara sıra rahatsız ediyordu. Nevzat morali bozuk halde 5400 kampına döndü.

 

12.30 - Yukarıdan sis inmeye başladı.

 

13.00 - Sis her yeri kapladı. Yine önümüzde yürüyenlerin haricinde hiçbir yeri göremiyoruz.  Acaba bu hava bizim zirveye çıkmamıza izin vermeyecek mi? Ama ne olursa olsun sağlımız bu kadar yerindeyken havanın izin verdiği kadarıyla zirveyi zorlayacağız. Uzun bir süredir Osman, Çetin, Bülent, Durmuş ve ben birlikte yürüyoruz. Razdalneya zirvesinin bulunduğu o bitmek bilmeyen tepenin altında ayrıldık. Yükseldikçe rüzgar başladı. Durmuş’la beraber tırmanıyoruz. Durmuş daha önce aklimatize tırmanışında buraya tırmanmamıştı. 5400 metre kampında kalmıştı. Şimdi 6200 kampına ilk kez tırmanıyor. Tırmanırken nefes problemi çekiyor. Bu nedenle ona hızlı hareket etmemesini ve yavaş yürümesini söylüyorum. Birlikte yavaş bir tempoyla tırmanıyoruz. Sohbet ederek yürürken birçok kişi bizi geçiyor. Bir ara mola için duruyor ve çantadan çikolataları çıkarıp yiyoruz. Bu sırada yanımızdan geçen erkek ve bayan Yunanlı çifte çantadan çikolatalı gofret çıkarıp ikram ediyorum. Çok hoş bir sohbet ediyoruz. Aklimatize için çıkmışlar ve gece kalmadan hemen 5400 kampına geri döneceklermiş. Teşekkür edip ayrılıyorlar Biz dinlenmeye devam ettik. Nasıl olsa akşam üst kampta kalacağız. Yanımızda bu kez de Slovakyalı bir genç durdu. Ülkesinde bir bira fabrikasında çalışıyor ve Genel Müdürleri de bir Türk. Tunç Çulhaoğlu. Çantanda bira vardır diye takılıyorum. Hayır ana kampta bıraktım, aşağıda görüşürsek içeriz birlikte diyor. Bizde hareket ediyoruz. Durmuş iyice dinlendikten sonra mola vermeksizin yürüyor. Uzun bir süre konuşmadan tırmanıyoruz..   

 

17.00 - Razdalneya zirvesi. 6200 metre kampı. Daha önceki gibi sert esmiyor. Hafif bir esinti var ama hava çok soğuk. Çadıra girmeden önce etrafı fotoğrafladım. Tacikistan tarafı daha önce de söylediğim gibi bir tablo kadar güzel. Sanki elle çizilmiş düzenli 6000 lik sivrilerle dopdolu. Osman Kalaycıoğlu, Bülent Aksu ve Başkan Alaattin Karaca birlikte kalıyorlar. Osman çadıra çağırıyor beni ve soya fasulyeli çok güzel bir yemekten uzatıyor. Birkaç sıcacık kaşıkla midem ısınıyor. Bir de pastırma uzatıyor ekmeğin arasında. Kısa süren bu ziyafetten sonra kendi çadırıma yöneliyorum. Çetin çadırda uzanmış yatıyor, yine dehidre olmuş. Musa Durmuş ile aynı çadırı paylaşıyor. Korkut Güven ve Emrah Özbay aynı çadırda kalıyorlar. Çetin uyanıyor, birlikte Musa’ların çadıra gidiyoruz, akşam yemeği için. Çadıra giriyoruz. Bu kez tereyağlı patates püresini Çetin hazırlıyor. Durmuş’un durumu hiç iyi değil. Midesi bulanıyor ve başı ağrıyor. Çadırdan çıkıyor ve bizim çadıra gidiyorum. Mide bulantısı için Emedur ve baş ağrısı ilacı alıp Durmuş’a veriyorum. Durmuş içiyor ama hiç faydası olmadığını söylüyor. Yarın tırmanışa gidebileceği şüpheli. Pürenin yanına hazır sebzeli tavuk yemeği yiyoruz. Yemekten sonra kendi çadırımıza geçiyoruz. Hava öncekine göre daha güzel. Kar eritip yarın ki tırmanış için termoslarımızı ve suluklarımızı dolduruyorum.

 

21.25 - Şu an hala su ısıtıyorum. İki termos ve iki suluk hala dolmadı. Üstelik yarın sabah beşte kalkıp altıda hareket edeceğiz. Ben hala işimi bitiremedim. Çetin ise uyuyor. Şu an her şey çok güzel. Moralim çok iyi. Çadırı iyi ki almışım, çok korunaklı.

 

 

08 Ağustos 2007 - Çarşamba

 

05.00 - Telefonun sesiyle uyanıyoruz. Gece yine çok güzel uyudum. Dışarıda bugün zirveye çıkılamayacak kadar şiddetli rüzgar esiyor. Sıcacık tulumdan çıkmak da ağır davranıyorum. Eğer hava da değişme olmazsa bu hava da çıkılacağını zannetmiyorum. Akşam ısıttığım termostaki sıcak sudan bir bardak alıp sıcak domates çorbamı içiyorum. Bir parça ekmekle de kahvaltımı tamamlıyorum. Başka hiçbir şey yemeden tırmanışa başlayacağım. Çetin küçük plastik kahvaltılıklarla özellikle ballı olanından ağırlıklı olmak üzere kahvaltısını tamamlıyor. Emrah’ın sesi duyuluyor dışarıdan. Hareket saatinin altı buçuk olduğunu duyuruyor. Tekrar tulumun içine giriyoruz. Hava açık ama rüzgar şiddetli. Bu havada çıkma olasılığı çok zayıf diye düşünürken Emrah’ın sesi ikinci kez duyuluyor. Hareket saatinin yedi olduğunu öğreniyoruz. Herhalde bugün tırmanışa gidemeyeceğiz düşüncesi oluşuyor, kafamda.

 

07.00 - Dışarıdan gelen sesler üzerine dışarı çıktık ve kramponlarımızı taktık. Çadırın etrafını bir kez daha kontrol ettim.

 

07.25 - Tırmanış başladı. Bu havada çıkamayacağımızı düşünüyordum ama yine yanıldım.  Alaattin Karaca’yı bu havalar yıldırabilir mi? Buz gibi esen havada yürüyoruz. Tırmanışa Durmuş katılmadı. Durmuş dün zaten iyi değildi. Musa’nın söylediğine göre hala iyi değilmiş. 6200 kampından aşağıya doğru 200 metreye yakın bir iniş var. Buralara da çadır kurmuşlar. Daha önce otuz çadır saymıştım. Buradakilerle beraber kırk çadırı buluyor. İndikçe rüzgar daha da şiddetlendi. Burası bir boğazı andırıyor. Buradan sonra çok dik bir yokuşla 6400 kampına doğru tırmanıyoruz. Rüzgar, tırmanışı iyice zorlaştırıyor. 6400 kampına gelmeden önce Osman ve Çetin soğuktan dolayı ayaklarında oluşan his kaybı nedeni ile geri döndüler. Düz bir plato görünümü veren 6400 kampını rahatlıkla geçtik. 6400 kampından sonra da yine çok dik bir eğim var. Bu eğimden yukarıya tırmanmaya başladığımız da Bülent değiştiremediği ayakkabısının gazabına uğradı. Artık daha fazla dayanamayacağını söyleyen Bülent ayrılmak zorunda kaldı. Yine en arkada ben yürüyordum ama öndeki grupla aramızda yirmi metre kadar mesafe vardı. Hava o kadar soğuktu ki Marmot polar eldiven hiçbir işe yaramadı. Ayrıca hala sert ve şiddetli esiyor. Hemen çantamdan kaz tüyü eldivenleri ve balaklavayı çıkarıp giydim. Kaztüyü eldivenlerin içine de Lafuma beş parmak ince eldivenleri giydim. Artık şimdi daha da iyiydim. Federasyonun bu faaliyet için verdiği Marmot 800 Fill kaztüyü mont çadırdan çıktığımızdan beri sırtımda. İyi ki Başkan bunların alınmasına onay vermiş. Bunalmadan ve sıcacık üşümeden yürüyorum. Bülent’in tam ayrıldığı anda üşüyenler öne geçsin diye bir ses duyuyorum. Sesin geldiği yöne doğru kafamı kaldırdığımda Korkut ve Emrah’ın önde olduğunu gördüm. Ben de istem dışı biraz hızlanıyorum. Başkanın yanından geçerek ilerliyorum. Artık dağda beş kişiyiz. Henüz 6600 metrelerdeyiz. Dağda ilginç olan bir şey ilgimi çekiyor. Bizden başka bir tek kişi yok. Acaba bizden önce tırmanışa başlayanlar olabilir mi diye düşünüyorum. Tabii ki bunu yükseldikçe, zirveye yaklaştıkça göreceğiz. Uzun bir zaman yalnız yürüdüm. Hiçbir problem çekmeden çok rahat yürüyorum. Hava biraz düzeldi gibi. Rüzgar daha yavaş esiyor. Şu an hiç kimse görünmüyor. Önümdeki yükseltiyi aştığımda onları gördüm. Öndeki iki kişi Korkut ve Emrah olmalılar. Arkalarında olan tek kişi ise Musa olmalı. Uzun ve dik bir kulvara tırmanmadan önce Musa’ya yetişiyorum. Şimdi Musa’yla beraber yürüyoruz. Çok dik bir eğim var. Ayrıca rota beyaz kayalarla kaplı. Karın içerisinde beyaz kayalar. Buraya ulaştığımızda bir kişi daha fark ediyoruz. Biraz daha yaklaşınca bir bayan olduğunu görüyorum. Herhalde burada bir yerlerde dinleniyordu ki onu geriden fark etmedik. Buraya kadar yalnız mı geldi bilmiyoruz.

Korkut ve Emrah beyaz kayalıkları aşıp yukarıya ulaşıyorlar ve mola veriyorlar. Bayan da onların arkasından çıkıp mola vermeden gidiyor.

Biz henüz kayalıkların başındayız ve burası oldukça dik. 6800 metrelerdeyiz artık. Kayaların bulunduğu bu dik eğim bizi oldukça oyalıyor. Ağır ağır tırmanıyoruz. Burada kazma kullanmakta yarar var. Tam Korkut ve Emrah’ın yanına geldiğimizde onlar da kalkıp tırmanışa devam ediyorlar. Başkan ise henüz yükseltinin başında.  

Biz de oturup mola veriyoruz. Çantadan çikolataları ve kuruyemişleri çıkarıp küçük bir ziyafet çekiyoruz kendimize. Geldiğimiz rotayı ve aşağıdaki beyazlığın oluşturduğu doyumsuz güzelliği izliyoruz. Musa daha da rahatlamış ve herhangi problemi yok.  En iyi ziyaret kısa olanı derler ya biz de fazla uzatmadan burayı terk ediyoruz. Başkan kayalıkların üzerinde ağır ağır tırmanıyor.

4400 metre kampını tam karşıdan gören kuzey yamacından yan geçişle yükseliyoruz. Burası kar ve buzdan oluşan bir yamaç. Krampon bazı yerlerde buzun üzerinde neredeyse batmıyor. Bazı yerlerde ise beş-on cm kadar kara batıyor. Bu yamacın zirvesi 4400 kampından dağın zirvesi olarak görünüyor ama biz zirvesi olmadığını biliyoruz. Çünkü zirve kampa göre biraz daha arkada ve kampı görmüyor. Yan geçişi bitirip yamacın üzerine çıktığımızda batı yönünde tepenin üzerinde üç kişi görüyoruz. Bu tepenin üzeri artık karla karışık kayalık bir yapıya sahip. Üç kişi kayalıkların arasında karın üzerinde ilerliyor. Bulunduğumuz yer bir çanak gibi ve onların bulunduğu yere ulaşmamıza en az bir ya da bir buçuk saat var. Yamacın üstünden onların olduğu yere kadar buzun üzerinde yürüyoruz. Bu bitmek bilmeyen rotada adımlarımız iyice yavaşlıyor. Musa’yla aramızda yaklaşık yüz metre var. Başkan da Musa’ya yetişiyor. Artık 6950 metredeyiz. Öndekiler 7000 metrede kayalıkların bulunduğu tepenin üzerinde gözden kayboluyorlar. Tam kayalıklara girdiğimiz anda tepenin üzerinde bayan görünüyor. Dönmeye karar vermiş herhalde. Ona ulaştığım zaman zirveye elli dakika kaldığını ama kendisinin zirveye gitmekten vazgeçtiğini söylüyor ve geri dönüyor. Zirveye elli dakika kaldığını duymak sevindirici. Biraz dinleniyorum. Başkan ve Musa’yla bir araya geliyoruz. Kayalıkların bulunduğu tepeyi aşıyoruz. Sırtı aştığımızda Korkut’u görüyoruz. Zirveye ulaşmış ve dönüyor. Başkan ne kadar kaldığını Korkut’a sorduğunda Korkut bu tempoyla yürürseniz iki buçuk saati bulur diyor!

 

17.30 - Başkan aldırmıyor ve yürüyor. Yaşasın! Başkan’ın kesin dönmeyeceğinden emindim. Eğer dönme kararı alsaydı kahrolurdum. O kadar iyiydim ki eğer sekiz binlik olsaydı, oraya da gidebilecek kadar rahattım. Hiçbir problemim yoktu. Musa’da kararlı ve gidiyoruz. Birazdan Emrah göründü. O da zirveden dönüyor. Emrah’a zirveye ne kadar zaman kaldığını sorduğumuzda bir buçuk saat kadar tutacağını söyledi.

 

18.45 - Bir saat on beş dakikada zirveye ulaşıyoruz. Dağın muhteşem güzelliğinin yanında inanılmaz bir duygu yaşıyoruz. Ben ise anlatılmaz bir coşku yaşıyorum. Bu spora başladığım 1981 yılı Temmuz ayında bizi eğiten ve bu sporu bize sevdiren insanla Alaattin Karaca ile  Türkiye de yüzlerce kez çıktığımız farklı zirvelerin en yükseğine bu kez Kırgızistan’da 7134 metreye yine onunla birlikte çıkıyoruz. Çok hoş ve zevkli bir duygu. Bu duygular için de sadece on beş dakika kalabildik. Zirveyi ve etrafı fotoğrafladıktan sonra hazırlanıyoruz.

 

19.00 - Hareket ediyoruz. Çünkü daha çok yolumuz var. Hava kapatmadan 4400 kampını karşıdan gören çok dik eğimin olduğu kuzey yamacından geçmemiz gerek. Çünkü bu yamaç kar buz karışımı bir alan ve bazı noktalarda krampon batmıyor bile. Bu alan daha fazla sertleşmeden geçmek için mümkün olduğunca hızlı ilerlemeye çalışıyoruz.

 

21.00 - Hava kararıyor ve ısı hızla düşüyor. Şu an sadece ısının çok hızlı düşmesi rahatsız edici. Alın fenerlerini çıkarıyoruz. Musa önde, ben ve Başkan ağır ağır ilerliyoruz.

 

22.00 - Hava birden değişti ve çok şiddetli esiyor. Üşümüyorum ama rüzgar mahvediyor. Yüzümü iyice kapatıyorum. Çünkü yüzüme çok şiddetli vuran kar acıtıyor.

 

23.50 - 6400 kampındayız. Rüzgar artık tipiye çevirdi. Soğuğu iyice hissetmeye başladık. İki saatlik yolumuz kalmadı bile. Ama hava o kadar kötü ki, anlatamam. Bu iki saat içinde havanın daha ne kadar değişeceğini kestiremeyeceğimiz için Başkan’a 6400 kampında kurulu North Face çadırın içindekilerle konuşup hava düzelene kadar çadırda konaklayabileceğimizi önerdim. Rüzgar şiddetini iyice arttırınca ikna oldu. Çadırda iki Rus vardı ve havanın berbat olduğunun farkındaydılar. Çadıra girmemizi kabul ettiler. Allahtan çadır üç kişilikti ve içeriye sığabildik. Sabah hava düzeldiğinde beş gibi hareket edeceğiz.

 

24.40 - Çadıra girip yerleşmemiz epey sürüyor. Çadırda oturarak sohbet ediyoruz. Dışarıda tipi inanılmaz, ama artık çadırda güvendeyiz ve içi sıcacık.

İlk program üzerinde konuşurken 6400 metrede kamp kurmayı planlıyorduk. Başkan Alaattin Karaca bu kampın kurulmasının çok gerekli olduğunu söylemiş ve önermişti. Zaten şirket tarafından bize verilen programda da vardı. Sonradan vazgeçip 6400 metre kampı yerine 6200 metreden zirveye hareket etmeyi kararlaştırdık. Aslında 6400 metrede bir kamp daha kurulması tırmanışın başarılı geçmesi açısından çok çok önemli. Zirve tırmanışı rotası oldukça uzun. 6400 metrede kamp kurulursa dört-beş saat arası bir zaman kazanılabilir. 

 

 

09 Ağustos 2007 - Perşembe

 

05.00 - Çadırdan çıkıyoruz. Teşekkür ederek ayrılıyoruz.

 

07.30 - 6200 kampındayız. Dün sadece bizimle birlikte bir bayan dağa tırmanışa giderken bugün sabah zirveye giden yirmiden fazla dağcı ile karşılaştık. Demek ki dünkü kötü havada çıkmaya cesaret edemediler. Şu andaki hava dünkünden çok güzel, açık ve üstelik esmiyor da. Akşam çok yerinde bir kararla çadırda konaklamışız. Şu an hava o kadar güzel ki çok rahat ve sakin yürüyoruz. Dün geceki hava hepimizi çok bitkin düşürdü. İlkin Bülent bizi karşılamaya geldi, kucaklaştık, bizi tebrik etti ve bizimle yarım saat kadar kampa yürüdü. 6200 kampında Bülent, Osman, Korkut ve Emrah kalmışlar. Diğerleri ise dönmüşler. Bülent ve Osman kendi aralarında bir organize yapmışlar. Osman benim North Face çadıra geçip sıcak su ve kahvaltı hazırlamış. Bülent te kendi çadırında Başkan ve Musa için hazırlamış. Geldiğimizde her şey hazırdı ve Osman hiçbir şeye elimi sürdürmedi. Çadırı bile kendi toplamaya çalıştı ama ben de yardım ettim. Her yerde böylesi güzel dostluğu bulmak kolay değil sanırım. Sağolsun her şeye yardımcı oldu. Dün gece geç saatlere kadar bizi beklemişler. Geldiğimiz anda yiyecek hazırlamak için geç saatlere kadar uyumamışlar. Bu keyfin üzerine içtiğim domates çorbasının güzelliğini anlatamam. Bülent’te Başkan ve Musa’ya destek sağladı. Saat on bire kadar dinlenip çıkmaya karar verdik. Ben tuluma girip dinlendim. Osman önce kendi çantasını hazırladı. Daha sonra çadırın kazıklarını söküp toplamaya hazır hale getirdi. Ben de çantamı hazırladım ve çadırı beraber topladık.

 

11.00 - Yine her zaman ki gibi 6200 metreden de en son ben hareket ettim. Hava açık ama ara sıra esmeye başladı.

 

13.10 - Yavaş yavaş yürüyerek tek başıma 5400 metre kampına geldim.

 

13.45 - Başkan Alaattin Karaca, Osman, Korkut, Emrah ve ben 5400 metre kampından hareket ettik. Çantam çok ağır ve hava çok sıcak. Aşağıya indikçe hava ısınıyor. Çantanın ağırlığı yüzünden yine geride kaldım. Ama kızartma tavasına geldiğimde yaklaşık bir saat boyunca tırmandığımız bu alanı on dakika da indim. Öylesine rahatım ki çantam ağır olmasa neredeyse koşacaktım. Şu ana kadar ki en hızlı tempom ile koşar adım yürüyerek öndeki gruba yetiştim. Suluktaki Tang yine beni çok rahatlattı. Yüksek irtifa da suyun önemini hep okurduk ama bu faaliyette bunu çok ciddi şekilde yaşadım. Sürekli Tang içerek ve kuruyemiş yiyerek susuzluğumu giderdim. Bu Tang güzelde boğazımı bir tahriş etmese. Her güzelin bir kusuru var derler ya ondandır herhalde. Yine yutkunmakta zorlanıyorum. Dün soğuk havada zirvede ağızdan nefes almakta etkiledi tabii ki. Ama Tangla birlikte kuruyemiş inanılmaz güç veriyor insana.

 

18.00 - 4400 kampındayız. Vitali biz geldiğimizde votka ikram etti. Burada bir gelenek herhalde. Daha önce de görmüştük. Zirveye çıkanlara votka ikram ediyor ve tebrik ediyorlar. Gelir gelmez arkadaşların sıcacık ve içten sarılarak tebrik etmeleri beni çok duygulandırdı. Arkasından birkaç bardak Votka çok hoş geldi bana.

 

21.00 - Akşam yemekten sonra votka ve meyve ile tırmanışı kutladık. Başkan’ın gündemle ilgili konuşmasının ardından votkalar içildi. Uydu telefonu ile bugün ilk kez eşim Tülay’la görüştüm, zirveye çıktığımızı söylerken bile boğazımda düğümlendi sözcükler. Bu kadar etkilemişti beni demek ki bu zirve. İnanılmaz duygu yüklüydüm, o gün.

 

 

10 Ağustos 2007 - Cuma

 

08.20 - Kahvaltı yaptık. Hazırlık yapıp 4400 kampına ineceğiz.

 

10.50 - Buradakilerle vedalaşarak hareket ettik. Dağ tamamen kapalı ve bulutlu. Ne büyük bir şans. Tırmanış bittikten bir gün sonra hava bugüne kadar burada hiç görmediğimiz bir şekilde kapattı. Zirvede kim bilir, nasıl bir hava vardır.

 

16.30 - Sohbet ederek ve dinlenerek 3600 kampına ulaştık. 18 yaşlarında genç bir delikanlı burada çalışmaya başlamış. Adı İlyas, Özbek Türklerinden. Türkçesi var ama çok iyi değil. İnanılmaz, İngilizcesi iyi. Türkçe anlaşamadığımız yerlerde İngilizce anlaşıyoruz onunla. Nasıl öğrendiğini soruyorum. Kitaplardan öğrendiğini söylüyor. Kitaplardan da olsa çok iyi öğrenmiş. Gelir gelmez ayran soruyoruz. Hemen yandaki şirketten alıp geliyor. Bir litrelik pet şişeler içinde. Soğuması içinde dereye soğuk suyun içine bırakıyoruz. Yine ne kadar özlemişiz bu ayranı. Bol tuz koyarak doyasıya içiyoruz. Hava açık ve güneşli.  

Maria yemekleri biz gelmeden önce hazırlamış, biz gelince hemen ısıttı. Güzel bir balık çorbası, pilav ve ilk kez bir köfte. Akşam yemeğine kadar sohbet ederek dinleniyoruz.

 

21.00 - Akşam yemeğinde patates, et karışımı güzel bir yemek ve salata var. Yorgunuz ve erken yatıyoruz.  

           

 

11 Ağustos 2007 - Cumartesi

 

08.30 - Yağmur sesiyle uyandım. Kahvaltı için dışarı çıktım. Hava çok kötü kapattı. Artık dağ görünmüyor. Bugün temizlik yapar, şöyle sıcak su ile yıkanır ve derede kokulu elbiselerimizi yıkarız diye düşünürken yağmurlu bir günle karşılaşıyoruz. Kahvaltıdan sonra yemek çadırından çıkamadık. Yine sohbet ederek zaman geçirdik. Yukarıdan tanığımız sohbet ettiğimiz gruplarda iniyor. Beş kişilik İspanyol grubu. Hareketli ve güleç yüzlü insanlar. Biri Basklı, diğer dördü İspanyol. Kendisi sürekli bunun esprisini yaptı, yukarıda. Ben Basklıyım, İspanyol değilim, diyordu. Çok muhabbet ve neşeliler. Daha sonra yedi kişilik Fransız grubu geliyor ve ardından üç kişilik Alman grubu.

Dima su ısıtıyor ve sauna dedikleri çadırda yıkanıyoruz. İçeride sauna teşkilatı var ama biz hazır sıcak su ve yanında soğuk su ile karıştırarak yıkanıyoruz. Ben yine en son yıkanmayı düşünüyorum. Bu yüzden de bugün yıkanamadım.

Akşama kadar sohbet ederek geçirdik. Aslında bir başkasına sıkıcı görünse de ben hiç sıkılmadım. Dağda olmak var ya sıkılmak ne demek.   

Mustag Ata ekibinden gelen haber hepimizi çok sevindirdi. Sekiz kişi zirveye ulaşmış ve sorunsuz bir şekilde dönüyorlarmış. Müthiş bir haberdi bizim için.  

Akşam yemeğinden sonra yemek çadırında üç Rus dağcının Everest’in zirvesine duvardan tırmanışlarını izledik. Olağanüstü insanlardı. Seyrederken öylesine kendimizi kaptırmıştık ki çadırda çıt çıkmıyordu. Filmden sonra üç Almanla sohbet ediyoruz. Musa, Ahmet, Çetin. Onlar soruyorlar ben de İngilizceye çeviriyorum. Bu sohbet tam iki saate yakın sürüyor. Andreas Ehlert eşiyle gelmiş. Eşinin ismi Rita. Bir de genç bir Alman var,  Frank. Bu tırmanışta sadece Frank Peak Lenin’in zirvesine ulaşabilmiş. Andreas gençliğinde birçok zirve yapmış. Şimdi eşi yanında ve birlikte dağlara gidiyorlar. Rita eşini kaybetmemek için dağlarda onu yalnız bırakmıyormuş. Gençliğinde Eiger’ın kuzey duvarından tırmanmış. Alplerin son üç problemi olan zirveleri de tırmanmış. Bunu duyar duymaz Ahmet koşup çadırında yatan Emrah’ı kaldırdı ve yanımıza getirdi. Bu kez de Emrah Eiger ile ilgili tırmanış hakkında öğrenmek istediklerini sordu. Andreas’ın babası dağcı. Babasını dağda kaybetmiş. Annesi ise o da dağcı, şu an 65 yaşında ve hala dağlara gidiyor. Andreas ve Rita’nın kızları ise 23 yaşında ve şu sıralarda bir dağda aklimatize tırmanışındaymış.     

Bizimkiler Almanları Türkiye’ye Ağrı Dağı Tırmanışı faaliyetine ve Demirkazık Kuzey Duvarı tırmanışına davet ediyorlar. Birbirlerinin adreslerini alıyorlar.

Akşam oldukça geç yattım.

 

 

12 Ağustos 2007 - Pazar

 

09.00 - Bugün geç kalktım. Daha doğrusu akşam geç yattığım için erken kalkamadım. Hava hala çok kötü. Yukarılar kapalı. Yağmur ise yağmaya devam ediyor.

Bugün yıkanma sırası yine bana gelmedi. Giysilerimi de bugün yıkayamadım.

Hemen derenin öbür tarafında 200 metre ilerideki Dostuck - Trekking isimli şirkette mağaza olarak tasarlanmış dağcılık malzemeleri bulunan bir çadır var. Her malzemeyi bulamıyorsunuz ama hoşunuza giden bir şeyler satın alabilirsiniz. Arkadaşlar buradan birkaç malzeme satın aldılar.

Yağmur akşama kadar yağdı.

 

 

13 Ağustos 2007 - Pazartesi

 

08.30 - Kalkıyor ve kahvaltıya gidiyoruz. Harika bir gün ve güneş ısıtıyor. Dağları artık görebiliyoruz. Yaşasın temizlik günü. Artık kokmaya başlayan içliklerimi, tişörtleri, çorapları ve spor ayakkabılarımı derede yıkıyorum. Dima sıcak suyu ısıtıyor ve yirmi gün sonra ilk defa sıcak su ile yıkanıyorum. Bu ne güzel bir duygu. Tulumları havalandırıyoruz. Ayrıca yarın sabah buradan ayrılacağımız için hurçlarımızı düzenledik.

Sabah yapılan küçük bir törenle zirve yapanlara zirveye çıkış belgeleri verildi. Törenden sonra tanıdık dostlar Almanlar, Fransızlar, İspanyollar ve iki Rusla beraber bizim sempatik doktor Osh’a döndüler. Bize yemek hazırlayan Maria’da onlarla birlikte gidiyor. Arabaları hareket edince Bülent Türk usulü arkalarından bir kovayla su döküyor.

Öğleden sonra ise 11 kişilik bir Kazak grubu üst kamptan geldiler. Daha sonra öğreniyoruz ki iki kişi zirve yapabilmiş.

Durmuş, Nevzat, Çetin, Emrah, Ahmet ve ben akşam yemeği için yirmi dakika kadar uzaklıkta olan bir başka şirkete Fortuna Tur’a gidiyoruz. Tur  4400 kampına doğru giden yol üzerinde. Kırgız bir aile işletiyor burayı. Fortuna Tur’un sahibi Aynur isimli genç bir bayan. Aynur 4400 metredeki kampla ilgileniyor. Burasını ise Ayınkız isimli 60  yaşlarında olan annesi, geliniyle birlikte işletiyor. Burada da iki büyük çadır var. Bizim turdan farklı olarak dışarıda plastik masalar ve sandalyeler var. Biz gittiğimizde yemek çadırında başka dağcılar vardı. Uzun süre masalarda oturduk, dağları seyredip sohbet ettik. İçerdekiler çıkar çıkmaz çadıra daldık. Bu çadırın içi çok farklıydı. Çadırın bir bölümü mutfak gibi tasarlanmıştı. Diğer yarısı ise yerde oturmak için minderler vardı. Çadırın tam ortasında ise gürül gürül yanan büyük bir kuzine soba. Borusu ise çadırın üzerine yapılan bir sistemle dışarıya çıkıyor. Dışarısı serin, çadırın içi ise kemiklerinizi ısıtırcasına sıcacık. Sobanın üzerinde ise fokur fokur kaynayan sıcacık bir çay. Hemen önümüze çay koydular. Amacımız burada akşam yemeği yemek. Hangi sebzeyi buldularsa doğrayıp güzel bir çorba hazırlamışlar. Çorba kasesi zaten doyuracak kadar büyük. Ardından kızarmış patateslerin üzerine yumurta kırıyorlar. Yanına da domates, salatalık ve soğanla hazırlanmış salata. Ekmekler ise harika, ısıtıp ısıtıp  önümüze koyuyorlar. Sürekli bir şekilde önümüze çay geliyor. Daha sonra Kırgız Halkına özgü şapkalardan birkaç tane satın alıyoruz. Yemek için kişi başı 4 Dolar ödüyoruz. Şapkalarında tanesi 4 dolar. Çok tok bir şekilde kampımıza dönüyoruz.

Buradaki son akşamımız. Şansımıza akşam yemeğinde ise çok güzel etle hazırlanmış bir yemek var. Ama bizim yiyecek halimiz yok. Yemekten sonra geç saatlere kadar sohbet ediyoruz. 

 

 

14 Ağustos 2007 - Salı

08.00 - Kalkış. Kahvaltıdan sonra belge töreni yapılıyor. Zirveye çıkanlara belge ile birlikte üzerinde Peak Lenin’in zirvesi olan tişört hediye ediyorlar. Hüzünlü bir ayrılış töreni. Bir yandan sevinç bir yandan da burukluk hissediyoruz. 

10.00 - Toplanıp tırmanışın değerlendirmesini yapıyoruz.  

10.30 - Hüzünlü vedalaşmadan sonra Kamaz markalı kamyondan bozma otobüs gibi tasarlanmış arabamıza binip hareket ediyoruz. 

14.30 - Yurt kampa geliyoruz. Patates, havuç, sarımsak et karışımı sulu bir yemek yiyoruz. Arkasından etli makarna, üzüm ve ardından çay içiyoruz. Çayı yine yeşil mi, siyah mı diye soruyorlar. Hep beraber siyah istiyoruz. Yine porselen demliklerde geliyor çaylarımız. 

15.45 - Hareket ediyoruz.     

19.00 - Osh. Alay otele geliyoruz. Yine otelde çalışan bir tek erkek yok. Akşam yemeği için hemen karşıda lokanta var. Burada da servisi bayanlar yapıyor. Tavuk ızgara yiyoruz. Yanına da bira içiyoruz.

 

15 Ağustos 2007 - Çarşamba

 

 09.00 - Bizim tur şirketinden bir bayan geldi ve bizi İstanbul Pastanesine kahvaltı yapmak üzere götürdü. Güzel bir kahvaltı yaptık. Söylenenlere göre Pastanenin sahibi Türk’müş.Kahvaltıdan sonra serbest bir gün geçirdik.  Bizi kahvaltıya getiren bayan biz kahvaltıdayken gitti. Daha sonra bizi şirketten hiç arayan soran olmadı. Hatta belki gelen olur diye Başkan otelden hiç ayrılmadı. Telefonla ulaştığımız Dinara’ya durumu iletiyoruz. Çünkü bu arada Başkan çok sinirleniyor. Akşam ne yapacağımız konusunda hiçbir bilgi yok. Dinara ise Maria’ya ulaşacağını söylüyor. Otelden çıkıp Osh pazarı denilen yere gidiyorum. Çok yoğun bir trafik ve kalabalık insanlar arasında ilerliyorum. Pazar bizim Türkiye’de ki Rus pazarı diye adlandırdığımız pazarlara çok benziyor. Küçücük dükkanlar ya da sergiler var. Yöresel giysiler satılıyor. Base camp, Fortuna Tur’da oradaki insanlara destek olsun diye 4 Dolara aldığımız Kırgız halkına özgü şapkalar burada 1 Dolar. Base camp ta aldığımız şapkaların fiatının turistik olacağını tahmin ediyorduk. Buradan da birkaç tane aldım. Pazarda güzel görüntüler yakalamak için sonuna kadar ilerleyip nehir kenarından bir başka caddeye çıktım. Burası ise neredeyse beş yüz metre uzunluğunda caddenin iki tarafında sağlı sollu uzanan sebze ve meyve pazarı. Sanki köyde yetiştirdikleri sebzeleri satan insanların oluşturduğu bir Pazar yeri. Satıcıların hepsi genç kızlar ve kadınlar. İşin ilginç tarafı alıcılar da hep bayan. Pazar yerinin sonuna kadar gidip fotoğraf çekiyorum. Çok sıcak bir hava. Susadığımda yine mineralli suyu tercih ediyorum. 

12.30 - Öğleye doğru Maria geliyor. Bishkek uçağı akşam saat onda olduğunu ve bizi saat sekizde almaya geleceğini söylüyor. Ne yapacağımız konusundaki endişe ortadan kalktıktan sonra öğle yemeği için uzun bir yürüyüşle merkeze ulaşıyoruz. Adana kebap yapan bir lokantaya giriyoruz. Adana ve kuzu şiş, salata, kola ile yoğurt yiyoruz. Domates ve salatalığı öylesine özlemişiz ki iki kez dolu dolu tabaklarla önümüze getiriyorlar. Sekiz kişiyiz. Kişi başı 100 com ödüyoruz. Türk Lirası karşılığı ise yaklaşık olarak 4 YTL tutuyor. Türkiye’ye göre oldukça ucuz.Dönüşte Musa ile internet kafeye gidiyoruz. Bilgisayarlar çok kötü. İstediğiniz her sayfayı açmak mümkün değil. TDF’nin sitesine girip Dağcılık haberlerini okuyabiliyoruz. E-mailleri bile açıp okuyamadım. 

20.00 - Maria iki minibüsle geliyor. Hemen hurçları ve çantaları yükleyip havaalanına gidiyoruz. Akşam yemeği yemeye fırsat bulamadan havaalanına ulaşıyoruz. 

22.00 - Uçak havalanıyor. 

23.00 - Bishkek’te Manas Uluslar arası havaalanındayız. Havaalanının çay içilebilen kafeteryalarında kızartma, börek türü yiyecekler arıyoruz. İki ya da üç kafeterya var. Bize  sevimli gelen bir kafeteryaya giriyoruz. Yağda kızartılmış böreklerden istiyoruz. Burada servis yapan Ayperi isimli çok şeker bir Kırgız bayan var. Üç yıldır burada çalışıyor ve buranın bütün servisini o yapıyor. Az çok Türkçe biliyor ve anlaşabiliyorsunuz. Ama biz İngilizce iletişim kuruyoruz. İngilizcesi daha iyi. Ayperi börekleri mikrodalga fırında ısıtıyor ve sıcak sallama çayla servis yapıyor. Kızartma börekler ve sıcak çay harika. Hepimiz burada açlığımızı yatıştırıyoruz ve bütün börekleri bitiriyoruz. Bir süre oturup muhabbet ediyoruz.

 

 

16 Ağustos 2007 - Perşembe

 

01.00 - Havaalanında sandalyelerin üzerine uzanıp tam dalmıştım ki bir gürültü ile uyandım. Mustag Ata ekibi bulunduğumuz yere geldiler. Kalktım, kucaklaştık. Birbirimizi tebrik ettik. Her iki grubunda birbirine anlatacağı çok şey vardı. Uçak kalkış saatine kadar sohbet ettik. 

04.55 - THY uçağı tam saatinde kalkıyor. Uykusuz olduğumuz için hemen uykuya dalıyoruz. 

07.23 - İstanbul’a iniyoruz. Aslında saatlerin 10.23 olması gerekiyor. Bu nedenle saatleri hemen üç saat geri alıyoruz. Atatürk Havaalanında küçük bir toplantı yapıyoruz. Başar Zeki Kırnık Havaalanına laptopuyla birlikte geliyor. Çektiğimiz bütün resimleri veriyoruz. Başar onları laptopa topluyor. Daha sonra tek tek vedalaşıp ayrılıyoruz.

Peak Lenin Tırmanışına Katılanlar : 

1. Alaattin Karaca          20.05.1949       Sarıkamış – Karaurgan   Doğu Anadolu Dağcılık Kulübü          

2. Korkut Güven            14.01.1954        Rize – Fındıklı                Gençlik ve Spor - Ferdi 

3. Faik Can Özen           08.04.1960        Kırıkkale                       Ondokuzmayıs Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü - Samsun 

4. Durmuş Uçgun          01.01.1970        Eğirdir                          Eğirdir Doğa Sporları Kulübü 

5. Bülent Aksu               02.02.1974        Ordu – Ulubey               İstanbul Bahçedak Spor Kulübü 

6. Musa Karahan           01.04.1975        Rize – Pazar                  Kütahya Gençlik ve Spor Kulübü 

7. Osman Kalaycıoğlu    07.04.1976        Ardeşen                        Tekkeköy Dağcılık Kulübü - Samsun 

8. Nevzat Tezer            17.07.1976        Sivas                            Sivas Dağcılık Kulübü     

9. Çetin Bayram            02.02.1981        Erzurum                        Doğu Anadolu Dağcılık Kulübü 

10. Ahmet Yılmaz          05.11.1981        Kayseri                         Hadak

11. Emrah Özbay           07.11.1981        İzmir                            İzmir Demirspor

 

 

 

Korkut Güven’in GPS den Aldığı Yükseklikler :

 

 

 

Base Camp     3612 m. 

1. Kamp          4460 m. 

2. Kamp          5425 m. 

3. Kamp          6130 m.

  

İlgilenenler için bazı fiatları vermekte yarar var.

 

Base Camp - 3600 Kampı

 

 

 

1 Litre Cola                3 Dolar 

 

1 Litre Fanta               3 Dolar 

 

1 Litre Sprite              3 Dolar 

 

1 Termos Çay            1 Dolar 

 

1 Fincan Kahve        0.5 Dolar 

 

1 Şişe Votka               5 Dolar 

 

1 Şişe Bira                 3 Dolar 

 

1 Şişe Şarap              10 Dolar

 

 

 

4400 Kampı

 

 

 

Kahvaltı                    7 Dolar 

 

Öğle Yemeği             9 Dolar 

 

Akşam Yemeği          8 Dolar 

 

1 Litre Normal Su      3 Dolar 

 

1 Litre Mineralli Su    3 Dolar 

 

1 Litre Cola               5 Dolar 

 

1 Litre Fanta             5 Dolar 

 

1 Litre Sprite             5 Dolar 

 

1,5 Litre Sprite          7 Dolar 

 

1 Şişe Votka             10 Dolar 

 

1 Şişe Bira                 5 Dolar 

 

1 Şişe Şarap             15 Dolar 

 

Telsiz Kiralama          3 Dolar 

 

4400 Kampında Çadırda Kalmak      6 Dolar 

 

5400 Kampında Çadır Kiralamak      5 Dolar 

 

5400 Kampında Çadırda Kalmak      20 Dolar

 

 

Faik Can ÖZEN

Türkiye Dağcılık Federasyonu Antrenörü

Ondokuzmayıs Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü - Samsun

 

Korjenevskaya Tırmanışı - Tacikistan

Türkiye Dağcılık Federasyonu

  19 Temmuz - 18 Ağustos 2008

Tacikistan - Korjenevskaya - 7105 m. Tırmanış Günlüğü

 

19 Temmuz 2008 - Cumartesi

10.00 - Burhan Felek Milli Takımlar Hazırlık Merkezine gittik. Kapıda İsmail Yılmaz ve Mevlüt Arız ile karşılaştım. Ağrı tırmanışında eğer yurt dışı ekibine seçilirsek İsmail Abi ile birlikte çadır arkadaşı olmayı kararlaştırmıştık. Ama daha ben gelmeden üçümüz birlikte kalalım diye sözleşmişler. Bu benim için kötü bir süpriz oldu. Birkaç kişi gelmiş odalarına çıkıp dinlenmeye çekilmişler. Lobide oturup sohbet ettik. Yurt dışı tırmanışına katılacak diğer arkadaşlar yavaş yavaş gelmeye başladılar. Öğleden sonra Ertuğrul gelir gelmez toplantının akşam yemeğinden sonra yapılacağını, akşama kadar alışverişleri bitirip eksiklerimizi tamamlamamızı önerdi. Ayrıca Federasyon tarafından verilen ayakkabı ve tişörtleri Kadıköy’deki Gezgin Outdoor’dan alabileceğimizi söyledi. Osmaniye ilinden Yücel Erdoğan ile çadır arkadaşı olmaya karar verdik. Yücel Osmaniye de Beden Eğitimi öğretmeni. Herkes önce Kadıköy’e gitmek için Burhan Felekten ayrıldı. Biz de Önce Kadıköy’e gidip malzemelerimizi aldık. Ekibin tamamı ordaydı. Daha sonra birlikte öğle yemeği yedik. Yemekten sonra alışverişe gittik.         

Akşam yemeğinden sonra toplantıya başladık. Toplantıda Başkan Alaattin Karaca faaliyetle ilgili tüm ayrıntılara değindi. Geçen seneki Peak Lenin ve Mustag Ata tırmanışlarından edinilen tecrübe nedeniyle gözden kaçabilecek her ayrıntıyı not almış görüntüsüyle faaliyetle ilgili hiçbir tereddüt bırakmadı. Bu ekibin titizlikle seçildiğini ve herkesin zirveye çıkacağına inandığını belirtti. Tırmanışın aşağıdaki gibi üç farklı şekilde yapılacağını,

 

İsmail Samani zirvesi için :

1. Alaattin Karaca            

2. Korkut Güven               

3. Musa Erdoğan           

4. Burak Çankaya           

5. Ercan Ataman            

6. Serdar Düşünceli      

7. Nurdoğan Aydoğdu

isimli sporcuların katılacağını ve bu zirve tırmanışı için Ekip Liderinin Alaattin Karaca,

 

Korjenevskaya zirvesi için :

1. Ersan Başar             

2. İsmail Yılmaz           

3. Faik Can Özen          

4. Ali Şahin                  

5. Mevlüt Arıs               

6. Baki Barış Şenocak   

7. İrfan Durmuş

8. Burak Kural              

9. Yücel Erdoğan          

isimli sporcuların katılacağını ve bu zirve tırmanışı için Ekip Liderinin Ersan Başar,

 

Hem İsmail Samani hem de Korjenevskaya zirvesi için :

1. Ertuğrul Tugay            

2. Mustafa Kızıltaş         

3. Hulusi Emrah Özbay   

4. Oktay Salur

isimli sporcuların katılacağını ve bu zirve tırmanışı için Ekip Liderinin Ertuğrul Tugay olduğunu belirtti. Daha sonra Ertuğrul Tugay teknik konularda açıklamalar da bulundu. Ardından Ersan Başar ise havaalanından itibaren yurt dışında yapılacak olan işlemler konusunda bilgi verdi.

 

21.00 – Malzeme dağıtımı gerçekleştirildi. Kaztüyü 800 fill Marmot montlarımızı ve hurçlarımızı aldık. Artık bütün hazırlıklar tamamlanmıştı. Faaliyete hazırdık.

 

20 Temmuz 2008 - Pazar

 

 

08.00 – Kalktım. Kahvaltıdan sonra Gezgin Outdoor’a gittim. Kazım’dan Jumar satın aldım.

11.30 – Burhan Felek Milli Takımlar Hazırlık Merkezine döndüm.

12.30 – Öğle yemeği yedik.

13.00 – Hazırlıklar biter bitmez havaalanına gitmek üzere ayrıldık.

13.45 – Atatürk Havaalanına geldik ve bagaj kontrolüne geçtik.

15.30 – Bagaj işlemleri bir hayli uzun sürdü. Daha sonra pasaport ve bilet kontrol kısmına geçtik. Kalkış saatine kadar oyalandık. Birkaç kişi İş Bankasının Longue kısmına geçip dinlendik.

19.30 – Buradan ayrıldık.

20.30 – Uçağa girdik. Uçak içinde inanılmaz bir kargaşa var. Sanırım uçağın vaktinde kalkması mümkün değil. Türk Hava Yolları Düşanbe’ye haftada iki kez gidiyor. Yolcuların çoğu yabancı. On dokuz kişiden sadece ben tek oturuyorum. Yanımdakiler yabancı. Yani yaklaşık dört saat konuşmadan oturacağım. Çantalar üst bagajlara sığmayacak kadar fazla. Sanırım kargaşada bundan kaynaklanıyor.

21.10 – Hala kalkamadık. Tülay’ı son kez arayıp telefonu kapattım. Sol tarafımdaki erkek sürekli kitap okuyor. Sağımdaki ise dergi okuyor. Ben ise şu an yazıyorum. Havaalanında hava karardı. Uçağın küçük penceresinden havaalanı ışıl ışıl görünüyor.

21.14 – Motorlar çalıştı.

21.16 – Hareket ettik.

21.22 - Nihayet 20.45 de havalanması gereken TK 1344 sayılı uçağımız havalandı.

21.50 – Şu an 9400 metredeyiz ve ısı -34 derece.

 

 

21 Temmuz 2008 - Pazartesi


01.19 – Havaalanına indik.

01.26 – Motorlar durdu.

01.40 – Uçaktan inmeye başladık. Derme çatma bir havaalanı. Askeri havaalanınıymış. Polisler elimizde fotoğraf makinesini her gördüklerinde yasak olduğu konusunda uyardılar.

Bagajları almak için gişelerin hemen yanına bile izin vermiyorlardı. Gençlerden dört kişiye izin verdiler. Biz bu arada vize işlemleri için Ersan Başar’ın verdiği formları dolduruyorduk.

02.00 – Saatleri şu an iki saat ileriye aldık. Saat şu an 04.00. Şirketten bir bayan ve Aziz isminde bir erkek geldi. Onlar gelince işlemler biraz daha hızlandı. Ama hala bitiremedik.

06.00 – En sonunda vize işlemleri bitti. Şu saate kadar havaalanının saçtan yapılma sandalyelerinde oturduk. Sıkıldıkça havaalanının küçük bahçesinde yürüdük.

06.15 – Havaalanından iki minibüsle ayrıldık.

06.21 – Merkezde Mexmohcapon Hotele geldik. Meydanda büyük bir otel. Hemen sol tarafında bir müze ve karşısında ise önünde İsmail Samani’nin dev gibi heykelinin olduğu  büyük bir havuz vardı. 

Otelin bahçesinde harika çiçeklerin olduğu güzel bir bahçe vardı. Ağaçların üzerindeki kuşların çok gür sesleri duyuluyordu. Hepimiz uykusuz bekliyoruz. Anlaşılan odaların hazırlanması nedeniyle de bayağı bekleyeceğiz. 

08.00 – Odalarımıza yerleştik. Yücel ile aynı odadayız. Hemen uyuduk.

13.30 – Türk Büyükelçiliğini ziyarete gittik. Elçilikte bizim için hazırlanan yiyeceklerden sonra bir saate yakın sohbet ettik. Güvenlik konusunda oldukça sıkıntılı bir bölge olduğu belirtilerek dikkatli olmamız istendi. Fotoğraf çekimleri ve oldukça sıcak geçen sohbetten sonra ayrıldık. Dışarıya çıktığımızda çok şiddetli bir yağmurla karşılaştık. Büyükelçiliğin önünde yağmur nedeniyle sohbet biraz daha devam etti. Daha sonra ayrılıp otele döndük.

15.00 – Yağmurdan sonra alışverişe gittik. Pazardan bol bol meyve aldık. Pazarda uzun süren alışveriş ve fotoğraf çekimleri nedeniyle çok geç ayrıldık. Öylesine ilginç kareler vardı ki hijyen olmayan koşullarda dükkanın önünde asılı etler satılıyordu. Ya da önceden büyük kazanların içinde pişirilmiş, pazarda ısıtılarak yolun bir kenarına oturduğunuz yerde önünüze sunulan etler. Biz elbette ki yanına bile yaklaşmadık, fotoğraf çekmenin dışında. Ama insanlar zevkle yiyorlardı. Hayatımda ilk kez bildiğimiz havucu boylamasına incecik doğrandığını gördüm. Bir serginin üzerinde tepecik oluşturacak kadar doğranmış ve kiloyla satılıyor.  Böylesine bir tepecik oluşturacak kadar doğramak için dünden başlamış olmalı.  

20.00 – Nurdoğan, Serdar, Yücel ve ben akşam yemeğini açık havada bir lokantanın önündeki masalarda yedik. 

 

22 Temmuz 2008 - Salı

 

07.00 – Kalktık.

07.30 – Otelin altındaki restaurantta kahvaltıya gittik. Kahvaltıda herkese yağda yumurta, sosis, tereyağ, peynir, musli türü yiyecek. Ana kampa gitmek için bekleyen 75 kişi olduğunu öğreniyoruz. Küçük bir uçakla Jırgital denilen yerleşim yerine gideceğiz. Oradan da helikopterle ana kampa ulaşacağız. Bugün bizden beş kişi gidecek. Hava bugün çok sıcak.

08.00 – İsmail Yılmaz, Mevlüt Arız, Musa, Korkut ve Burak Çankaya minibüsle havaalanına gittiler. Eğer hava şartları iyi olursa iki saat sonra bizde gideceğiz. Biz de bu fırsatı değerlendirip alışverişe çıktık. Alışverişten sonra odaya çıkıp duş aldım. Daha sonra da otelin internet servisi sunan bekleme salonunun yanındaki odaya gittim. Ertuğrul, Ersan, Mustafa da gelip faaliyetle ilgili bilgi göndermek için uğraştılar ama internet o kadar yavaştı ki fotoğraf göndermeyi başaramadılar. Üç ayrı bilgisayarda denemelerine karşın bilgisayarlar inanılmaz yavaştılar ve donup kaldılar.

11.40 – Minibüse binip hareket ettik. 14 kişiyiz minibüste.

11.50 – Havaalanındayız. Bagajlarımız tartıldı. Küçük sırt çantalarımızı hafiflettik.

12.15 – Uçağa bindik. Uçak küçük ve 17 koltuk var.

12.21 – Motorlar çalıştı.

12.25 – Hareket ettik.

12.27 – Havalandık.

13.11 – Dhirghital’e okunuşu ile Jırgital’e indik. Jır yer gital ise dağ anlamını taşıyormuş. İsmi güzel bulmuşlar, dağlar arasında küçük ve yemyeşil şirin bir köy. Yeşil tarlaların arasında bir havaalanına iniyoruz. Havaalanında bizden önce gelenlerin gülümseyen yüzlerini görüyoruz.

14.00 – Küçük bir havaalanı. Hemen karşısında daha önce Ruslar zamanında resmi bina olarak kullanılan ama şu an restoran amaçlı kullanılan iki katlı güzel bir binaya gidiyoruz. Binanın alt katı taş ikinci katı ise tamamen tahtadan. Tahtaların üzeri harika oyma figürlerle dolu. Kapıların üzerindeki oyma figürler ise muhteşem. Havaalanı tarafında büyük bir balkon ve balkonda masalar var. İçeride ise büyük bir salonu var. Kimi zaman burada düğünlerde yapılıyormuş. Binayı Özbek bir aile kiralamış ve çalıştırıyor. Ailenin reisi Recep. Recep güleç yüzlü bir insan ve onunla çok sakince konuştuğu Türkçesi ile anlaşıyoruz. Patates et karışımı bir yemek, salata ve karpuz yedik. Ardından her zamanki gibi porselen demlik içinde sallama çay içtik. Çayı içtiğimiz porselen kaseye pyola diyorlar. Burada yemekler 6 somoni. Bildiğimiz domates, salatalık ile yapılan salataya şakarup diyorlar ki içinde tadı bize hiç hoş gelmeyen ot koyuyorlar. Sakın koydurmayın, güzelim salata berbat oluyor. Domatesler inanılmaz güzel. İçi bizim domatesler gibi mantarımsı değil, çocukluğumuzdaki güzelim domates tadı ve kokusu alıyorsunuz. Bu yüzden de nerede yemek yersek hep domates istedik. Yemekten sonra da alışveriş ve gezmek amaçlı yürüyüşe çıkmaya karar verdik.

15.45 – Burada dükkanların adı, magazin. Genelde aradıklarınızı buluyorsunuz. Hatta para da bozdurabiliyorsunuz. Nurdoğan ile yürürken harika bir caddeye girdik. Köy olmasına rağmen kocaman asfalt bir caddeye girdik. Yolun her iki tarafı çok uzun ağaçlarla kaplı. İşin güzel tarafı yine bu yolun her iki tarafında da yayalar için iki metre genişliğinde bir yol daha var. Bu yaya yolu da uzun ağaçlar içinde uzanıp gidiyor ve yayalar da bu yaya yolundan yürüyor. Cadde de yürüyen yok. İnanılmaz keyifle yürüyorsunuz. Dev gibi ağaçların arasından süzülerek yürüyorsunuz. Burası bir köy. Keyifli keyifli yürürken çayhane denilen bir yer gördük. Balkonunda masalar ve içeride bizim çocuklar, Serdar, Yücel, Emrah, Oktay ve Burak Kural çay içiyorlar. Biz de onlara katılıp çay içtik.

Biz oradayken Kırgız kökenli çok güzel Türkçe konuşan iki Tacikistanlı geldi. Asker 50 Zahir ise 60 yaşlarındaymış. Asker muhasebecilik yapıyormuş ve 60 km lik bir yerden gelmişler. Asker avcılık yaptığı için Peak Lenin tarafını çok iyi biliyormuş. Korjenevskaya’ya 50 km uzaklıktaki Lash kentinde yaşıyorlarmış. Evdeki bayanlar arka taraftaki bahçeye ateş yakıp ateşin üstüne yemek kazanları koydular. Kazanların birinin içine sıvı yağ doldurup etleri attılar. Sanırım burada akşam yemeği de veriliyor. Bizde hepsini fotoğrafladık.

17.30 – Nurdoğan ile akşam yemeğine kadar yürümeye karar verdik. Havaalanından köye doğru gittiğiniz yolun bitiminde başlayan tepeye tırmanmaya başladık. Birden dik bir şekilde yükselen tepeye tırmanmak oldukça zordu. Ama federasyonun bu faaliyet için sporculara armağan ettiği La Sportiva Trango ayakkabıların tabanı kaymaya fırsat vermiyordu. Ağır adımlarla tırmanmaya başladık. Bir süre sonra yukarıdan aşağıya doğru inen beş kişi gördük. Diğer yabancı dağcılarda bizim gibi düşünüp yürümeye başlamışlar. Ama biz geç çıkmıştık ve hava kapatıyordu.

19.00 – Tepenin zirvesine ulaştık. Ama hava çok kötü kapattı. Zirveye çıkarken iki küçük çocuk gördük. Hayvanlarını otlatıyorlardı. Çok şirindiler. Resimlerini çektim. İçlerinden birisi çok güzel olmayan Türkçesi ile yağana yakalarsınız dedi. Harika bir sözcüktü ama zirveye az kalmıştı ve Nurdoğan tırmanmıştı bile. Ona yetişmek için koşturdum. Hemen aşağıya inmeye karar verdik. Çünkü yağmur atıştırmaya başladı, eğer hiç durmazsa bu eğimde yerler kayganlaşacağı için inmekte çok zorlanacaktık.

19.30 – Bir buçuk saatte çıktığımız yeri koşa koşa aşağıya indik. Yol üzerindeki bakkala girdik. Bakkaldaki adam bize lale suyu ( tulip ) içmemizi önerdi. Hayatımda ilk defa içtim, güzeldi. Şişesi 1 somoni. Bir çok yararı varmış.                 

20.15 – Öğlende gittiğimiz çayhaneye gittik. Bizim grubun hepsi buraya gelmiş, yabancıların bir kısmı da burada. Akşam yemeği için gelmişler. Pilav, biraz et, salata, yoğurt kişi başı 8,5 somoni verdik.

21.30 – Havaalanına yürüdük. Havaalanındaki bina da yatılacak gibi değil, önceden gelenler her yeri kapmışlar. Betonun üzerine mat serip yerleri doldurmuşlar. Kimileri de erken davranıp oradan verilen döşekleri almışlar. Sonuçta yatacak yer bulamadık. Nurdoğan, Serdar, Yücel ve ben mat ile tulumlarımızı alıp öğlende yemek yediğimiz Recep’in lokantasına gidiyoruz. Açık havada balkonda yatmayı planladık. Recep bize istersek içeride yatabileceğimizi söyledi ama biz dışarıda yatmayı istedik. Bize içeriden dört tane döşek getirdi.

22.30 – Yattık.

23.00 – Lokantayı kapattılar ve ancak uyuyabildik. 

  

23 Temmuz 2008 - Çarşamba

 

07.00 – Kalktık. Hava kapalı ve yağmurlu. Yağmur ara sıra atıştırıyor. Sanırım bugün de buradayız. Gece her ne kadar tulumu açıp yatsam da uyuyamadım. Sürekli sırılsıklam bir şekilde uyandım. Bu yüzden de kendimi sürekli uykusuz hissediyorum.

08.30 – Kahvaltı yapıyoruz. Bütün ekip yattığımız bu yerde, taraçadayız. Masalar hemen kuruluyor ve kahvaltılıklar hazırlanıyor.

09.00 – Hava düzeldi, yağmur kesildi. Helikopter geldi.

09.40 – İlk ekip hareket etti. Öncelikle yukarıda çalışan personel ve malzemeler taşınıyor. İkinci seferde de çalışan personel gidecek. Bugün son uçuş olan 3. seferde dağcılar gidecek. Muazzez ve arkadaşları Niko ile beraber toplam dört kişiler. Onlar bugün 3. seferde gidecekler. Biz tahminen yarın gidebiliriz.

10.00 – Güneş kendini gösterince her yer ısındı.

10.30 – Hareket ettik. Bugün dün Nurdoğan ile tırmandığımız tepenin daha üzerindeki bir tepeye tırmanacağız. Dünkü tırmandığımız tepe oldukça dikti. Bugün ise daha yüksek ve daha dik bir tepeye tırmanacağız. İnşallah dizlerim fire vermez. Çünkü dün ilk sinyalleri vermeye başladı. Tırmanış öncesi böyle dik bir yere iki kez tırmanmak çok gerekli mi kararsızım ama yürüyüşe gitmemek te çok hoş olmayacaktı. Sonuçta tabii ki antreman olacaktı ama burası inanılmaz dik bir yükselti.

13.40 – Hiç durmadan ve dinlenmeden zirveye ulaştık. Başkan Alaattin Karaca yine yerinde duramadı. Bu yaştaki bir adamı böylesine yerinde tutamayan ne olabilir bilmiyorum, ama tahminim sürekli antremanlı olması onu yerinde tutamıyor. Mustafa Kızıltaş ile beraber yükseltinin sonuna kadar devam edip bir saatten fazladan tırmandılar. Bizde 17 kişi onları sıcak güneşin altında izledik.

14.40 – Başkan’ı ve Mustafa’yı beklemeyip dönüşe geçtik. Korktuğumda başıma geldi. Yazın o kadar yüklenmenin sıkıntısı ve iki günlük bu dik yüklenmenin de sonucunda sağ dizimde sızı başladı.    

16.30 – Köydeki havaalanına geldik. Havaalanında bahçedeki tuvaletin üzerine konmuş büyük varile uzatılan bir hortumla dolan soğuk suyla sırayla duş aldık. Sıra her zamanki gibi bana geç geldiği için ben  de birkaç arkadaşımla beraber güneş gidince soğuyan havada soğuk suyla duş aldım. Ama yinede çok keyifli geldi. Birde şu ara sıra nükseden diz sancısı olmasa.      

Arkadaşlar karpuz ve kavunda kesince daha da keyifli oldu.

20.00 – Yemek için dünkü gittiğimiz çayhaneye gittik. Kimimiz patates et, kimimizde mantı yedik. Bizim güzelim mantımıza benzemeyen içinde yağlı et, ağırlıklı olarak soğan ve bulgur türü karışım olan beş tane büyük hamurdan oluşan bir mantı. Yanında da salata. Kişi başı beşer som ödedik.    

21.00 – Recep’in yerine geldik. Toplantı yaptık. Toplantının konusu Yarin ki faaliyet ile ilgili. Öncelikle bugünkü yürüyüşün değerlendirilmesi yapıldı. Yarın ki gidecek dört kişi belirlendi. Başkan Alaattin Karaca, Ali, Ercan, Burak Kural yarın gidecekler. Ardından ertesi gün geri kalan biz 15 kişi gideceğiz.

Köyde yumurta bulamamıştık. Ama çayhane dediğimiz ve topluca yemek yediğimiz yerde otururken bir yabancı bir dağcının elinde yumurta gördük. Nerden aldığını öğrendik. Oktay gidip oradan tanesini 0,70 somdan 19 tane satın aldı. Yarın sabah kahvaltısında ilk kez menemen türü bir şey yiyeceğiz.      

23.00 – Barış’ta bize katıldı ve bu akşam Recep’in lokantasının taraçasında beş kişi yatıyoruz.

24 Temmuz 2008 - Perşembe

 

06:30 – Terasta uyandık. Başkan kahvaltıya geldi. Bizde hazırlık yaptık.

08.00 – Kahvaltı yaptık.

09.00 – 4. grup, Başkan, Oktay, Burak Kural, Musa, Ercan ve Ali helikoptere verecekleri çantaları tarttılar.

09.30 - 4. grubu taşıyan helikopter havalandı.

12.00 - Restorantta yemek yedik. Yemekten sonra köyü dolaştık.

16.00 - Hava bozdu ve her yer kapattı.

18.30 – Kavun, karpuz ve kola eşliğinde akşam yemeği olarak bulgur ve kavrulmuş et yedik. 

23.00 – Yine terasta Serdar, Nurdoğan ve ben yattık.

25 Temmuz 2008 - Cuma


05.00

05.30 – Helikopterin kalktığı havaalanına gidip çantalarımızı hazırladık. Bizim grupta şu an 4 kişi ishal.

06.30 – Pilot gelmedi, hala onu bekliyoruz. Hava açık ve çok güzel.

06.50 – Pilot geldi ve çantaları yükledik.

07.02 – Havalandık.

07.27 – 4200 metredeki ana kampa indik. Dün gelen bizim gruptaki arkadaşlar hemen gelip çantaları indirmemize yardımcı oldular. Traktöre benzeyen bir araçla çanta ve hurçlar çadırların olduğu yere taşındı.

08.00 – Kahvaltı için yemek yenilen yere geçtik. Burası tam Communism’ayı gören yerde üç tarafı cam olan yüz kişinin aynı anda yemek yiyebildiği büyük bir yemekhane. Aynı zamanda bir köşesi bar olarakta  kullanılıyor. Sütle yapılmış, buğday ve bulgur karışımı tatlı bir çorba. Reçel, tereyağ, harika bir peynir ve ekmek eşliğinde bir kahvaltı yaptık.

08.40 – Kahvaltıdan sonra beşer kişinin kaldığı üç ve 4 kişinin kaldığı bir çadıra yerleştik. Ertuğrul, Ersan, Ali ve Ercan kampın hurdalığında bulunan boruları birbirine ekleyerek büyük bir direk oluşturup, Türk Bayrağını astılar. Yükseltirken birazda abarttılar, kampta bulunan farklı ülkelerin bayraklarına göre çok yukarıdaydı. Kampta her yerden görünüyordu.

10.30 – Yürüyüşe gittik. Ben yürüyüşe başladığımda etrafta kimseyi göremedim. Herkesin Korjenevskaya rotasına doğru yürüyüşe gittiklerini düşündüğüm için buzula girdim. Rota buzulun içinden geçiyor ve sadece kırmızı bayraklı yönü takip etmekte yarar var. Diğer yerler geçit vermiyor. Buzulun içinde kaybolur, çıkamazsınız. Buzulu bitirdiğimde Başkan Alaattin Karaca ile Ali Şahin’in geldiklerini gördüm. Rotaya doğru sadece ikisi yürümüşler. Bazıları Communism’a rotasına doğru yürümüş. Ali yemeğin 12.00 da olduğunu söyleyince onlarla birlikte döndüm.

13.30 – Öğle yemeğine gittik. Ekibin çoğu ishal ve kötü durumda. Yemekler geçen seneki Peak Lenin’deki yemeklere göre harika. İçinde dövme bulgur, havuç ve et olan harika bir çorba. Ardından pilav, patates püresi ve et kavurma olan güzel bir yemek.

14.55 – Yemekten sonra kampta bulunan gölün etrafını dolaşıp, kampın diğer taraflarını gözlemledim.

15.40 – Yemek yediğimiz lokantaya döndüm. Bizimkiler kağıt oynuyorlardı. Biraz onları izledim.

16.00 – Hava çok kötü bozdu. Kafeteryanın dışında hava çok kapalı ve kar fırtınası var. Kar tavandaki döşemenin birleşme yerlerinden içeriye giriyor. İçerisi de oldukça soğudu ve kaztüyü 800 fill Marmot montlarımızı giydik.

16.30 – Başkan Alaattin Karaca, Ertuğrul, Ersan ve Mustafa tırmanış programı konusunda toplantıya başladılar.

17.00 – Toplantı için bir araya geldik. Başkan kamp müdürü ile görüştüklerini ve onun önerilerini de dikkate alarak programı düzenlediklerini söyledi. Communism Peak yeni adıyla İsmail Samani 6 Ağustos’a kadar çığ düşmesi nedeniyle tırmanışa kapalı olduğunu söyledi. Bu nedenle İsmail Samani zirvesine ve her iki zirveye de gitmek isteyen 4 kişinin de tırmanışlarını Korjenevskaya zirvesine yönlendirdiklerini belirtti. Kamp müdürünün tırmanışlara 6 Ağustos’a kadar izin vermemesi nedeni ile bu yolu seçtiklerini söyledi. Dün gelen ekipteki 5 kişinin yarın tırmanışa başlayıp hat döşeyeceklerini iletti. Bugün gelenlerden ise katılmak isteyen varsa yarın ki gruba katılabileceğini söyledi. Kendi önerisinin ise bugün gelenlerin yarın dinlenip, bir sonraki gün tırmanışa başlamasıydı. Ayrıca 3 gruba bölündüğümüzü, kendi gruplarının ikinci grup olduğunu söyledi. Birinci grubun sorumlusunun Ertuğrul Tugay olduğunu ve Emrah, Oktay ve Mustafa Kızıltaş’tan oluştuğunu açıkladı. . 3. grubun sorumlusunun ise Ersan Başar olduğunu ve Nurdoğan, Barış, Burak Çankaya, Korkut Güven, İsmail Yılmaz, Mevlüt Arız, Yücel, Serdar ve Faik’ten oluştuğunu söyledi.      

En son planlamaya göre yarın Başkan Alaattin Karaca, Ali, Musa, Ercan, ve Burak Kural  tırmanışa başlayacaklar. 5100 kampına gidip orada bir gece konaklayacak ve bir sonraki gün 4200 metredeki ana kampa geri dönecekler. Başkan küçük Marmot çadırını her yere götüreceğini, geçen sene 6400 kampında Rusların çadırında gece kaldığımız gibi bivak olarak kullanılabileceğini ve içinde 4-5 kişinin oturur pozisyonda kalabileceğini söyledi.

Hazırlanan programa göre normal şartlarda zirve tırmanışı tamamlandıktan sonra 12 Ağustos’ta 4200 metredeki ana kampta olacağımızı belirtti.

18.00 – Yemek hazırlanacağı için lokanta kısmını boşalttık.

18.20 – Dışarısı oldukça soğuk ve kimse yok. Kar durdu. Bende çadıra yöneldim. Bizimkiler İsmail Yılmaz, Mevlüt Arız, Nurdoğan ve Yücel çadırdalar. Altımızda döşek var. Mat çıkarmadan doğrudan döşeğin üzerine yattık. Çadır sıcak değil zaten pek çadır havası da  yok. Tabanı tahta, dış katı branda kumaşından, iç katı ise adi bezden yapılmış bir çadır. Sohbet ettik. Kitap okudum biraz. Uykum geldi, kestirmişim.

19.10 – 3 kez vuran çan sesiyle uyandım. Duymamak mümkün değil ki. Her öğünün hazır olduğunu belirten çan sesi kampın her tarafından duyuluyor. Çan ise hemen yanımızda. Akşam yemeği için lokantaya gittik. İçinde et, patates olan yemeğe benzer bir çorba. Yanında domates, salatalık. Ardından seramik çaydanlıklarda isteğe göre siyah ya da yeşil çay getiriyorlar. Yemekten sonra kamp müdürü ekiplerin liderleri ile bir toplantı yaptı. Toplantı sonrası Başkan toplantı da konuşulanları bize iletti. Dağda rehberlerin olduğunu ve herhangi bir kaza anında onlara ulaşılacağını ve onların gereken müdahaleyi yapacaklarını söylemiş. Bu dağların Everest’e benzemediğini, Everest’in daha kolay olduğunu, bu dağların çok teknik bir dağ olduğunu anlatmış. Bizim ekibin ise üç gruba bölünmesinin çok yerinde bir karar olduğunu söylemiş.

22.00 – Yemekten sonra sohbet ettik ve ayrıldık. Elektrikler bu saatte kesiliyor.

22.30 – Çadıra gidip kitabımı aldım ve alın lambasında okumaya başladım. Nurdoğan da kitabını okuyordu, benim gibi.  


26 Temmuz 2008 – Cumartesi

07.00 – Kalktık, apandiste benzer bir ağrım var.

08.00 – Kahvaltıda yine müslü türü bir çorba. Kahvaltıdan sonra bugün gidecek olan beş kişilik grup hazırlıklara başladı.

09.00 – Bizde gidip tırmanışta kullanacağımız tüplerimizi aldık. İki tür tüp satılıyor burada. Orijinal tüpler ve burada doldurulan tüpler. Koca bir tüpü ters çevirip bağladıkları bir hortumla küçük tüpleri dolduruyorlar. Dolduğunu tartarak ya da ölçerek değil ellerine alıp tahmini olarak karar veriyorlar. Eğer tüp hava yapmışsa tabiî ki yeteri kadar dolmuyor. Biz başında bekleyerek havasını aldırıp doldurttuk. Orjinalinden hiçbir farkı kalmadı. Orijinal tüpler 8 Euro, doldurulan tüpler ise 4 Euro. Yücel ve ben dört tane burada doldurulmuş, iki tane de orijinal tüp alıp 32 Euro ödedik.

09.30 – Başkan diğerlerinden erken çıktı. Daha sonra da Ali, Burak Kural, Ercan ve Musa gittiler. Hava sıcak ve güneşli.

11.00 – Ersan, Barış, Yücel, İsmail Yılmaz, Mevlüt Arız ve ben Communism’anın rotasına doğru yürüdük. Ertuğrul ve Mustafa bizden önce gitmişlerdi.

11.30 – Kar atıştırdı. Bir süre sonra durdu.

12.08 – Communism’anın buzula girildiği yere kadar yürüyüp geri döndük.

12.30 – Kar iyice şiddetini arttırdı.   

13.20 – Kampa döndük. Ertuğrul ve Mustafa henüz dönmedi.

14.00 – Öğle yemeğinde patates, et ve tadı bize hoş gelmeyen otun olduğu bir çorba vardı. Daha sonra bu otun kinzi türü bir bitki olduğunu öğrendik ve yemeklerimize koydurmamaya uğraştık. Yemek ise pirinç pilavı, et ve döğme buğdaya benzer bir karışımdı. Sarımsak da vardı. Yine ardından çay geldi.

16.00 – Kar artık iyice durmaksızın yağıyordu.

16.20 – Ortalıkta kimse kalmamıştı. Çadıra geldim. Yücel, İsmail ve Mevlüt abi uyuyorlardı. Ben de tulumun içine girdim, kitabımı aldım. Okurken uykum geldi, uyumuşum.

17.20 – Telsiz konuşması ile uyandım. Yandaki çadırdan Ertuğrul’un sesi geliyordu. Burak Kural ile konuşuyordu. Yukarıda kar yağıyormuş. Saat 16.00 da 5100 m. Kampına ulaşmışlar. Çadırın açık kapısından dışarısı görünüyordu ve kar hala yağıyordu.

18.00 – Dışarı çıkıp dolaştım. Oradan yemekhane kısmına geçtim. Korkut, Emrah, Oktay ve Burak Çankaya bar tarafında king oynuyorlardı. Yücel de onları izliyordu. Ben de oturup izlemeye başladım.

19.00 – Gong sesi duyuldu yine. Bugün yemekler erken. Sadece üzerinde et olan makarna yemeği var. Soğan doğramış ve sarımsak da koymuşlar. Onların Karaçay dedikleri siyah çay bize dokunmaya başladı. Türkiye’den getirdiğimiz kendi demlik poşetlerimizi kullanmaya başladık. Bugün buraya geldiğimizden beri karşılaştığımız en soğuk gün. Avusturyalı bir dağcı akciğer ödemi geçirmiş, yarın dönüyor. Şirket malzemeleri buraya getirirken Serdar’ın matını kaybetmişti. Dönen Avusturyalının matını satın almak için yanına gitmişlerdi. Avusturyalı hiç para istemeden matı Serdar’a hediye etmiş.

20.00 - Akşam yemeğinden sonra toplantı yaptık. 2. grup olarak çıkan Başkan ve diğerleri saat 16 da kar fırtınası içinde kalmışlar. Çadırları hep beraber teker teker kurmuşlar. Yarın saat 09.00 da 4200 m. Ana kampına dönecekler. 5100 m. kampında çığ düşmüş. Rotada iki sabit hat varmış.

21.30 – Lokantadan ayrıldık. Ertuğrul’un sorumlu olduğu birinci grup yarın sabah 08.30 da kahvaltıdan sonra hareket edecekler. Bizim üçüncü grup ise 08.45 de yukarıya hareket edeceğiz. Ertuğrulların hedefi 5300 kampı. Biz geri döneceğiz, Ertuğrullar ise dönmeden yukarıya devam edecekler.

22.00 – Çadıra girip alın lambasında kitap okudum. Nurdoğan ise alın lambası ile bir şarz cihazını tamir ediyor, etmeye çalışıyor.

22.25 – Midemde hala ağrı var ve ishal hala devam ediyor. Müzik dinleyerek uyumaya çalışıyorum.  

27 Temmuz 2008 – Pazar
   

07.00 – Kalkıp hemen kahvaltıya gittik.

08.45 - Kahvaltıdan sonra son hazırlıkları bitirip hareket ettik.

11.00 – Hiç durmaksızın yürüdük. Önce buzulu geçtik, yarım saat süren buzul geçişinden sonra kamp yerinden görülen patika yolda dik bir şekilde tırmanmaya başladık. Yine yarım saat süren tırmanışın ardından çok dik kayalık bir bölgeye geldik. Dik kayalık yükselişin bittiği yerde mola verdik. 4580 metredeki bu mola yerinden aşağısı dik bir uçurum gibi görünüyordu. Henüz 380 metre tırmanmıştık. 10 dakikalık moladan sonra hareket ettik.

11.10 – Henüz hareket etmiştik ki Başkan, Musa, Ali, Ercan ve Burak Kural ile karşılaştık. Onlarda kampa dönüyorlardı. 10 dakikalık ayaküstü konuşup rota konusunda bilgi aldık.

11.20 – Ayrıldık.

11.25 – İlk sabit hata girdik. İpten tutunmadan da çıkabilirsiniz, nitekim ben öyle yaptım. Ama ipin orda olması belki dik kayada insana güven veriyor.

11.45 – İkinci sabit hat. Bu seferde hata girmeden tırmandık.

12.10 – Büyük bir buzulun altındayız.

12.30 – Hava kapattı ve birden soğudu. Üzerimize hemen polarlarımızı giydik. Hatta eldivenleri bile giydik.

12.45 – Kar atıştırmaya başladı.

12.55 – Güneş çıktı, ısınmaya başladık.

14.00 – 3. sabit hat. Çok dik bir kulvar. 5100 kampına bir saatlik bir tırmanış var. Kaya ve çarşak karışımı bir yükseliş. Sürekli bir şekilde yukarıdan taş geliyor.

14.40 – Kulvarı tırmanıp yukarı çıktık. Biraz ilerlediğimizde 5100 metredeki çadırları gördük.

15.00 – 5100 m. kamp yeri. Dün düşen çığın izleri duruyor. Dünkü tırmanan bizim grup çok ucuz atlatmış. Yabancı bir dağcının dişi ve kolu kırılmış. Çığın düştüğü yer buzulun hemen altı ve eriyen suların bulunduğu yer. Su almak için buraya geldiğinizde çığın altında kalabilirdiniz. Suya yakın iki çadır yeri var. Bizimkilerin çadırı da buraya yakın kurulduğu için çığdan hemen sonra söküp daha yukarıya kurmuşlar. Hava kapalı ve soğuk.  

16.00 – Çadır yer olmadığı için yer hazırladık. Yücel’in çadırını kurduk ve hemen yerleştik.

17.30 – Çadırın içindeyken müthiş bir gürültü duyar duymaz dışarı fırladık. Gördüğümüz herkes yukarıya doğru koşuyordu. Dağdan büyük bir kar bulutu üzerimize doğru geliyordu. 

Çığın üzerimize düşmesi mümkün değildi. Ama yoğun bir toz bulutu üzerimize geliyordu.

Herkes panik içinde su kenarında olan çadırlara bakıyordu. Ama kar taneciklerinin oluşturduğu toz bulutundan dolayı hiçbir şey görünmüyordu. Aşağısı açıldığında her tarafın bembeyaz olduğunu gördük. Su kenarında hiç kimse yoktu. Olsa da sesi duymaz yukarıya doğru koşmuş olabilirlerdi. Çadırlar ise bembeyaz olmuşlardı. Çığ sadece suyun olduğu alana düşmüş çadırlara kadar ulaşamamıştı. Çadıra girmeden biraz dolaştım. Daha sonra su kaplarını ve termosu doldurdum.

20.00 – Çadıra girdim. Yücel su ısıttı ve hazır çorba içtik. Ardından makarna ve patates püresi yaptı. Sonra yattık. Son derece deliksiz bir şekilde uyudum derler ya aynen öyle uyudum. Takii sabaha karşı titreyerek uyanana değin. Uyandığımda Yücel Marmot 800 fill montu giymiş ve uyku tulumunun içine girmiş. Çadırın iç kapısı yarıya kadar açık. Hemen fotoğraf makinesini çıkarıp fotoğrafladım. Sabah sorduğumda gece uyuyamamış ve kalkıp su ısıtmış. Çadırda su ısıttığı içinde kapıyı açmış, üşüdüğü içinde montu giymiş ve sonra tulumun içine girmiş, uyumuş. Sabah Yücel iyi değildi. Üşütmeden dolayı vücudum kırgın. Ama çok iyiyim, iyi uyumuşum. Yücel kendini iyi hissetmediğini ve gece uyuyamadığını söyledi.

28 Temmuz 2008 – Pazartesi

07.00 – Kalktık. Hazır çorba, kavurma karışımı bir kahvaltı yaptık.

10.00 – Yücel’in Space K2 çadırını 5100 m. kampında bırakıp dönüşe başladık.

11.15 -  Dün Başkan, Musa, Ali, Ercan ve Burak Kural ile karşılaştığımız yere geldik. Biz dün 4200 metredeki ana kamptan buraya 2 saat 25 dakikada gelmiştik. Ersan telsizle Ertuğrul ile görüştü. 5300 metredeki kamp yerine 1 saat 15 dakikada ulaşmışlar. Bu kampa kadar plastik ayakkabıya gerek yokmuş. 5100 metrenin hemen üzerinde sabit bir hat varmış ve güvenliymiş. Bugün 5600 metreye ulaşıp orada kamp kurmayı planlıyorlar.

11.20 – Başkan ve İsmail abi ile karşılaştık. İsmail abi bizimle geri döndü. 2. grup olan Başkan’ın grubu 5300 metreye gidip kamp kuracaklar.

13.15 – Diğerleri erken döndü. Ben, Yücel ve Serdar sohbet ederek ağır ağır yürüdük. Buzullarda ayrıldık, onlar erken döndüler. Ben ise ancak bu saatte kamp yerine ulaştım.

13.45 – Daha önce gelenler saunaya gitmişler. Bende hemen gittim. Mevlüt abi de oradaydı. Çamaşırları yıkayıp, banyo yaptık, ardından saunaya girdik. Dünya varmış dedirten sıcakta mest olmuştum. Hani bazı şeyler vardır ki anlatılmaz, yaşamak lazım deriz. İşte öylesine bu tadı almak için yaşamak lazım.

14.15 – Yemeğe gittim. Çorba ve üzerine et konulmuş makarna. Dizimde hiç alışık olmadığım bir ağrı var. Üzerine basmakta zorlanıyorum. Ersan’a gidemeyeceğimi söyledim. Aklimatizasyonun çok iyi, çıkabilirsin dedi. Biraz zorla istersen diye bana moral vermeye çalışsa da mümkün değildi. Bunun sonunda hiç dağlara çıkamamakta vardı. Üstelik çömelme pozisyonunda duramıyordum bile. Diz kapağımdan gelen ciddi bir sızı vardı. Sol dizime yüklendiğim için bu dizimde ufak ufak ağrımaya başlamıştı. Yemekten sonra Korkut, Yücel, Burak ve ben iki parti King oynadık. Hava güneşli ve sıcaktı. Dolma kokusuna benzeyen bir yemek kokusu geliyordu. Yarın gidecek olanlar hazırlık yapıyordu.

20.00 – Tahminimiz doğru çıkmıştı, akşam yemekte dolma vardı. Dolmaya o kadar hasret kalmıştım ki neredeyse iki tabak dolma yedim. Safiye bize sürekli karpuz taşıdı. Bizi her gördüğünde karpuz getiriyim mi diye sormaya başladı. Biz de bu teklifleri hiç kaçırmadık. Her soruşunda kahkaha kopuyordu.

21.00 – Dokuza kadar sohbet ettik ve yattık. Yine kitabımı okumaya devam ettim. Çadırı aydınlatmak için kablo çekip lamba koydular. İlk çadıra priz koydular ama diğer çadırlara koymamışlardı. Lambanın konulması çok iyi olmuştu, Nurdoğan ve ben o ışıkta kitap okuduk.

Saat ona doğru elektrikler kesildi.

İçimde çok kötü bir sıkıntı vardı. Ne yapacağımı bilemememin sıkıntısı içimi kemiriyordu. Ne yapacağımı, nasıl yapacağımı bilmiyordum. Tuvalette bile çömelemiyordum. Sağ dizimdeki ağrı dizimde hiç yaşamadığım bir ağrıydı. Sol dizime de vurması dağa tırmanamayacağım kaygısını oluşturdu.


29 Temmuz 2008 – Salı   

 

07.00 – Kalktım. Gece inanılmaz kabus gibiydi. Üzerimdekileri çıkarmama rağmen uyuyamadım. Her zaman ki gibi düşündükçe mideme ağrı saplanıyordu. Gitmeliydim. Sanki içimdeki bir ses kalk git diyordu. O sese kulak verip kalktım ve çantamı hazırladım. Herkes dünden hazırlığını bitirmişti. Dizimdeki ağrı dünkü kadar değildi. Tuvalete gittim, çömelir çömelmez inanılmaz bir ağrı başladı. Sanki diz kapağının içine çivi çakılıyor gibi. Karasızlığı yaşamaktan bıkmıştım. Yine de acıyı bastırmak için duymamazlıktan gelmeye çalıştım. Sorun diz kapağındaysa minüsküs olma olasılığı bir hayli fazlaydı. Eğer doğruysa bu yaşamım boyunca dağlara tırmanamayacağım kaygısını körüklüyordu. Herkes benim kararsızlığımın farkındaydı ama çok zor durumdaydım. Yücel’le 5100 metreye çadır bırakmıştık. Bıraktığımız Space K2 nın içinde yiyecekler vardı. Eğer gidemezsem Korkut ve Burak Çankaya’ya bu çadırda kalabileceklerini söyledim. Gidersem bu çadırı ben kullanacaktım ve Korkut ile Burak da kendi çadırlarını götüreceklerdi. Ama bir şu kararsızlığımı yenebilsem. İşin kötü tarafı onlara acilen kararımı bildirmek zorundaydım. Çünkü çadırı çantalarına yerleştireceklerdi. Korkut’a tek bir soru sordum. Eğer gelebilirsem space K2 de üçümüz birlikte kalabilir miyiz diye. Çünkü benim partnerim yoktu. Yücel tırmanışı bıraktığını söyledi. Korkut düşünmeksizin yanıtını verdi. Burak’la konuşmamız gerek dedi. Bende o halde siz programınızı bozmayın, ben gitmeye karar verirsem, bir çadır bulur gelirim dedim. Ama sağ ayağıma yüklenmemek için sol ayağıma yüklendiğim için sol ayağımın da ağrımaya başlaması beni iyice korkuttu. Artık ekip sorumlusu Ersan Başar’a bu kararsızlığımın hoş olmadığını bildiğimi söyledim. İçimdeki oraya gidemememin acısını ilettim ve artık gidemeyeceğimi bildirdim.

09.00 – Hareket ettiler. Ersan,İsmail, Barış, Mevlüt, Korkut, Burak, Nurdoğan ve Serdar. Yeni aldığım jumarı Serdar’a, kaskımı ise Burak Çankaya’ya verdim. Yaşamımda ilk kez 4200 metre kampında elinden oyuncağı alınmış küçük bir çocuğun burukluğunu yaşar gibiydim. Lokanta kısmına geçtik. Harika bir manzaraya konulmuş masa ve sandalyelere oturup, güneşin bütün güzelliğini yaşamaya çalıştık. Önce Cesur’la tanıştık. Annesi öğretmen olan cesur Tacikistan Üniversitesinde Business Manager bölümü 4.sınıfta okuyor. Burada bar kısmında çalışıyor. Azize mutfak kısmında çalışan genç bir kız. Tacikistan Üniversitesinde 4. sınıfta Linguistic okuyor. İngilizce bölümünde okuduğu için onunla İngilizce konuşuyoruz. Bir de oldukça sakin olan Nasca var ki oda aynı üniversite de, 3. sınıfta Rusça öğrenimi görüyor. Bunları yazmamdaki tek neden öncelikle bu gençlerin sıcacık davranışları ve üniversite gençliğinin burada part time çalışması. Bu nedenle de burada çalışanların verdiği hizmet kalitesi oldukça yüksek. Davranışları ve kurdukları iletişim oldukça düzeyli. Fotoğraf çekindik ama Azize’nin haricinde hiç birisinin email adresi yok. Fotoğrafları Azize’nin adresine göndereceğiz.

İki aşçıdan biri olan Ekrem Kırgız ve sanki ülkenizdeymiş gibi onunla Türkçe konuşuyor ve anlaşabiliyorsunuz. Onunla konuşurken kendinizi Türkiye’deymiş gibi hissediyorsunuz. Aramızda öylesine sıcak bir ilişki oluştu ki yemek hazırlarken ne bulursa önümüze getirmeye başladı. Böyle giderse buradan kilo alıp gideceğiz sanırım. Cesur da bir tabak kızarmış ciğer getirip önümüze koydu. O sırada helikopter kampa indi. Kampa yeni malzemeler getirmişti. Bir sürü ayran taşıdılar, mutfağa. Ekrem büyük bir şişe gazlı ayran koydu önümüze. Birkaç tabak da ciğer getirdi. Doyana kadar yedik, eşsiz manzaranın eşliğinde. Ekrem’e mutfakta yardım eden Hacı isminde bir Kırgız var. Onun Türkçesi biraz daha kötü ama anlaşabiliyoruz.

14.00 – Öğle yemeğinde dışarıda kazanda pişirilen et ve patates karışımı olan ulusal yemeklerini yedik. Safiye yine bize karpuz getirdi, gülerek. Bu sefer kinzi tadına benzeyen pitruşka denilen otu yemeğin içine koydurmadık. Yemeği servis yaparken üzerine maydanoz gibi serpiyorlar.

Yemekten sonra lokantanın önündeki masalarda kremlenip güneşlendik. Daha sonra içeri girip Yücel’le oyun oynadık.

20.00 – Akşam yemeğinde yine patates ve et karışımı çorbayı andıran yemek ve üzerinde et olan makarna vardı. Yanında ise yeşil ve kırmızı üzüm vardı.

Yemekten sonra Alexander yanımıza geldi. Yukarıda rotayı sabitlemek için 2 ya da 3 ipe ihtiyaçları olduğunu söyledi. Telsizle Ersan’a ulaştım. Ersan 5300 metre kampındaydı. Oradaki rehberlerinde aynı şeyi söylediklerini aktardı. Ersan hemen 5800 metre kampındaki Ertuğrul ile görüştü. Ertuğrul bir ipin kendilerine güvenlik için gerekli olduğunu söyledi. Bütün konuşmaları telsizden izlediğim için 3 grubunda nerede olduğunu biliyordum.

Ertuğrul’un grubu dün 5600 platosunda kalmışlardı. Buradan itibaren yapılan tırmanış tamamen buzul tırmanışı. 5800 metre kampına tırmandıkları eğim 80 derece civarında. Buradaki sabit hat güvenli. Jumar kullanılması gerekiyor. Ayrıca pursikle de emniyete almak gerekli. T Blok kullanmak yetersiz. 5800 kampına saat 15 te geldiler ve 2 çadırı kurmak için 3 saat uğraştılar. Buraya geldiklerinde 2 çadır varmış, daha sonra Ruslar ve İranlılar gelmiş. Çadır kurulacak yer kalmamış. Yarın geri dönecekler.

İsmail abi ve Mevlüt abi 5100 metre kampında kalmışlar. Diğer bütün ekip şu an 5300 metre kampındalar. Alexander benden tırmanış süresince ekipteki herkesin gün gün nerede ve bir sonraki gün ne yapacaklarının listesini istemişti. Bende bir liste halinde hazırlayıp verdim.

 

30 Temmuz 2008 – Çarşamba   
 

07.30 – Kalktık. Kampta Türk ekibinden kimse yok. Ertuğrul ve grubu bugün gelecek.

08.00 – Kahvaltıdan sonra öğle yemeğine kadar zamanı buradakilerle sohbet ederek geçirdik.

14.00 – Öğle yemeği

16.00 – Ertuğrul ve Mustafa geldiler. Hemen onlara şişe suyu ve gazlı ayran servisi yaptık.

16.30 – Emrah ve Oktay geldiler. Aynı servisi onlara da yaptık. Yücel mutfağa girip onlara Türk usulü salata hazırladı. Yalnız Adanalı olduğundan salataya bile kırmızı biber koydukları için biraz abartıp biberi fazla koyunca hepimizin çatlak dudakları inanılmaz bir şekilde sızlamaya başladı. Öğlen yediğimiz yemeği ısıtıp getirdik. Karpuz, ayran ve kara üzümden oluşan güzel bir yemekti. Yemekten sonra saunaya gittiler.

Artık mutfak bizim gibiydi, Yücel orada öylesine bir ortam kurdu ki rahatlıkla içeri girip yiyecek hazırlıyordu. Hiç kimse hiçbir şey söylemiyordu. Hatta Yücel’den Türk yemekleri konusunda bilgi de istiyorlardı.

20.00 – Akşam yemeğinden sonra telsiz haberleşme işini Ertuğrul’a devrettim. Ali’ler 5800-6100 metre arasındaki sabit hattın döşenip döşenmediğini sordular. Bende hemen Alexander’a sordum. Alexander Türk ekibinin çok iyi ve teknik bir ekip olduğunu, sabit hat olmasa da bu ekibin rahatlıkla 6400 metre kampına tırmanabileceğini söyledi. Teşekkür ettik ama daha önce rehberlerin sabit hattı kurduktan sonra ekiplerin çıkacağını açıkladığını hatırlattım.  Ardından öğle sıralarında yaptığı telsiz görüşmesinde rehberlerin hattın yarısında olduklarını söyledi. Hattı bitirmiş olduklarını umduğunu belirtti. Ayrıca rehberlerle saat 21.00 de yapacağı telsiz görüşmesinde öğrenip bize bildireceğini söyledi.

21.00 – Ertuğrul ile Alexander’ın bürosuna gittik. 6100 metreye kadar olan sabit hat bitmiş.

21.30 – Ertuğrul, Ersan ve Ali ile görüştü. Yarın Başkan Alaattin Karaca ve grubu 6100 metre kampına hareket edecek. İsmail Yılmaz ve Mevlüt Arıs bugün 5300 kampına ulaşmışlar. Ersan’ın grubu 5300 kampından hareket edip yarın 5800 metre kampına tırmanacak. Daha sonra bizim telsizle 5800 kampındaki İranlı dağcı Yunus ana kamptaki iki İranlı dağcı ile görüşüp tırmanışları hakkında bilgi verdi. Bu onlara inanılmaz mutluluk verdi. Çok teşekkür ettiler.

21.40 – Ertuğrul tırmanışlar hakkında bilgi vermek için Başkan Vekili Okay Vural hocaya ulaşamayınca Mehmet Çağlayan’ı aradı ve ona bilgi verdi.

İçimde dayanılmaz bir sıkıntı vardı. Bu sıkıntıyı çözememek inanılmaz sıkıntı veriyor. Dizimin bütün acısına rağmen zorlayıp en azından 5600 buzul platosuna gidip orada bir gece kalmaya karar veriyorum. Yücel de gelebileceğini söyledi. Hazırlandık.

Burada her şey güzel ama arkadaşların dağda olması ve bizim onların yanında olamamamız çok sıkıcı.

 

 
31 Temmuz 2008 – Perşembe   


07.00
– Kalktık. Yücele çantalarımızı hazırladık. Amacımız 5600 m. buzul platosundaki kampa gidip orada bir gece kalmak.

08.00 – Hava çok güzel ve güneşli.

09.00 – Ertuğrul Ersan’la görüştü. Başkan’ın grubu 6100 m. kampına, Ersan’ın grubu ise 5800 m. kampına hareket edecek.

09.07 – Biz de hareket ettik.

10.40 – Mola

12.00 – Başkan ve grubu ile karşılaştığımız yerdeyiz. Mola verdik. Burada dün 5800 metre kampından bizim telsizle ana kamptaki İranlılarla görüşen Halil ve Yunus’la karşılaştık. Görüşme için çok teşekkür ettiler. Bu sabah 5800 metre kampından 6100 metre kampına gidip geri dönmüşler. 5800 metrede Hannah çadır kurmuşlar ve bizim istifade edebileceğimizi söylediler. Bizde onlara teşekkür ettik. İki yıl önce gittiğimiz İran ve Demavent’ten muhabbet ettik. Çok sıcak insanlar. Çantada çok miktarda elma vardı, onlara elma sunduk, biz ana kampa dönüyoruz, sizin ihtiyacınız olacak diye geri çevirmelerine rağmen ısrarla verdik.     

12.15 – Hareket ettik.   

13.30 – Sabit hatların olduğu kayaları tırmanıp aşağıya dere yatağına doğru inerken önümüze çıkan büyük buzulun üzerinden kocaman kaya parçası tam önümüzdeki dere yatağından geçen rotanın üzerine düştü. Normal koşullarda 4 ya da 5 dakika sonra o patikanın üzerinde olacaktık. Kaya parçası düştüğü dere yatağındaki ve yuvarlandıkça üzerinden geçtiği taş parçalarını bir şarapnel parçaları gibi sağa sola fırlatarak dere boyunca aşağıya inerek gözden kayboldu. Şok geçirmiş gibi donmuş kalmış ve kaya parçasını gözden kaybolana kadar izlemiştik. Ya orda olsaydık sorusunu anlatan gözlerle birbirimize bakakaldık. Kısa bir duraksamadan sonra hiç durmaksızın buzulun altından akan dereyi sırayla koşar adımlarla karşıya geçtik. Dereyi ikimizde geçer geçmez ondan biraz daha küçük bir kaya parçası aynı yerden aşağıya yuvarlandı. Korkumuzda buydu zaten, yukarıda buzulun üzerinde oynayan diğer taşların da düşeceği endişesi vardı, içimizde.

14.20 – Sonunda 5100 metre kampına ulaştık. 17 çadırın sadece üçünde dağcı var. Nurdoğan’ın Vangoo 200+ çadırına girdik. Ben hemen suya gittim. Yücel’in ısıttığı suyla hazır çorbalarımızı içtik. Daha sonra Yücel makarna yaptı. Ardından da neskafelerimizi içtik.

21.30 – Yukarıdan sürekli çığ düşüyor. Çığla birlikte uzun süre taşların düşüşünü dinliyoruz.

 

 

01 Ağustos 2008 – Cuma   

 

08.00 – Kalktık. Peynir, zeytin, çaydan oluşan kahvaltıdan sonra hazırlanmaya başladık.

10.07 – Nurdoğan’ın çadırının içinde olan Space K2 çadırı yukarıda kurmak amacı ile yanımıza alıp hareket ettik.

11.30 – 5300 kamp yeri. 100 metre sonra buzul başlıyor. Burada on tane çadır var. Başkan’nın küçük Marmot çadırı, İsmail abinin ve Ali’lerin çadırları da burada kurulu. Kampa gelmeden hava kapatmaya başlamıştı. Şu an tamamen kapattı. Yukarıdaki havanın nasıl olduğunu anlamak mümkün değil. Bir ara kar atmaya başladı. Space K2 çadırı buraya kurduk. Bugün 5600 metreye gitmekten vazgeçtik.

15.30 – Musa, Ercan ve Burak yukarıdan döndüler.

16.30 – Musa, Ercan ve Burak ana kampa dönmek üzere hareket ettiler.

17.00 – Başkan, İsmail abi, Mevlüt abi ve Ali yukarıdan geldiler. Sıcak su dolu termostan neskafe hazırladık. Başkan, İsmail abi ve Ali içtiler. Mevlüt abi hemen İsmail abinin çadırına girdi ve uzandı. Yücel hemen makarna hazırladı, Ali de biraz atıştırıp hemen ana kampa dönmek üzere hazırlandı.  

17.30 – Ali dönüşe başladı.

18.00 – Bizim Space K2 çadırına girip Başkan, İsmail abi, Yücel ve ben makarna, sucuk ve hazır kuru fasulye yemeğinden oluşan yemeğimizi yedik. Ardından sıcak bir çay çok keyifli, geldi. Çaydan sonra İsmail abi kendi çadırına geçti. Yücel de sıkışmayalım diye Ali’lerin çadırına gitti. Ali 19.00 gibi ana kampa ulaşmış.

 

 

02 Ağustos 2008 – Cumartesi   

 

03.00 – Çadır’ın iç tentesi açık yattığımız için neredeyse sabaha kadar uyuyamadım. Artık dayanamayacak seviyeye gelmiştim. Bu saatte kalkıp Yücel’in çadırına gitmeyi düşündüm. Ama Başkan yukarıdan geldiği için o kadar rahat uyuyordu ki onu uyandırmak hoş olmayacaktı. Bir ara dalar gibi oldum.

06.30 – Başkan kalktı, hazırlandı.

07.00 - Kahvaltı yapmadan ana kampa gitmek için yola koyuldu.

08.30 – İsmail abi ve Mevlüt abi kahvaltı yaptıktan sonra ana kampa gittiler.

09.00 – Çadırın içinde iyice bunalmıştım. Kalktım, Yücel’de çadıra geldi. Peynir, zeytin, hazır etli nohut yemeğinden oluşan kahvaltı yaptık. Su almak için aşağıya su kenarına indim. Yukarı çadırların yanına tırmanmaya başladığımda dizimdeki ağrı dayanılmaz bir hal aldı. Yücel’de gece uyuyamadığı için 5600 metredeki kampa gitmek için istekli değildi. Havada zaten kapatmaya başlamıştı. Bu nedenle dönüşe karar verdik.

11.00 – Dönüşe başladık. Sonradan öğrendik ki Space K2 çadırı Ersan Başar’ın çadırıymış.

11.25 – 5100 metre kampına geldik. 5100 metre kampının hemen altındaki sabit hat olan kulvardan indikten sonra yukarıya doğru gelen bir dağcı grubu ile karşılaştık. Yaklaşık 7-8 kişiydi. Duvarın kenarında durup mola verdiklerinde onlarla sohbet ettik. Rota kayanın yanından geçiyordu. Tam o anda yukarıdan kopan kaya bloğu aşağıya düştü. Doksan derecelik eğimi olan duvarın üzerinden düşen kaya parçalarının düşmeden önce çıkardığı sesle hepimiz farklı yönlere dağıldık. O anda o kayaların üzerimize düşmemesi inanılmaz bir mucizeydi. O sesi duyup sağa sola kaçmasak kaya parçaları tam üzerimize düşecekti.     

12.30 – Ertuğrul, Mustafa, Oktay ve Emrah ile buzuldan hemen sonra karşılaştık. Yukarıya doğru gidiyorlardı. İki gün önce gelirken buzuldan düşen kaya parçası konusunda onları uyardık. Onların hemen ardından iki Rus bayan da yukarıya gidiyorlardı. 

15.00 – Ana kamptayız. Ana kampa geldiğimde Alman bir grubu buzula yakın kayalıklarda çalışırken gördüm. Alman grup bir lider eşliğinde kayaya sabitledikleri iple jumar kullanmayı öğreniyorlardı.

15.30 – Üçüncü gruptan Barış ve Nurdoğan’da kampa döndüler. Saat 09.00 da 6100 kampından hareket etmişler. Üçüncü grup bugün dönüyor. Üçüncü gruptan sadece Korkut Güven 5800 kampında kalmış. Diğerleri 6100 kampına gitmişlerdi.   

16.30 – Lokantaya geçtik. Safiye her zamanki gibi gülümseyerek yemeğin yanına karpuz ve ayran getirdi.

17.00 – Korkut ve Burak kampa döndüler.

17.30 – Ersan Başar ve Serdar birlikte kampa döndüler.

18.00 – Saunaya gittim. O ne güzellik, sanki yeniden doğmuşcasına sıcacık saunaya defalarca girdim, çıktım. Korkut ve Burak da saunaya geldiler.

18.30 – Başkan ve arkadaşlarla sohbet ettik.

20.00 – Yemek yedik.

 

 

03 Ağustos 2008 – Pazar   

 

07.00 – Kalktık.

08.00 – Kahvaltı yaptık. Üzücü bir haber duyduk. Polonya Dağcılık okulundan bir kişinin kayıp olduğu haberi yayıldı, kampta. Bu sezon zirveye ilk ulaşan Polonya’lı dağcı dönerken zirve yolunda olan arkadaşına geç olduğunu ve dönmesi gerektiğini söylemiş. Arkadaşı onu dinlemeyip zirveye doğru devam etmiş. Arkadaşını ikna edemeyen Polonyalı zirveye giden Polonyalı diğer iki arkadaşını ise ikna edip geri çevirmiş. Zirveye giden arkadaşlarından ise hala haber yokmuş. Muhtemelen bivakladığı tahmin ediliyor.

10.00 – Ertuğrul telsizle 5300 metre kampından 5800 metre kampına hareket ettiklerini bildirdi. Havanın kapalı olduğunu ve ancak 250 metre önlerini görebildiklerini söyledi. Dizim çok sızlıyor. Ali Şahin diz bandı verdi. Biraz kullandım ama acısı daha da arttı.  

11.00 – Korkut, Yücel, Burak ve Nurdoğan Tajik kamp çalışanlarından Ekrem, Cesur ve iki kişi daha kolasına voleybol oynadılar. Bizimkiler yendiler.

14.00 – Öğle yemeğinin ardından kağıt oynadık.

20.00 – Akşam yemeğinin ardından Ertuğrul ile telsiz görüşmesi yaptık. Ertuğrullar 5800 metre kampına ulaşmışlar. Hava kapalıymış. Burada, kampta da hava kapalı ve çok soğuk.

22.00 – Yattık.

 

 
04 Ağustos 2008 – Pazartesi  


07.00 – Kalktık.

08.00 – Kahvaltı. Hava iyice kapattı ve çok soğudu. Korkut gidemeyeceğini söyledi. Herkes dinlenmeye çekildi. Ara sıra kar atıştırıyor.

13.00 – Başkan kampta kalan ekibi topladı ve bir toplantı yaptık. Toplantının konusu yarınki hareket planı ile ilgili. Başkan şu an içinde bulunduğumuz durumu açıkladı. Havanın şu günlerde kötü olduğunu söyledi. Ertuğrul ile telsizle görüştüğünü yukarıdaki havanın da çok kötü olduğunu söylediğini iletti. Ertuğrul 5800 metrede kalacaklarını, oradan geri dönüp dönmeyeceklerine henüz karar vermediklerini söylemiş. 5800 metre kampında şu an sadece Ertuğrul’un grubu ve arkadan giden iki Rus bayan varmış. Kızlar o kadar konuşkanlarmış ki bizimkiler sesten uyuyamamışlar. İranlılar dönmüşler. Ertuğrul havanın çok kötü ve kar yağışlı olması nedeniyle sabit hatların kapalı olduğunu ve bu yüzden hiç kimsenin yukarıya gitmediğini söyledi. Başkan kararın onlara ait olduğunu dönüp dönmeyeceklerine kendilerinin karar vereceğini belirtti. Başkan hava koşullarının uygun olduğu sürece zirveye ulaşacaklarını ve bu işi başaracaklarına inandığını söyledi.       

Başkan’ın grubu yarın gidiyor. Ersan’ın grubu ise ertesi gün yukarıya hareket edecek.  

14.00 – Yemek. Herkes dinlenmeye çekildi. Hava ara sıra kar atıştırıyor ve çok soğuk. Dağcılar yukarıdan gruplar halinde dönüyorlar. Kamp bir hayli kalabalıklaştı.

20.00 – Akşam yemeği. Ertuğrullar 5800 metre kampında kaldılar. Yarın dönmeyi düşünüyorlar. Alexander yemek sırasında masamıza geldi. Benden bizim ekipteki herkesin bugüne kadar hangi kampta kaç gün kaldıklarını içeren bir hareket planını istedi. Yarın kahvaltıdan sonra bana bununla ilgili bir çizelge örneği vereceğini ekledi.

Ana kampta herkesin kafasında geri dönmeyen Polonyalı dağcının kaybolduğu endişesi hakim. Zirveden dönerken onun gitmesini, geri dönmesini isteyen Polonyalı arkadaşı ile Ali görüştü. Ondan hala haber yokmuş. Hava oldukça soğuk ve kar atıştırıyor. 6400 metre sonrası bele kadar kar varmış. 6400 metre kampından sonra zirve 8 saat sürüyormuş. 

05 Ağustos 2008 – Salı  

 

03.00 – Tuvalete gitmek için dışarı çıktım. Gecenin soğuğunda lapa lapa kar yağıyor. Harika bir manzara. Karanlıkta alın lambamın ışığındaki yağan kar çok hoş.

07.00 – Kalktık. İnanılmaz hoş bir manzara. Her taraf bembeyaz kar.

08.00 – Kahvaltı. Hava birden değişti. Güneş açtı ve karlar erimeye başladı. Gökyüzü masmavi ve açık. Karlar hızla eriyordu. Başkanın ekibi gitmek için hazırlanmaya başladı. İsmail abi ve Mevlüt abi Başkanın grubu ile gidiyor. Burak Kural rahatsızlığı nedeni ile onlarla gitmeyecek. Hava o kadar ısındı ki sanki hiç kar yağmamış gibi. Tek sıkıntı dereler geçit vermiyor. 5800 metre kampı sonrası rotada yarım metre kar varmış.

10.00 – Ertuğrul geri dönmeye karar vermişler ve geri dönüşe geçmişler.

10.45 – Başkan ve grubu, Ali, Musa, Ercan, İsmail abi ve Mevlüt abi yukarı kampa hareket ettiler.

11.30 – Alexander  kahvaltı sonrası çizelge örneğini getirdi. Onun istediği şekilde çizelgeyi hazırladım. Çok hoşuna gitti. Benimle neredeyse her konuşmasında bizim ekibin teknik olarak güçlü bir ekip olduğunu bu nedenle de hiçbir şey konusunda tereddüt etmediğini sadece ekipteki kişilerin isim isim her gün hangi kampta olduklarını bildirmemi istemişti. Bunu her gün tekrarlayarak telsizle yukarıdan aldığım bilgilere göre ona bilgi veriyordum. Bu da onun hoşuna gitmişti. Bana sürekli şekilde onun asistanı olduğumu gelecek yıl mutlaka buraya beklediğini söylüyordu. Her defasında da sırtımı sıvazlayarak çok iyi anlamında “Great Great” diyordu.

Ertuğrul’un grubunun ana kampa dönmemesini 6100 metre kampına gitmelerini istemişti.

Çünkü çok kar olduğunu ve onların da yardıma ihtiyaçlarının olduğunu söylemişti.

 

Ama Ertuğrullar hiç de böyle düşünmüyorlardı. Çünkü yan çadırdan sabaha kadar gelen sürekli konuşmalara nedeni ile ekip geceyi uykusuz geçirmişti. Ayrıca bütün ekipler yavaş yavaş dönüyorlardı.  

Hava çok sıcak oldu. Bütün karlar eridi. Olumsuz hava nedeni ile helikopter gelemiyordu. Kampın yeterli yiyecek stoğu vardı. Ama taze ekmek kalmadığı gibi bayat ekmekler de bitmek üzereydi. Bugün hamur yoğurup pide türü ekmek hazırladılar. Fırınlarda pişirmeye başladılar. Üzerine yağ sürdükleri için etrafa öylesine bir koku yayıldı ki bunu anlatmak mümkün değildi. Nerdeyse hiç durmadan ekmek yedik. İnanılmaz lezzetliydiler.

14.00 – Ekmek yemeğe öğle yemeğinde de devam ettik. Ekmeğin yanında ise içinde beyaz lahana ve et olan çorbaya benzer yöresel bir yemek vardı. Bu tür çorba türü yemeklerin içine sirke dökmeye başladık. Tadını rahatlıkla yenilebilir hale getiriyordu.

16.00 – Korkut birden fikir değiştirip tırmanışa gitmeye karar verdi. Kendi çantasının çok ağır olduğu için benden çantamı istedi. Bende büyük sırt çantamı boşaltıp verdim.

Uzun süre bizimkilerle sohbet ettik. Ersan, Barış, Nurdoğan, Burak Çankaya, Burak Kural, Serdar ve ben. Korkut küçük sırt çantasını alıp yürümeye gitti. Yücel ise Taciklere Türk usülü turşu nasıl yapılır onu öğretiyormuş.

17.00 – Ersan, Barış, Yücel, Korkut Tajiklerle voleybol oynuyorlar.

17.25 – Ali ile telsizle görüştük. 5300 metre kampındalarmış.

18.30 – Ertuğrul, Mustafa, Emrah ve Oktay geldiler. Barış ve Burak onları karşılamaya gittiler. İki pet şişe içine koydukları burada şerbet dedikleri elma suyunu götürdüler. Eriyen karlar ve buzul nedeniyle buzul rotası üzerinde göletler oluşmuş. Her zamanki kullandığımız rota değişmişti. Bu nedenle yeni açılan rotayı göstermek için gittiler. Bu buzula girdiğinizde eğer rotayı bilmiyorsanız saatlerce buradan çıkamazsınız. Aynı labirent gibi dolaşır durur, kampın çok uzak bir yerinden dışarı çıkabilirsiniz. Grup gelince doğruca banyoya gitti.

20.00 – Akşam yemeği. Aliler 5300 metre kampında bir gün daha beklemeye karar verdiler.

Bu nedenle Ersan’ın grubu da bir gün ana kampta bekleyecek ve gitmeyecek. Çünkü her kamptaki çadırlar ortaklaşa kullanılıyor. Dolayısıyla yarın buradalar.

Şu an itibariyle

5100 metre kampında 1 çadır

5300 metre kampında 3 çadır

5800 metre kampında 3 çadır

6100 metre kampında 2 çadır

6400 metre kampına ise 2 ya da 3 çadır çıkarılacak.

 

22.00 – Yatış.

           
06 Ağustos 2008 – Çarşamba  


07.00
– Kalkış

08.00 – Kahvaltı. Hava çok sıcak. Gökyüzünde bir tane bulut yok. Öğlene kadar güneşlenip sohbet ettik.

12.00 – Bizimkiler yine voleybol oynadılar. Bir tarafta Ersan, Yücel, Mustafa ve Taiwan’lı bayan May, diğer tarafta ise Ertuğrul, Korkut, Cesur ve genç Tacik arkadaşı. Kolasına oynadılar. Bende onlara hakemlik yaptım. Ersan’ın grubu kazandı.

14.00 – Öğle yemeğinden sonra yine güneşlendik ve yine sohbet ettik.

20.00 – Akşam yemeği. Maçta kazanılan kolalar masamıza geldi. Taiwanlı May ve erkek arkadaşı Harry’i davet ettik. Birlikte kolaları içerek hoş sohbet bir akşam geçirdik.

Korkut ile konuştuk. Zirve tırmanışına gitmek istemediğini, hazır olmadığını söyledi.

23.00 – Yattık. Bugün ekmek yapmaya başladıkları için herkes taze ekmek yemek mutluluğunu yakalamıştı. Sanırım ekmek isteği o kadar çoktu ki biz yatana kadar hala ekmek yapıyorlardı. Bu nedenle hala bu saate kadar jeneratörler çalışıyordu. Işıklar açıktı ve biz de uyumamıştık. Oldukça geç yattık. Ben hala ishalim.

Bugün Burak Kural kalçasında 3 tane çıban türü bir yara olduğu için doktora göründü. Doktor 4200 metre ana kampında Burak’ın yarasına bir operasyon yaptı. Büyük olan Çıbanı açtı, apseyi boşalttı ve içini temizledi. Burak iyi değil, sanırım bu halde oda tırmanışa gidemeyecek. Burak için kötü bir şans.

Bugün hava ısındığı için birçok kişi dağa gitti.

 
07 Ağustos 2008 – Perşembe
  

07.00 – Kalktık.

08.00 – Bugün hava yine çok sıcak. Ersan’ın grubu bugün gidiyor. Kahvaltıdan sonra hazırlık yaptılar. Ersan, Burak Çankaya, Barış, Nurdoğan ve Serdar gidecekler. Serdar ben gidemediğim için benim kramponu aldı. 2 yardımcı ip ve jumarımı da ona verdim.

09.50 - Ersan, Burak Çankaya, Barış, Nurdoğan ve Serdar tırmanışa başladılar. Hava bugün de çok sıcak. Ersan’ın grubu ve Ertuğrul’un grubu 6400 metre kampında bir araya gelecekler. 6400 metre kampından zirveye birlikte hareket edecekler. Başkan’ın grubu bugün 5800 metre kampına tırmanışa geçecek.

Helikopterin 13 Ağustosta geleceğini öğrendik. Ana kampta hayat sıkıntılı hale gelmeye başladı. Tüpler azaldığı için artık yemekleri büyük tencerelerde lokantanın önündeki yanan odun ateşinde pişiriyorlar. Karpuz bittiği için yemeklerdeki karpuz keyfimizde kalmadı. Ekmek bittiği içinde pide yapmaya başladılar.

Öğrendiğimize göre helikopterin saati 1500 dolarmış.

13.00 – Ali ile telsizle görüştüm. 5800 metre kampının altındalarmış. Sesi oldukça kötüydü. Şu an kendisini iyi hissetmediğini belki bir alt kampa dönebilirim dedi. Henüz karar vermediğini iletti. Ersan 5100 metre kampının hemen altındaki sabit hattaymış. Hava burada kapatmaya başladı. Hava durumu konusunda bilgi almak için Alexander’ın yanına gittim. 2-3 gün böyle sürer dedi. Kendi tahmininiz mi yoksa meteorolojik bilgi mi diye sordum. Kendi tahmini olduğunu söyledi.

14.00 – Öğle yemeği. Herkes dinlenmeye çekildi.

15.00 – Başkan’ın grubu 5800 metre kampında, Ersan’ın grubu ise 5300 metre kampındalar. Ali 5800 metre kampına çıkmış. Hafif bir baş ağrısı varmış.

20.00 – Akşam yemeği. Emrah’ın boğazında ciddi bir sıkıntı var. Boğazında iltihaplanma gibi bir problemi var. Doktor ona bir hafta boyunca kullanmak üzere 2 kutu ilaç vermiş. Doktor tırmanışa hemen gitmemesini dinlenmesini önermiş. Emrah bu nedenle endişeli. Yarın tırmanışa gitmek yerine bir gün daha dinlenmek istiyor. Ertuğrul ve Mustafa ise bir gün daha bekleyerek zaman kaybetmek ve zirve tırmanışını riske sokmak istemiyorlar. Emrah endişeli. Bir kez daha doktorla konuşup iğne gibi yapılabilecek bir şey olup olmadığını öğrenmek istiyor. Doktor kesinlikle gitmemesini ve dinlenmesini söylüyor. Ama kendini ve ekibi riske sokup gitme kararı alıyor. Gidebileceğim yere kadar giderim düşüncesiyle tırmanışa gitmek istiyor. Emrah ve Oktay yarın saat onda hareket etmeyi öneriyorlar. Yarın saat onda gitmeyi kararlaştırıyorlar. Ama Emrah’ın durumu şu an çok zor görünüyor.

Oktay Polonya dağcılık okulundaki gençlerle görüşmüş. Dün zirveyi denemişler. Çok kar olduğu için geri dönmüşler. Yarın yeniden deneyeceklermiş.

22.30 – Kitap okuyarak uykumu getirmeye çalıştım. Ama bir türlü gelmedi.

 
08 Ağustos 2008 – Cuma


 

06.00 – Uyandım.

07.50 – Kalktım. Kahvaltıya gittim. Kahvaltıda salamlı yumurta, haşlanmış yumurta vardı. Yücel sabah sabah yine boş durmamış lor türü peynirin içine biraz kıyılmış soğan, biraz tereyağ ve kırmızı acı biber karışımı bir kahvaltılık hazırlamış. Yine Adana yemeklerini özledi herhalde. Pide de tazeydi ki çok hoş bir kahvaltı oldu. Ertuğrul’da soğuk algınlığı var. Tlyhot içiyor. Emrah pek iyi değil ama gidecek.

09.00 – Ali’nin baş ağrısı geçmiş. Ersan’ın grubu 5800 kampına, Başkanın grubu ise 6100 kampına hareket edecek. Sıcak bir gün ama biraz bulutlu ve rüzgarlı. Ertuğrul’un grubu hazırlık yapıyor. Bende çadırların önündeki masada, güneşin altında yazıyorum. Korkut yanıma oturdu ve vazgeçtiğini, gitmeyeceğini söyledi.

09.53 – Uzaktan helikopterin sesini duyduk. Günlerdir bu sesi öylesine özlemişiz ki çok özlediğimiz bir dostu bekler gibi sese doğru kilitlendik. Öylesine takılıp kalmıştım ki hafızamda bir hafta sonra onunla geri döneceğimiz canlandı. Sadece ben değil, herkes bize sıcacık gelen sese takıldı, başlarımız yukarıda. Bulunduğumuz Mashkov’s Camp’ın üzerinden geçerek İsmail Samani Peak’e doğru süzülüp oradan geri dönen helikopteri gölün yanındaki  alana inişine kadar izledik.

Helikopterden boşaltılan malzemeleri ana kampa taşıyan küçük traktör helikoptere doğru ilerledi.

09.58 – Alexander ve görevli iki kişi koşarcasına helikoptere doğru gittiler. Daha sonra Polonyalıların orta yaş grubundan 8-10 kişi helikoptere doğru koştular. Polonyalıların dağcılık okulundaki genç grubundan 5 kişi bugün zirveyi deneyecekler. Muazzezler de bugün zirveye gidecekler. Muazzezler 3 gündür 6400 metre kampında güzel havayı bekliyorlardı.

Korkut Pazar günü için İsmail Samani zirvesine gidenlerin aklimatize için antreman yaptıkları Vorobiov zirvesine çıkalım önersini getirdi. Bunu birkaç kez söyleyerek beni zorladı. Dizim eğer düzelirse tabiî ki çıkmak istediğimi söyledim. Çünkü hareketsiz kalmak iyice beni de bunaltmıştı.

10.10 – Helikopter havalandı ve üzerimizden süzülerek gözden kayboldu.

10.30 – Ertuğrul ve Mustafa hareket ettiler.

10.55 – Oktay ve Emrah hareket ettiler.

12.00 – Yücel uzun zamandır şu koyunlardan birini ben keseceğim diyordu. Arkasından da şu ateşin üzerinde bir ciğer kavurma yaparız, yeriz. Diye ekliyordu. Herhalde o gün bu günmüş ki öğle yemeğinden önce Tacikistan’lı Sadık’la koyunu kesmeye gittiler. Bir saat sonra ellerinde et dolu kovalarla geldiler. Dışarıdaki ateşin yanındaki masanın üzerinde önce ciğeri doğradılar. Ateşin üzerindeki tencerenin içerisine koydukları kuyruk yağı ile kavurup, biber ve domates eklediler. Öğlen yemeğinde ayran ile hoş bir yemek yedik. Taiwan’lı May ve erkek arkadaşı Harry’i de davet ettik. Harry hayvan kesilirken kameraya almış. Daha sonra da çok kötü olmuş.

Taiwan dilinde 50.000 karakter varmış. Normal de bunlardan 3.000 ve 5.000 karakterini kullanıyorlarmış.

Hava iyice kapatmaya başladı. Zirve çok kötü.     

13.00 – Ertuğrul ile telsizle görüştüm. Oktay ve Emrah’ı beklediklerini söyledi.

17.30 – Korkut, Yücel ve Burak voleybol oynuyorlar. Bende banyoya gidip bütün çamaşırlarımı yıkadım. Bol bol saunaya girip duş aldım.

19.00 – Dışarı çıktığımda hava inanılmaz kötüleşmişti. Sis ana kampa kadar inmişti. Ertuğrul aradı. Başkan’ın beni aradığını söyledi. Sauna da telsizi duymak için elimden geleni yapmıştım ama duyamamışım. Sanırım yarınki havayı öğrenmek için olabilir düşüncesi ile Alexander’ın yanına gittim. Alexander’ın ana kampta bir bürosu olduğu için genellikle orada oluyordu.

Hiçbir sorun yok dedi. Batıyı gösterdi. Batıda üzerimizdeki bulutların arasından batan akşam güneşinin ışıkları görünüyordu. Çok az bulut vardı. Ama üzerimiz bulutlarla kaplıydı ve dağ görünmüyordu. Dağ tamamen kara bulutlarla kaplıydı. Muhtemelen yukarıda kar yağıyordu.  

Gündüz batıdan çok yoğun kara bulut geliyordu. Ama şu anda çok az bulut vardı ve hava çok sakin görünüyordu.

“Orada fırtına yok” dedi. “Sabah kalkarsın hava güzelse bastırıp yukarıya gidersin” diye ekledi.

Yukarıdakilere tatmin edici bir hava durumu verebilmek için Alexander’ı sıkıştırmaya, ondan net veriler almaya çalışıyordum. Sizin hava durumunu öğrendiğiniz resmi bir kaynağınız yok mu diye sorduğumda “Hayır burası farklı bir dağ. Hava durumunu dinlemez.” dedi.    

Siz olsanız ne yapardınız, yarın tırmanış için kararınız ne olurdu, diye sordum.

“Siz tecrübeli ekipsiniz, karar sizin” dedi.

21.00 – Bunları olduğu gibi Ertuğrul ve Ersan’a anlattım. Sonradan öğrendiğimize göre Başkanın grubunun telsizinin şarjı azalmış, bu nedenle bizle sonradan iletişim kuramamışlar. Ama bizim belirlediğimiz saatlerde telsizlerini açtıkları için bu konuşmaları olduğu gibi onlarda duymuşlar.

Ersan 5800 kampında kar yağdığını söyledi. Ertuğrul 5300 de, Ersanlar 5800 de, Başkan’ın grubu ise 6100 metre kampındalar. Her akşam olduğu gibi bu bilgileri de vermek için Alexander’ın bürosuna gittim. Dışarı çıkıp havayı gösterip eliyle okey işareti yaparak “Yarın için hiçbir sorun yok” dedi. Bakalım, yarın öğreneceğiz.

22.30 – Kitap okuyup uyudum.

09 Ağustos 2008 – Cumartesi

07.30 – Kalktık. Hava inanılmaz sıcak. Resmen yaz havası gibi. Gökyüzünde bir tane bulut yok. Artık bu Alexander’a söyleyecek söz de yok. Kampa ve dağın havasına oldukça hakim.

08.00 – Kahvaltı.  Yücel üşenmeden kalkmış, gidip menemen yapmış. Biz gidene kadar da Korkut’la beraber bitirmişler. Burak ve ben yiyemedik. Ama öylesine serzenişte bulundum ki Yücel’e, bir hayli üzüldü, bir başka gün için söz verdi.

Ersan’ın grubu bugün 6100 kampına hareket ediyor. Saat on gibi de Ertuğrul’lar 5800 kampına hareket edecek. Başkanın grubundan haber yok. Ama programa göre çadırların boşalması için onlarında 6400 kampına hareket etmeleri gerekiyor. Rahatsızlığından dolayı ana kampta kalan Muazzez’in arkadaşı Ali Muazzezleri merak ediyor. Bir haftadır haber alamamış. Ersan’a sordum, 5800 metre kampındaki çadırlarının boş olduğu, muhtemelen yukarı kamplarda olduğunu ve haber alınca hemen ileteceğini söyledi.

09.30 – Korkut küçük sırt çantasını alıp yürüyüşe gitti. Akşam olmadan döneceğini sanmıyorum. Şu sıralar hafif bir rüzgar çıktı. Çadıra girip kitap okuyup uzandım.

12.45 – Ertuğrul 5800 metre kampına gelmeden önceki 80 derecelik eğimli sabit hatta girdiklerini söyledi.

13.30 – Ersan aradı. 6100 metre kampına ulaşmışlar. Yeni bir plan düşünmüşler. Eğer bugün 6400 kampına ulaşabilirlerse Başkanın grubu ile yarın zirveyi deneyecekler.

Muazzezizlerdende haber almışlar. Muazzez’in arkadaşları Niko ve Serdar zirveye ulaşmışlar. Muazzez zirveye 100 metre kala geç kaldığı için 7000 metreden dönmüş. Dönüyorlarmış. Onların arkadaşı Ali’ye haberi ilettim. Biz tekrar 15.00 da görüşeceğiz.

15.00 – Ersan’ın grubu 6100 metre kampına ulaşmış. 6400 kampına gitmekten vazgeçmişler. Ertuğrul’un grubu ise 5800 kampına ulaşmışlar. Her iki ekipte 6400 kampında bir araya gelip zirve tırmanışını birlikte yapmayı planlıyorlar. 6400 metre kampı çok geniş bir kamp yeriymiş. Şu anda orada 20 çadır varmış. Bu arada yeni öğrendiğimize göre sadece Polonyalı değil bir Rus dağcısı da kayıpmış.

20.00 – Akşam yemeği. Safiye bu akşam bize Türk usulü salata hazırlamış.

10 Ağustos 2008 – Pazar


07.30
– Kalktık. Sadece dağ kapalı. Batı tarafı ise bulutlu. Hafif rüzgar var. Bugün Ertuğrul’un grubu 6100 kampına, Ersan’ın grubu ise 6400 kampına hareket edecekler. Başkanın telsizinin şarjı bittiği için haberleşemiyoruz.

08.00 – Safiye kahvaltıda bize menemn yaptı. Artık bizim ağız tadımıza uygun yiyecekler hazırlamaya çalışıyor. Taiwan’lı May ve arkadaşı Haryy’de bizimle kahvaltı yapıp, menemenin tadına baktılar. Taiwan’da da aynısını yaptıklarını ama içine şeker koyduklarını söyledi.   

13.00 – Ertuğrul’un grubu 6100 kampında. 6400 kampına gitmek için Ersan’la haberleşmek istiyor. Ersan henüz telsizi açmadı. 5800-6100 arası trafik oldukça yoğunmuş. Nihayet Ersan telsizi açtı ve Ertuğrul’la görüştüler. Ertuğrul İranlılarla görüşmüş. Başkanın grubu zirveye gidiyormuş. Ersan ise Ruslarla görüşmüş. Başkanın grubunun yedi dolayında tırmanışa başladığını söylemiş.        

Ersan telsizde Ertuğrul’a 6400 metre kampı çok geniş. Buraya gelin diye önerdi. Bir buçuk saatte 6400 kampına gelebileceklerini söyledi.

Ertuğrul daha sonra iki çadırı söküp oraya geleceklerini bildirdi.

Ersan şu anda sabah zirveye gidenlerin dönmeye başladıklarını söyledi. Ayrıca Ersan 6100 metre kampının çok gereksiz olduğunu ve şu an 6400 kampında 23 çadır olduğunu söyledi. Saat 18.00 da görüşeceğiz.

Burada hafif rüzgar var. Kaç gündür ana kampta Communism Peak tırmanışı için hararetli bir çalışma vardı. Rota üzerindeki sürekli düşen çığlar izleniyor ve tırmanış izni için bekleniyordu. Rota üzerindeki çığlar düşmüş, rota tırmanılır hale gelmişti.  Bugün ilk grup Peak Communism tırmanışına başlayacak. Grubun ilk hedefi 5100 metre kampına çıkmak. May’in arkadaşı da ilk grupta tırmanışa gidecek.

Peak Communism ekibinin de tırmanış hazırlıklarını ve sırt çantaları ile rotaya doğru gittiklerini gördükçe canım çok sıkıldı. Fazla antreman yapmanın dizime bu kadar acı vereceği aklımın ucundan geçmezdi. Lise ve üniversite öğrenimim boyunca atletizm yarışmalarına katılıp düzenli bir şekilde antreman yapıp da şu an burada oturup zirvelere gidenleri izlemek bana koyabildiğince en acı bir şekilde koyuyordu. Hele buraya kadar gelip de Korzenevzkaya’ya  tırmanmanın zevkini alamamak çok acı.

16.30 – Kampın Rus Doktoru Rus tırmanış ekibinden Nataşa ile birlikte bizim çadırların önündeki oturduğumuz masaya geldi. Rus doktor İngilizce bilmediği için Nataşa tercüme etti. Yukarıda zor durumda olan Basklılara bizim ekipten yardım etmişler. İsim olarak kim olduklarını bilmediklerini ama Türk Ekibine teşekkür etmek istediklerini söylediler. Bunu duymak benim için de sürpriz oldu. Bende bu teşekkürleri ekibimin adına alıp saat 18.00 daki telsiz konuşmasında ileteceğimi söyledim.     

18.00 – Ertuğrul ile görüştük. Yardımı Ertuğrul’un grubu yapmış. Ben de aynı teşekkürleri Ertuğrul’lara ilettim. Ali’ler hala zirveden dönmemişler.

Dr. Muazzez kampa dönmüştü. Sohbet ettik. Onların grubundan Serdar Özgür Ata ve Fransız Niko zirveye tırmanmışlar. Niko daha önce Türkiye’de Total firmasının sorumlusu olarak çalışmış. Güzel Türkçe konuşuyor. Şu an ise Prag’da çalışıyor.

Muazzez ise zirveye giderken geride kimse kalmamış. Yoğun bir şekilde sis bastırmış. Görüş mesafesi yer yer 5 metreye kadar düşmüş. Zirveye 100 metre kala dönmüş. 6400 metre kampına ulaştıklarında çadır pollerini bir alt kampta unuttuklarını fark etmişler. Bu nedenle 6400 kampında bivaklamışlar. Bazen yağan karın altında zor anlar yaşamışlar. Bivakta kalıpta su ısıtmak onları çok yormuş.       

Muazzez kamp için 1900 Euro ödemiş. Uçak bileti ise 750 Euro tutmuş. Toplam tırmanış maliyeti ona 3000 Euro’ya mal olmuş. Muazzez aklimatize için tırmanışını 5600 metre kampında tamamladı. Sonra ana kampa döndü ve zirve tırmanışına başladı. 

20.00 – Safiye yine bize Türk usulü salata hazırlamış. Pilav üzerine et koymuşlar. İkişer tabak yedik. Burak plavın yanına kola aldı. May bizim masadaydı bu akşam. Harry tırmanışa gittiği için bugün yalnız. May Taiwan’ın başkenti Taipei’de bir hastanede röntgen servisinde çalışıyor.   

21.00 - Ersan aradı. Ali’ler hala dönmemişler. Yaklaşık iki-iki buçuk saat uzaklıkta bir ışık gördüklerini, başka bir gelişme olmadığını söyledi. Normal şartlarda yarın üç buçukta kalkıp 04 te tırmanışa gitmek istediklerini ama yukarıdaki grubu beklediklerinden dolayı uyuyamadıklarını ekledi. Ara sıra kar yağıyormuş ama çok yoğun değilmiş. O görünen tek ışığın muhtemelen bizim grubun olduğunu söyledi. Saat 23.00 da görüşmek üzere ayrıldık.   

22.10 – Lokanta kısmı kapandı. Elektrikler gitti.

22.30 – Şu an bu yazıları yazıyorum. Ama içimizde hala çok büyük bir tedirginlik var. Telsiz açık. Yukarıdan gelecek habere kilitlendik. Alın lambası ile kitap okuyorum ama okuduğumu anlamıyor gibiyim.  

23.00 – Burak telsizden gelecek haberi duymak için bizim çadıra geldi. Ersan aradı. O görünen tek ışık Musa’ymış. Dolayısıyla kampa önce o gelmiş. Diğerlerinin ise 45 dakika sonra gelebileceklerini söyledi. Haber çok güzeldi. Ama haberlerin en güzeli ise Başkanın grubundaki herkes zirve yapmıştı. Birinci gruptaki Başkan Alaattin Karaca, İsmail Yılmaz, Ali Şahin, Musa Karahan, Mevlüt Arıs ve Ercan Ataman Korjenevskaya zirvesine başarıyla ulaştılar. Ersan yarın zirve için geç olduğunu ve henüz ne yapacaklarına karar vermediklerini söyledi.  Şu an 6400’de 4 çadır varmış.
23.30 – Rahatlamış bir şekilde sıcacık tulumun içinde uyumaya çalıştım.

 

11 Ağustos 2008 – Pazartesi 

 

07.00 – Kalktık.

08.00 – Kahvaltı.

09.00 – Korkut önde ben arkada Korjenevskaya ve Varabiov zirvelerinin arasında uzanan buzulun yanından takip ederek iki buçuk saat boyunca yürüdük. Buzulu ve çevreyi fotoğrafladık.

11.30 – Kampa döndük.

14.00 – Yemek.

15.30 – Nurdoğan aradı. Oktay, Barış ve Nurdoğan zirveyi yapmışlar ve 6400 metre kampına dönmüşler. Onlar zirveden dönerken diğerlerinin zirveye en az bir saatleri varmış. Sabah 06.15 de zirveye hareket etmişler. 11.30 da zirveye ulaşmışlar. 15.30 da 6400 kampına dönmüşler. Dün gece en son grup 24.00 da kampa dönmüş.

17.00 – Hava çok kötü kapattı. Dağların hepsi kapkara bulutlarla kaplı. Kampı da sis kapladı. Ertuğrul 6400 kampındaki Barış ile görüştü. Barış sıcak suların hazır olduğunu ve kampa ne zaman gelebileceklerini sordu. Ertuğrul yaklaşık 2 saat içinde 6400 kampında olabileceklerini söyledi. Grubun hepsinin zirve yaptığını ve kendisiyle beraber, Serdar ve Burak Çankaya ile birlikte olduklarını ekledi.

17.30 – Ana kampta kar yağmaya başladı. Her taraf kapalı, sisli ve soğuk. Musa ana kampa geldi. 5300 metre kampında beli ağrıdığı için kalmamış. Başkan, İsmail Abi, Mevlüt Abi, Ercan ve Ali 5300 metre kampında kalmışlar. Bugün 6400 kampından 5300 kampına indiler.

Musa’nın açıklamasına göre, Musa’ların grup 06.00 da tırmanışa başlamış. Musa 14.45’de zirvedeymiş. 15.45’de İsmail ve Mevlüt Abi zirveye ulaşmış. 16.20’de Ercan zirveye çıkmış. 16.45’de hep birlikte zirvedelermiş. 17.00’de zirveden ayrılmışlar.

18.15 – Ersan aradı. Serdar’la birlikte 6400 kampına dönüyorlarmış. Kar yağıyormuş. Dışarıda telsizle konuşurken Alexander yanıma geldi ve bizimkilerin nerede olduklarını sordu. Yukarıya giden bütün ekibin zirve yaptığını söylediğimde “Harika” diyerek tebrik etti.

Başkan’ı, Ertuğrul’u ve Ersan’ı sordu. Onların grup liderleri olduğunu biliyordu. Nerede olduklarını sordu. Tek tek anlattım.

Şu an 5 kişi 5300 kampında, 9 kişi ise 6400 kampındalar.

Kar iyice şiddetini arttırdı. Hava ise oldukça soğuk.

19.00 – Ertuğrul ile görüştüm. Kampa ulaşmışlar ve herhangi bir sorun yokmuş. Herkesin sağlığı çok iyiymiş. Orada da kar yağıyormuş.

20.30 – Yemek yerken birden Ali ve Ercan’ı karşımızda bulduk. 5300 kampında kalmamışlar. Dışarıda kar yağdığı için bir hayli ıslanmışlardı. Kucaklaştık. Hoş bir sürpriz oldu. Kar yoğun bir şekilde yağıyor. Yemekhanede çok neşeli bir ortam oluştu. Keyfi yerinde olanlar kalkıp kendi ülkelerine özgü oyunlar oynadılar. Cesur’un televizyondan bulduğu müziklerle coştular.

22.20 – Elektrikler kesildi. Çadırlara döndük. Sis dağılmış, dağ açılmış ve kar durmuştu. 



 

Faik Can ÖZEN

Türkiye Dağcılık Federasyonu Antrenörü

Ondokuzmayıs Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü - Samsun

Demavent - Sabalan Dağları - İran

Samsun Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü - Dağcılık İl Temsilciliği

 Türkiye Dağcılık Federasyonu 40.Yılda 40 Zirve

19-30 Temmuz 2006 Sabalan Dağı ( 4811 m. ) - Demavent Dağı ( 5671 m. ) Tırmanış Faaliyeti 

 

19 Temmuz 2006 – Çarşamba  

15.00Van Gölü otobüs firması ile Ağrı iline gitmek üzere hareket ettik.

 

20 Temmuz 2006 – Perşembe 

06.15 – Ağrı otogardayız.

07.40 – Doğubeyazıt’a hareket.

 

09.40 – Doğubeyazıt. Sabah bir çay ocağında açık havada güzel bir kahvaltı yaptık. Minibüslerin kalktığı benzinliğe gittik. Ortadoğu oteline giderken sağ taraftaki benzinlikten kalkıyor ve kişi başı 3 YTL ödüyorsunuz. 

 

11.15 – Gürbulak’a hareket.  

 

11.45 – Gürbulak Sınır Kapısı.

 

13.15 – İran sınır kapısından Tebriz’e hareket. İstanbul – Tahran arasında çalışan otobüslerden birisi tamirden dönmüş ve Tahran’a gitmek üzere sınır kapısında bekliyormuş. Tesadüfen orada bulunan Türk Elçiliğinde görevli Harun adındaki bir Türk, otobüs şoförü ile görüşerek 40 bin Tümen karşılığında bizi Tebriz’e götürmek üzere anlaştı.  Şoförün önce 50 bin Tümen istemesi üzerine pazarlık bile yaptı. Sınır kapısından Tebriz’e taksiler normalde 4 kişi için 25 bin tümen alıyorlar. Bir uyarıda bulunmakta yarar var. Hemen birçok kişi elinde paralarla yanınıza gelip dolarınızı ya da Türk Liranızı Tümen’e çevirmeyi teklif edecekler. Mümkün olduğunca buralarda fazla bozdurmayın. Önümüzdeki ilk lokantada yemek için lazım olabilir düşüncesi ile bir miktar bozdurmak istedik. 20 YTL karşılığında bize 11 bin Tümen verdiler. Dönüşte ise aynı yerde cebimizde kalan Tümenleri Türk Lirasına çevirmek istediğimizde 11 bin Tümen karşılığında bize 15 YTL teklif ettiler. Vermedik tabii ki. Bir sonraki tırmanışta kullanmak üzere saklamak daha mantıklı geldi bize. Saatlerimizi de yarım saat ileri aldık.

 

13.30 – Bazargan’da yemek molası. İlginçtir ki İran’da lokantalarda sebze yemeği yok. Genellikle lokantalarda kebap yemek zorunda kalıyorsunuz. Kebap söylediğinizde önce İran’ın kendine özgü mısırlı, havuçlu sebze çorbası önünüze geliyor. Kebabın yanına İran’ın kendi uzun ve ince pirincinden yapılmış safranlı pilav getiriyorlar. Adana şiş, pilav, çorba, İran kolası, küçük bir kasede yoğurt kişi başı toplam 2 bin Tümen ödedik.

 

18.00 – Tebrizdeyiz. Tebriz’li dağcı arkadaşım Ali Akbar Najaf Pur bize bu faaliyette rehberlik yapacak. Ekber bizi anayolda karşıladı. Doğruca otele gittik.

 

18.30 – Daha sonra Ali Nazarpuri’de otele geldi. Ali’ de bizimle birlikte tırmanışa gelecek. Ekber ve Ali geçen sene yapılan 30 Ağustos Uluslar arası Ağrı Dağı Zafer Tırmanışına katılmışlardı. Akşam yemeğine bu sefer daha büyük bir lokantaya gittik. Koca bir et şiş, pilav ve ortaya bu kez çorba büyük kasede geldi. Servisi biz yaptık. Kişi başı 6 bin Tümen ödedik. Gece ise Hotel Morvaridde konakladık. Otel merkezde, temiz. Kişi başı 15 YTL ödüyoruz.

 

21 Temmuz 2006 – Cuma 

06.15 – Otelden Sabalan Dağına gitmek için hareket. Bugün Cuma olduğu için işyerleri kapalı. Günlüğü 40 bin tümene tuttuğumuz minibüs 5 günlüğüne bizimle olacak.  Minibüste klima olmadığı için hava ısınmadan önce yola çıktık.

11.45 – Sabalan dağının eteğindeki Şabil’e ulaşıyoruz. Burada yapım aşamasında olan bir kaplıca inşaatı var.  Minibüsten inip bizi 3500 kampına götürecek jiplere biniyoruz. Jipler 5 kişi alıyor, sıkışırsanız 6 kişi de binebilirsiniz. Jip başına 12 bin tümen ödedik.

12.00 – Jiplerin üzerine çantaları yüklüyoruz ve hareket ediyoruz.

12.45 – Sabalan Dağındaki barınakların bulunduğu 3.500 metredeki kampa ulaşıyoruz. Burada bütün ihtiyaçlarınız için değil ama ufak tefek ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz bakkalımsı bir yer var. Kola, çay, ayran gibi.  Ayrıca barınağın yanında bir çeşmesi de var. Bugün tatil olduğu için de dağdaki dağcı sayısı çok fazla. Barınak yakınlarında çadır kurabilecek yer bulamıyoruz. Hemen yanındaki tepeciğin üzerindeki düzlüğe çantaları taşıyıp çadırlarımızı kuruyoruz.

15.45 – Aklimatize olmak amacı 4200 metreye kadar çıkıp iniyoruz.  

19.00 – Kamp yerine dönüyoruz. Akşam yemeği hazırlığına başlıyoruz. Yarın sabah saat 04 de kalkıp 05 de hareket etmeyi planlıyoruz. 

 

 

22 Temmuz 2006 – Cumartesi 

04.15 – Kalktık.

05.00 – Hareket.

 

11.15 – Rahatsızlanan arkadaşımız Adnan Albayrak ( Tarım Meslek Lisesi’nde şef olarak çalışıyor. ) 4.400 de bizden ayrılarak dönüyor.

 

13.53 – Dağda o kadar çok dağcı var ki onlarla sohbet etmekten zirveye çok geç ulaşıyoruz. Çünkü Azeri dağcılar son derece sıcak ve konuşkan insanlar. Hele ki Türkiye’den geldiğimizi duyunca çok seviniyorlar. Birçoğu Ağrı dağına tırmanmışlar ve bizim Türk dağcılarından tanıdıkları arkadaşları soruyorlar. Zirvede hava açık ve güneşli. Hava çok sıcak. Zirvedeki muhteşem göl bizi ferahlatıyor. Ayaklarımızı sokuyor ve rahatlıyoruz. Kumanyalarımızı yiyoruz.

 

15.30 – Zirveden ayrılıyoruz.

 

19.45 – 3500 metredeki kampımızı kurduğumuz yere ulaşıyoruz. 

 

23 Temmuz 2006 – Pazar 

 

07.30 – Kalkıyoruz. Güneş çadırlara vuruyor bu nedenle de çadırların içinde duramıyoruz.

 

09.50 – Kahvaltıdan sonra çantaları jiplere yüklüyor ve hareket ediyoruz. Hazar denizi kıyısından Lahrut, Ardebil, Astara üzerinden Demavent Dağı’na doğru minibüsle ilerliyoruz.

 

13.43 – Ardebil’ den 20-25 km uzaklıkta bir mesire yerindeyiz. Tuvalet ve su var. Burada malzemeleri çıkartıp yemek hazırlıyoruz.

 

15.10 – Hareket ediyoruz. Astara’ya 40 km kala her yer birden yeşilleniyor. Burası tıpkı Karadeniz bölgesi gibi yemyeşil. Kilometrelerce yolun her iki tarafında kavanozlarda bal satan küçük tenteli tezgahlar görüyorsunuz.  Çok yoğun bir trafik. Ne kadar iyi araba kullanırsanız kullanın her an kaza yapma olasılığı ile karşı karşıyasınız.  Önünüze birden karşıdan birisi çıkabilir. Sanki çizgi film karakterleri gibi önünüze aniden çıkıyorlar ve siz kaza olacak diye endişe ederken birden solundaki arabaların arasına dalıyorlar. Saniyelik bir olay. Ama ilginçtir ki bir kez korna sesi duymuyoruz. 

 

16.30 – Astaradayız, burası sahil kenti. Cıvıl cıvıl bir pazarı var. Buradan termosunu unutanlar çelik termos alıyorlar. Termoslar 14 YTL civarında. Artık yoğun bir şekilde nemi hissediyoruz. Arabanın içi dayanılmaz bir hal alıyor. Ekber’in getirdiği küçük buzdolabının içine buz kalıbı satın alıyoruz.

 

19.50 – Talish’ deyiz.

 

22.00 – Rasht büyük bir şehir.

 

23.00 – Yol üzerinde İmamzade Kasım Türbesi var. Burada çadır kurabileceğiniz geniş bir alan bulunuyor. İsterseniz tulumunuzla çardakların üzerinde de kalabilirsiniz. Su ve tuvalet de olduğu için rahatlıkla geceyi geçirebilirsiniz. Yalnız burada hava çok sıcak. Eğer çadır da kalacaksanız kesinlikle dış tenteyi kurmayın. Herhangi bir ücret ödenmiyor.

 
24 Temmuz 2006 – Pazartesi 

 

04.40 – Yine sıcak nedeni ile çok erken kalkıyoruz. Bu saatte çadırlara güneş vuruyor.

05.38 – Hareket ettik. Kahvaltıyı burada yapmak istemiyoruz. Çünkü sıcak ve nem çok fazla. Yol kenarları yemyeşil pirinç tarlaları.

06.08 – Lahican büyük bir şehir. Buranın çayı meşhur. Rize’den hiçbir farkı yok. Her taraf çay bahçesi.

 

07.00 – Rahimabad. Sıcak pide aldık. Çünkü acıkmıştı, herkes.

 

06.30 – Rudsar. Bir çay ocağına girdik. Çay ocağında kuru fasulyenin olması bize ilginç geldi. Buradan termoslarımıza sıcak su alıyoruz sadece.

 

07.40 – Ramsar. Sahil kenti. Lidu plaj yerine geliyoruz. Ailelerin çadırlarda kamp yaptıkları bir yer. Hazar burada yüzülemeyecek kadar pis. Çadır kampingde yemek yiyebileceğiniz bir lokantası var. Sabah yağda ikişer yumurta kırdırıyoruz. Bazıları doymuyor iki yumurta daha yiyorlar. Yasemin Ekici ( Biyolog  ) boş durmuyor, eline bıçağı alıp arabadan getirdiğimiz domates, biberleri doğrayıp masalara dağıtıyor. Peynirleri de tabaklara koyuyor. Ve tabiî ki çay eşliğinde ve Hazar Denizine karşı harika bir kahvaltı yapıyoruz. Toplam 19 bin tümen ödüyoruz.

 

09.20 – Tonekabon şehri, Hazarın kıyısında Alanya kadar güzel bir yerleşim yeri.

 

10.07 - Selmanşehr.

 

11.00 - Chalus.

 

12.20 - Noor.

 

15.14 - Polur yerleşim yeri. Demavent Dağı buradan görülüyor. Yol üzeri, hareketli bir yer. Önünde masaları ve sedir türü oturulup yemek yiyebildiğiniz yerleri olan Dağ kebapçısında duruyoruz. Bu sıcakta ve bu kadar uzun bir yoldan sonra hepimiz sedirlere seriliyoruz.  Burası biraz daha serin. Şoförümüz Yasin beyle birlikte toplam 13 kişiyiz. Herkes birer şiş Adana ve ikişer şiş ciğer yedi. Bu saatte Adana şiş kalmayınca bizde ciğer şiş yedik. Kola, küçük birer yoğurt, bol soğan ve seramik fincanlarda gelen çaylar karşılığı toplam 42 bin tümen ödedik.

 

17.15 - Hareket ediyoruz. Dönüp Reyne kavşağından içeri gireceğiz.

 

17.55 - Reyne kasabası.

 

18.45 - 3.100 kamp yeri. Minibüsten inip çadırları kuruyoruz. Akşam kahvaltı türü bir şeyler atıştırdıktan sonra yarını programlıyoruz.

 
25 Temmuz 2006 – Salı 

 

05.00 – Kalkış. Güneşte yürümemek için erken kalkıp yürümeyi programlamıştık. Ama çadırları toplayıp katırlara yükleyeceğimiz sırada görüştüğümüz Federasyon görevlisi kişi başı 50’şer dolar vermemiz gerektiğini söyleyince hareket saatimiz uzadı. Aslında daha önce tırmanış yapan dağcı arkadaşlarımızın hazırladığı raporları internetten taramıştık. Yaklaşık on beşe yakın raporu okuduğumuzda eğer İran Federasyonu tarafından düzenlenen Demavent Dağına çıkış belgesi almak istiyorsanız 25 dolar ödüyorsunuz diye yazıyordu. Raporları incelediğinizde isterseniz ödemek zorunda olmadığınız anlamı çıkıyor. 25 doları ödeyenler de var raporlarda. Ama siz belge almak için ödediler diye algılıyorsunuz. Böyle bir şey olmadığını oraya gidince öğrendik. Demavent dağına çıkmak isteyen tüm yabancılar 2006 yılı Haziran ayından itibaren geçerli olmak üzere kişi başı 50 dolar ödeyecekler. Aslında bu raporların çok büyük yararını gördük. Yazan tüm dostlara sonsuz teşekkürler. Onların detaylı yazıları bizim de böyle detaylı yazmamız gerektiğini öğretti. Ve her önemli noktayı not aldık. 3100 deki çok sevimli, güleç yüzlü genç bir delikanlı olan Federasyon görevlisi Türk olduğumuzu öğrenince daha da çok sohbete başladı bizimle. Üstelik Ekber’e Türklerden hiç para almak istemediğini ama asıl görevlinin 4200 de olduğunu söylemiş. Bunun üzerine bizde 4200’e çıkıp asıl görevli ile konuşmak istedik ve bir üst kampa çantaları getirmesi için katırcı ile anlaşarak yola çıktık.

 

07.25 – Hareket edebildik sonunda. Güneş iyice etkili olmaya başlamıştı. Erken kalkmamızın hiçbir önemi kalmamıştı.

 

13.10 – 4200 kampı. Uzunca bir barınak var. Hemen yanında saclardan yapılmış bir tuvalet. Ayrıca gürül gürül akan çeşmesi ile güzel bir yer. Asıl sürprizi buraya gelince öğrendik. 3100 deki görevli telsiz ile buradaki federasyon görevlisine durumu anlatıyor. Buradaki görevlide aşağıdaki katırcıya kesinlikle hareket etmemesini söylüyor. Biz parayı ödedikten sonra haber vereceğini iletiyor. Dolayısıyla bizim malzemeler 3100’de kalıyor. Görevli ile görüşüyoruz. Para ödenmediği takdirde kesinlikle katırcının hareket etmeyeceğini söylüyor. Eğer grubunuzda öğrenci varsa, onları destekleyerek faaliyete gidiyorsanız ve cebinizdeki para bu faaliyet için sınırlı ise inanıyorum ki sizde bu paranın bir kısmının alınmaması için uğraşırsınız. Çünkü önünüzü göremiyor ve daha ne kadar harcama yapacağınızı bilemiyorsunuz. Bende bu nedenle Türkiye Dağcılık Federasyonu’nu Genel Sekreteri Mehmet Şahin Bey’i aradım. Durumu ilettim, yapabilecek bir şey var mı diye görüştüm. Dağcılık Federasyon görevlileri Dağcılık Federasyonu Başkanı Sayın Alaattin Karaca’ya kadar ulaştılar. Alaattin Bey, daha sonra bizi arayarak İran da ki yetkililer ile görüştüğünü iletti ve onların bizi arayacağını belirtti. İnanılmaz bir şekilde bu saatten sonra 4200 metrede tüm iletişim hatları kesildi. Hiç kimse hiçbir şekilde cep telefonu ile hiç kimseye ulaşamadı. Biz orada belki iletişim kurabiliriz diye 4200 metrenin her tarafında telefonları denedik. Ne yazık ki telefonlar hiçbir yerde çekmedi. Üstelik iki gün boyunca devam etti. Tırmanış sonrasında da iletişim kuramadık. Ümitle bekledik. Bu arada federasyon görevlisi ile görüşüp durumu anlatıyoruz. Ama kesinlikle vazgeçmiyor.

 

17.00 – Hava serinlemeye başladı. Tabiî ki karnımızda acıktı. İlginçtir böyle bir durumda kaç görevli bu kadar ısrarcı olur. Çünkü aşağıdan o anda katırlar yola çıksa ve yaklaşık iki buçuk saat sürse saat yedi buçuk da kampta olacaktı. Tekrar görüşmek için yanına gidip durumu anlattım. Ekber iletişimi kurdu. Parayı vermeden olmaz düşüncesi hiç değişmemişti. Ama parayı emanet olarak alacak, bilet kesmeyecek ve İran Dağcılık Federasyonu’ndan olur geldiği takdirde parayı iade edeceğini söyledi. Bu haber içimizi çok rahatlatmıştı. Çünkü eğer biraz daha gecikirsek üzerimizdeki kıyafetler ince olduğu için üşümeye başlayabilirdik ve tırmanış riske girebilirdi. 

 

19.30 – Nihayet Katırcı Mesut çantalarımızı getirdi.

20.30 – Bu kadar olumsuzlukta güzel olan da böylesi güzel bir gruba sahip olmanız. Sanki hiçbir olumsuzluk yaşamamışız gibi etkilenmeden o çeşmenin yanındaki betonun üzerinde harika bir tarhana çorbası ve arkasından sucuklu bulgur pilavı pişirildi. Bol taze yeşil biber ve soğanla yedik. Üzerine de sıcacık bir çay içtik. Keyifli bir yemekten sonra çadırlarımıza çekildik.

Bu arada Ekber bu gece zirve için hareket edebileceğimizi ve eğer bir sorun çıkmazsa zirveye tırmanışa devam etmemizi önerdi. Haklıydı bir gün daha kazanabilirdik. Ama bugünkü yaşanan olay, uzun, rahatsız ve yorucu araba yolculuğu, dinlenmeden artan yorgunluklar, grubun zirve tırmanışını riske sokacağını düşündüğümden bir gün daha bu irtifada dinlenip yarın yukarılara doğru yürüyüş yapmamız hepimizin çıkışını daha da kolaylaştıracaktı. Ekber ikna oldu. Ama Ahmet Akan, ( Lise mezunu, Beden Eğitimi ve Spor bölümlerine girmeye uğraşıyor ) farklı bir konuya değindi. “İyi de ya yarın hava bozarsa buraya kadar olan tüm çabalarımıza yazık değil mi? Üstelik Dağcılık Federasyonunun 40. yıl da 40 Zirve projesinin İran Demavent Dağı Zirvesi başarısız olursa Başkan Alaattin Karaca’ya ne cevap vereceğiz?” dedi. Üstelikte çok ısrarlıydı. Haklıydı. Sadece tek bir günümüz vardı. Yani tek bir şansımız. Çünkü ertesi günkü tırmanış sonrası hemen dönmemiz gerekiyordu. Dr. Hayrettin Karademir ( Çocuk Doktoru ) Beyin 30 Temmuz Pazar günü hastanede nöbeti vardı ve kesinlikle hastanede olması gerekiyordu. Ahmet haklıydı ama yapılacak başka bir şey de yoktu. Ya hep beraber çıkmayı deneyecektik ya da hava bozarsa hiç birimiz çıkamayacaktık. Sonuçta yarın sadece 5000 metreye doğru yürümeye karar verdik. 

 
26 Temmuz 2006 – Çarşamba 

 

06.00 – Sabah uyandığımızda 3100 ve daha aşağılar bembeyaz bulut içindeydi. Harika bir görüntü. Tülay Yalçıntaş Özen’le ( İngilizce Öğretmeni ) sabah manzaralarını fotoğrafladıktan sonra çadıra tekrar geri dönüyoruz. Bugün yine aklimatize olmak için yukarı doğru yürüyüş yapacağız. Amacımız yarın ki tırmanışta kimseyi elemeden herkesi zirveye götürmek.

 

08.00 – Bu ne güzel bir kahvaltı. 4200 metreden aşağıları seyrede seyrede müthiş bir kahvaltı yaptık bir eksikle. Eğer zeytin seviyorsanız kesinlikle yanınızda zeytin götürün. Çünkü İran da zeytin bulmak zor. Elimizdeki son kalan zeytini yedik. Kişi başı ikişer tane düştü. Birkaç günlük koşuşturmadan sonra müthiş bir keyifti. İçimden iyi ki tırmanışı ertelemişiz diye düşündüm ama ya hava bozarsa endişesi bir yandan da canımı sıkıyordu. 

 

11.20 – Yürüyüşe başladık. Yine sıcak bir hava.   

 

14.10 – 4850 metreye kadar yürüdük. Fazla zorlamak istemedik. Geriye dönüp dinlenerek gece 02 de tırmanışa başlamak istiyoruz.

 

15.20 – 4200 metredeyiz. Kamp yerine ulaştığımızda yukarı zirveden gelen genç kızları görüyoruz. İran’da ki bir okulun liseli genç kızları. Yasemin onlarla çok iyi anlaşıyor. Şakalaşıyorlar. Bizim Samsun’da yaptığımız liseli öğrencileri dağlara götürdüğümüz geliyor aklıma. Bu kızlar da lisede ve 5671 metreye tırmanıyorlar. Bizim liseli gençleri buralara getirmek para isteyen bir çalışma. Sadece Ahmet’i getirebiliyoruz. Bizimkiler ise en yüksek Ağrı Dağına tırmanabiliyorlar. Biraz daha umutlanıyorum yarınlar için. Bizim gençleri de bir şekilde buralara getirebilmenin düşüncesi mutlu ediyor beni.

 

17.45 – Yemek hazırlıklarına başladık. Bu kadar da güzel bir akşam yemeği olmaz ki. Bizimkiler de artık abartıyorlar, canım! Dört tencerenin dördünde de yemek hazırlayınca çorbayı da demlikte yapıyorlar. Çorbadan sonra makarna var sırada. Üzerine de Yasemin’in getirdiği kurutulmuş domatesi bir tencerede yağda kızartıp makarnanın üzerine sos olarak dağıtıyorlar. Yine Yasemin başrolde bize sürpriz yapıp aşağıdan süt ve irmik almış. İrmik tatlısı yedik yemeğin üzerine. Ve yine ardından çaylarımızı içtik. Sıcak sularımızı ısıtıp termoslarımıza doldurduk. Güzel ve hoş bir sohbetten sonra çantalarımızı hazırlamak için çadırlarımıza geçtik.

 

21.00 - Uyuduk.  

 
27 Temmuz 2006 – Perşembe 

 

01.00 – Kalktık. Yaşar Canbazlar, ( Beden Eğitimi Bölümü mezunu, KPSS sınavlarına hazırlanıyor ), çadırları dolaşarak herkesi kaldırdı.

 

02.00 – Hareket ettik. Hava çok güzel ve açık. 

 

04.15 – Hava aydınlandı.

 

04.45 – 4850 metredeyiz. Önce Adnan Albayrak ve 4900  metrede de, Esin Karademir ( Biyoloji Öğretmeni ) ve Hayrettin Karademir rahatsızlanarak bizden ayrılıyorlar.

 

06.08 – 5000 metredeyiz. Güneş henüz bulunduğumuz yere ulaşmadı. Soğuk ve esiyor.

 

08.00 – 5300 metredeyiz. Yoğun bir kükürt kokusu içerisinde tırmanışa devam ediyoruz.

 

08.25 – Rüzgar alan yerleri artık özellikle aramaya başladık. Buralarda kükürt kokusu daha az etkiliyor.

 

09.30 – 5550 metrelerdeyiz. Zirvede yoğun bir duman var. Koku ise çok yoğunlaştı. Ekber’in önerisi ile şehirden kola satın almıştık. Bilimsel olarak bir açıklaması var mı bilmiyoruz ama inanılmaz bir şekilde sizi rahatlatıyor. Nefes almakta zorlandığınız anda bir yudum nefesinizi açıyor ve rahatlıyorsunuz. Biz bir şişe aldık bizden söylemesi siz iki şişe alın. İnanılmaz bir rahatlatıcı. Yürüyüşümüz iyice yavaşladı. Rüzgar da kesildi. Artık sadece güneş ve sıcak var.

 

10.00 – Zirvedeyiz.  Yoğun kükürt kokusundan daha az olan bir yer. Rahat nefes alıyoruz. Şu an zirvede kimseler yok ama arkamızdan gelen dağcı grupları var. Samsun ilinden ilk kez yapılan bir faaliyetle Samsun dağcılarından 7 kişi Demavent Dağının zirvesindeyiz. Havanın bozmaması bu kez bizim için büyük bir şans ve zirvedeyiz.

 

10.45 – Zirve kalabalıklaşıyor. 45 dakika kaldığımız zirveden fotoğraf çekimlerimizi tamamlayarak dönüyoruz.

13.30 – 4200 metredeki kamp yerindeyiz. Çok güzel bir hava da zirveyi toplam 11.5 saatte tamamlayarak dönüyoruz. Yarın Cuma olduğu için sanıyorum, çadır kuracak yer kalmamış. Sürekli bir şekilde aşağıdan gelen dağcı grupları var. Hatta şu an bizim çadırları kaldırmamızı bekliyorlar.Esin bize çorba hazırlamış, keyifle çorbamızı içiyoruz. Arkasından aşağıdan getirdiğimiz 10 kiloluk karpuzumuzu kesiyoruz. Karpuzun kilosu 200 tümen. Farklı yerlerde 150 tümene de bulabilirsiniz. Erhan Yaşar Babalık ( Matematik Öğretmeni ), Erkan Özcan ( Samsun Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nde Şube Müdürü ), Ekber ve ben Sevgili Federasyon görevlisi arkadaşımızın çadırına gidiyor ve 50’şer dolarlık Demavent Dağına çıkış için fişlerimizi kestiriyoruz.

15.45 - Katırlar geliyor ve biz de 4200 metredeki kamp yerinden ayrılıyoruz.

 

18.10 – 3100 metredeyiz. 2 saat 25 dakikada aşağıya indik. Patikalar öylesine tozluydu ki önden yürüyenin kaldırdığı tozdan dolayı çok toz yuttuk. Katırlar gelmiş, hemen sadece ayakkabıları değiştirip minibüslere biniyoruz. Çünkü amacımız bir an önce hamama gidip yıkanıp temizlenmek.  

 

19.00 – 3100 metredeki kamp yerinden ayrılıyoruz.

 

19.25 – Reyne kasabasındayız. Ekber araya sora hamamı buldu. Öyle bir girişimiz var ki hamama. Sanki Kaçkar dönüşünde özlemle çektiğimiz kaplıca gibi hemen girdik. Hamam küçük bir odacık düşünün. Oturduğunuz yerde kurna amacı ile örülmüş kurna büyüklüğünde iki küçük bir havuz. Sağlı sollu ikişer kişinin oturabildiği ve aynı anda dört kişinin yıkanabildiği küçük bir hamam. Üç tane de duşlu küçük odacık. Sıcak su hepimizi rahatlattı ve herkesin yüzü ışıl ışıl oldu. Havlu ve peştamal yok, giderseniz hazırlıklı gidin. Toplam 12 kişi 6 bin tümen ödedik.

 

20.30 – Polurdayız. Tırmanış öncesi yemek yediğimiz son yer. Şansımıza Adana şiş vardı. İkişer şiş Adana yedik. Bu kez yemek farklı güzellikteydi. Çay bile çok farklı geldi bize. Çayı porselen demliğin içine Lipton poşet çay atarak demliyorlar. Nerde o güzelim Rize çayının tadı. Yine on üç kişiyiz, bu kez 45 bin tümen ödüyoruz.

 

22.10 – Hareket ediyoruz.  Hepimiz arabada dalıp uyumuşuz.

 
28 Temmuz 2006 – Cuma  

 

00.05 – Uzun ve yoğun trafikte Tahran otobanında ilerliyoruz.  Çok sıcak, pencerelerin hepsini açıyoruz. Durduğumuz yerlerden soğuk pet şişe su alıyoruz.

 

07.00 – Mıyaneh. Bugün Cuma tatil günü olduğu için kahvaltı yapacak açık bir yer bulamıyoruz.  

 

08.30 – Tıkmedash. Yine açık bir yer yok.

 

08.50 – Sonunda Bostanabad’ın çıkışında açık bir lokanta buluyoruz. Adı da Türk Lokantası. Camın üzerinde aynı bu şekilde yazıyor. Kimimiz yağda yumurta, kimimiz bal, peynir, domates ve yine tatlı beyaz soğan yiyoruz. Toplam on üç kişi 11600 Tümen ödüyoruz.

 

10.20 – Tebriz.

 

11.00 -  Yine aynı Hotel Morvariddeyiz. Öğleden sonra 15.00 de lobide buluşmak üzere odalara yerleştik.

18.30 – Otelden dışarı çıktık. Taksilere bindik ve Elgoli denilen büyükçe bir parka geldik.  Rengarenk ışıklarla bezenmiş bir park. Çok kalabalıktı. Üstelik yemyeşildi. Gölde eğlence turu atan sürat motorları vardı. Sürat motorları geçerken büyük dalgalar oluşuyordu gölde. El halk anlamına geliyormuş. Türkçe anlamı Halk Gölü. Park içindeki yolların kenarında içinde çay içip yemeklerini yiyen ailelerin olduğu belki de yüzlerce çadır vardı.

Parkın hemen çıkışında bizim çay bahçelerine benzer bir bahçeye girdik. Tahta masalar ve tahta sandalyeleri birleştirdik. Yaklaşık 15 kişiyiz. Geçen sene 30 Ağustos 2005 Uluslararası Ağrı Dağı tırmanışına gelen Mesut ve Bizim Ali yiyecek almaya gittiler.  Yiyecek ise yufka, haşlanmış sıcak patates, haşlanmış sıcak yumurta ile bir küçük paket tereyağ. Yufkanın içine patatesi ve yumurtayı koyuyorsunuz. Tereyağı üzerinde eziyor ve eritiyorsunuz. Daha sonra da yanında ayranla birlikte yiyorsunuz. Biz de öyle yaptık. Değişik ve güzel bir yemekti bizim için. 15 kişilik bu yemek 11 bin tümene mal oldu. Çok çok ekonomik bir akşam yemeği.

 

23.00 – Akşam yine otelde sallama çaylarımızı içtik. Uzun ve buruk sohbetten sonra ayrıldık. Bu kez otele 91 bin tümen ödedik.

 
29 Temmuz 2006 – Cumartesi  

 

04.30 – Kalktık. 

 

05.17 – Şoför geldi ve çantaları yükleyip hareket ettik. Bu kez arabaya 50 bin tümen ödedik.

 

09.00 – Bazargan’dayız. Çorba içmek için lokanta aradık, bulamadık. Arabamızı içeri gümrüğe sokmadılar ve biz çantaları sırtlanıp yarım saate yakın sınır kapısına kadar yürüdük. Daha sonra Bazargan’dan İran sınır kapısına dolmuş olduğunu öğrendik. Gümrükte fazla beklemeden geçtik. Gürbulak sınır kapısından Doğubeyazıt’a bu kez kişi başı 4 YTL ödedik.

 

11.30 – Doğubeyazıt. Bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı. Her Doğubeyazıt’a geldiğimizde uğradığımız İshakpaşa otelinin karşısındaki Tad lokantasına geldik. Herkes özlediği Mercimek çorbasına ve yemeklere saldırdı.

 

14.00 – Ağrı Ararat’ın 14 de kalkan Ankara arabasına binip Ağrı’ya hareket ettik.

 

15.35 – Ağrı ili otogarındayız. Rakım 1632 metre.

   

16.20 – Araba Van’dan kalkan Van Gölü şirketine aitti. 16 da Ağrı’dan kalkacaktı ama hala gelmedi. Yirmi dakika sonra geldi ve Samsun’a hareket ettik.

 

 30 Temmuz 2006 – Pazar 

07.00 - Samsun  

Tırmanışa Katılanlar :
Faik Can Özen                        Demavent  5671   -  Sabalan 4811          Gençlik ve Spor Kulübü
Tülay Yalçıntaş Özen              Demavent  5671   -  Sabalan 4811          Ondokuzmayıs Lise. Spor Ku.
Erhan Yaşar Babalık               Demavent  5671   -  Sabalan 4811          Ondokuzmayıs Lise. Spor Ku.
Erkan Özcan                          Demavent  5671   -  Sabalan 4811          Gençlik ve Spor Kulübü
Yasemin Ekinci                       Demavent  5671   -  Sabalan 4811          Samsun Dağcılık Kulübü
Ahmet Akan                           Demavent  5671   -  Sabalan 4811          Eğitim Spor Kulübü
Yaşar Canbazlar                     Demavent  5671   -  Sabalan 4811          Gençlik ve Spor Kulübü
Hayrettin Karademir              Demavent  4900   -  Sabalan 4811          Eğitim Spor Kulübü
Esin Karademir                       Demavent  4900   -  Sabalan 4811          Ondokuzmayıs Lise. Spor Ku.
Adnan Albayrak                     Demavent  4850   -  Sabalan 4200         Gençlik ve Spor Kulübü

Not : 12 gün süren faaliyet Demavent Dağına çıkış ücreti olan 50 Dolar ile beraber kişi başı 356 TL ye maloldu. 

Faik Can Özen

Samsun Dağcılık İl Temsilcisi

Türkiye Dağcılık Federasyonu Antrenörü