SAMSUN ONDOKUZMAYIS DAĞCILIK VE DOĞA SPORLARI KULÜBÜ

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Home TDF Korjenevskaya Tırmanışı - Tacikistan

Korjenevskaya Tırmanış Günlüğü

e-Posta Yazdır PDF

Türkiye Dağcılık Federasyonu

  19 Temmuz - 18 Ağustos 2008

Tacikistan - Korjenevskaya - 7105 m. Tırmanış Günlüğü

 

19 Temmuz 2008 - Cumartesi

10.00 - Burhan Felek Milli Takımlar Hazırlık Merkezine gittik. Kapıda İsmail Yılmaz ve Mevlüt Arız ile karşılaştım. Ağrı tırmanışında eğer yurt dışı ekibine seçilirsek İsmail Abi ile birlikte çadır arkadaşı olmayı kararlaştırmıştık. Ama daha ben gelmeden üçümüz birlikte kalalım diye sözleşmişler. Bu benim için kötü bir süpriz oldu. Birkaç kişi gelmiş odalarına çıkıp dinlenmeye çekilmişler. Lobide oturup sohbet ettik. Yurt dışı tırmanışına katılacak diğer arkadaşlar yavaş yavaş gelmeye başladılar. Öğleden sonra Ertuğrul gelir gelmez toplantının akşam yemeğinden sonra yapılacağını, akşama kadar alışverişleri bitirip eksiklerimizi tamamlamamızı önerdi. Ayrıca Federasyon tarafından verilen ayakkabı ve tişörtleri Kadıköy’deki Gezgin Outdoor’dan alabileceğimizi söyledi. Osmaniye ilinden Yücel Erdoğan ile çadır arkadaşı olmaya karar verdik. Yücel Osmaniye de Beden Eğitimi öğretmeni. Herkes önce Kadıköy’e gitmek için Burhan Felekten ayrıldı. Biz de Önce Kadıköy’e gidip malzemelerimizi aldık. Ekibin tamamı ordaydı. Daha sonra birlikte öğle yemeği yedik. Yemekten sonra alışverişe gittik.         

Akşam yemeğinden sonra toplantıya başladık. Toplantıda Başkan Alaattin Karaca faaliyetle ilgili tüm ayrıntılara değindi. Geçen seneki Peak Lenin ve Mustag Ata tırmanışlarından edinilen tecrübe nedeniyle gözden kaçabilecek her ayrıntıyı not almış görüntüsüyle faaliyetle ilgili hiçbir tereddüt bırakmadı. Bu ekibin titizlikle seçildiğini ve herkesin zirveye çıkacağına inandığını belirtti. Tırmanışın aşağıdaki gibi üç farklı şekilde yapılacağını,

 

İsmail Samani zirvesi için :

1. Alaattin Karaca            

2. Korkut Güven               

3. Musa Erdoğan           

4. Burak Çankaya           

5. Ercan Ataman            

6. Serdar Düşünceli      

7. Nurdoğan Aydoğdu

isimli sporcuların katılacağını ve bu zirve tırmanışı için Ekip Liderinin Alaattin Karaca,

 

Korjenevskaya zirvesi için :

1. Ersan Başar             

2. İsmail Yılmaz           

3. Faik Can Özen          

4. Ali Şahin                  

5. Mevlüt Arıs               

6. Baki Barış Şenocak   

7. İrfan Durmuş

8. Burak Kural              

9. Yücel Erdoğan          

isimli sporcuların katılacağını ve bu zirve tırmanışı için Ekip Liderinin Ersan Başar,

 

Hem İsmail Samani hem de Korjenevskaya zirvesi için :

1. Ertuğrul Tugay            

2. Mustafa Kızıltaş         

3. Hulusi Emrah Özbay   

4. Oktay Salur

isimli sporcuların katılacağını ve bu zirve tırmanışı için Ekip Liderinin Ertuğrul Tugay olduğunu belirtti. Daha sonra Ertuğrul Tugay teknik konularda açıklamalar da bulundu. Ardından Ersan Başar ise havaalanından itibaren yurt dışında yapılacak olan işlemler konusunda bilgi verdi.

 

21.00 – Malzeme dağıtımı gerçekleştirildi. Kaztüyü 800 fill Marmot montlarımızı ve hurçlarımızı aldık. Artık bütün hazırlıklar tamamlanmıştı. Faaliyete hazırdık.

 

20 Temmuz 2008 - Pazar

 

 

08.00 – Kalktım. Kahvaltıdan sonra Gezgin Outdoor’a gittim. Kazım’dan Jumar satın aldım.

11.30 – Burhan Felek Milli Takımlar Hazırlık Merkezine döndüm.

12.30 – Öğle yemeği yedik.

13.00 – Hazırlıklar biter bitmez havaalanına gitmek üzere ayrıldık.

13.45 – Atatürk Havaalanına geldik ve bagaj kontrolüne geçtik.

15.30 – Bagaj işlemleri bir hayli uzun sürdü. Daha sonra pasaport ve bilet kontrol kısmına geçtik. Kalkış saatine kadar oyalandık. Birkaç kişi İş Bankasının Longue kısmına geçip dinlendik.

19.30 – Buradan ayrıldık.

20.30 – Uçağa girdik. Uçak içinde inanılmaz bir kargaşa var. Sanırım uçağın vaktinde kalkması mümkün değil. Türk Hava Yolları Düşanbe’ye haftada iki kez gidiyor. Yolcuların çoğu yabancı. On dokuz kişiden sadece ben tek oturuyorum. Yanımdakiler yabancı. Yani yaklaşık dört saat konuşmadan oturacağım. Çantalar üst bagajlara sığmayacak kadar fazla. Sanırım kargaşada bundan kaynaklanıyor.

21.10 – Hala kalkamadık. Tülay’ı son kez arayıp telefonu kapattım. Sol tarafımdaki erkek sürekli kitap okuyor. Sağımdaki ise dergi okuyor. Ben ise şu an yazıyorum. Havaalanında hava karardı. Uçağın küçük penceresinden havaalanı ışıl ışıl görünüyor.

21.14 – Motorlar çalıştı.

21.16 – Hareket ettik.

21.22 - Nihayet 20.45 de havalanması gereken TK 1344 sayılı uçağımız havalandı.

21.50 – Şu an 9400 metredeyiz ve ısı -34 derece.

 

 

21 Temmuz 2008 - Pazartesi


01.19 – Havaalanına indik.

01.26 – Motorlar durdu.

01.40 – Uçaktan inmeye başladık. Derme çatma bir havaalanı. Askeri havaalanınıymış. Polisler elimizde fotoğraf makinesini her gördüklerinde yasak olduğu konusunda uyardılar.

Bagajları almak için gişelerin hemen yanına bile izin vermiyorlardı. Gençlerden dört kişiye izin verdiler. Biz bu arada vize işlemleri için Ersan Başar’ın verdiği formları dolduruyorduk.

02.00 – Saatleri şu an iki saat ileriye aldık. Saat şu an 04.00. Şirketten bir bayan ve Aziz isminde bir erkek geldi. Onlar gelince işlemler biraz daha hızlandı. Ama hala bitiremedik.

06.00 – En sonunda vize işlemleri bitti. Şu saate kadar havaalanının saçtan yapılma sandalyelerinde oturduk. Sıkıldıkça havaalanının küçük bahçesinde yürüdük.

06.15 – Havaalanından iki minibüsle ayrıldık.

06.21 – Merkezde Mexmohcapon Hotele geldik. Meydanda büyük bir otel. Hemen sol tarafında bir müze ve karşısında ise önünde İsmail Samani’nin dev gibi heykelinin olduğu  büyük bir havuz vardı. 

Otelin bahçesinde harika çiçeklerin olduğu güzel bir bahçe vardı. Ağaçların üzerindeki kuşların çok gür sesleri duyuluyordu. Hepimiz uykusuz bekliyoruz. Anlaşılan odaların hazırlanması nedeniyle de bayağı bekleyeceğiz. 

08.00 – Odalarımıza yerleştik. Yücel ile aynı odadayız. Hemen uyuduk.

13.30 – Türk Büyükelçiliğini ziyarete gittik. Elçilikte bizim için hazırlanan yiyeceklerden sonra bir saate yakın sohbet ettik. Güvenlik konusunda oldukça sıkıntılı bir bölge olduğu belirtilerek dikkatli olmamız istendi. Fotoğraf çekimleri ve oldukça sıcak geçen sohbetten sonra ayrıldık. Dışarıya çıktığımızda çok şiddetli bir yağmurla karşılaştık. Büyükelçiliğin önünde yağmur nedeniyle sohbet biraz daha devam etti. Daha sonra ayrılıp otele döndük.

15.00 – Yağmurdan sonra alışverişe gittik. Pazardan bol bol meyve aldık. Pazarda uzun süren alışveriş ve fotoğraf çekimleri nedeniyle çok geç ayrıldık. Öylesine ilginç kareler vardı ki hijyen olmayan koşullarda dükkanın önünde asılı etler satılıyordu. Ya da önceden büyük kazanların içinde pişirilmiş, pazarda ısıtılarak yolun bir kenarına oturduğunuz yerde önünüze sunulan etler. Biz elbette ki yanına bile yaklaşmadık, fotoğraf çekmenin dışında. Ama insanlar zevkle yiyorlardı. Hayatımda ilk kez bildiğimiz havucu boylamasına incecik doğrandığını gördüm. Bir serginin üzerinde tepecik oluşturacak kadar doğranmış ve kiloyla satılıyor.  Böylesine bir tepecik oluşturacak kadar doğramak için dünden başlamış olmalı.  

20.00 – Nurdoğan, Serdar, Yücel ve ben akşam yemeğini açık havada bir lokantanın önündeki masalarda yedik. 

 

22 Temmuz 2008 - Salı

 

07.00 – Kalktık.

07.30 – Otelin altındaki restaurantta kahvaltıya gittik. Kahvaltıda herkese yağda yumurta, sosis, tereyağ, peynir, musli türü yiyecek. Ana kampa gitmek için bekleyen 75 kişi olduğunu öğreniyoruz. Küçük bir uçakla Jırgital denilen yerleşim yerine gideceğiz. Oradan da helikopterle ana kampa ulaşacağız. Bugün bizden beş kişi gidecek. Hava bugün çok sıcak.

08.00 – İsmail Yılmaz, Mevlüt Arız, Musa, Korkut ve Burak Çankaya minibüsle havaalanına gittiler. Eğer hava şartları iyi olursa iki saat sonra bizde gideceğiz. Biz de bu fırsatı değerlendirip alışverişe çıktık. Alışverişten sonra odaya çıkıp duş aldım. Daha sonra da otelin internet servisi sunan bekleme salonunun yanındaki odaya gittim. Ertuğrul, Ersan, Mustafa da gelip faaliyetle ilgili bilgi göndermek için uğraştılar ama internet o kadar yavaştı ki fotoğraf göndermeyi başaramadılar. Üç ayrı bilgisayarda denemelerine karşın bilgisayarlar inanılmaz yavaştılar ve donup kaldılar.

11.40 – Minibüse binip hareket ettik. 14 kişiyiz minibüste.

11.50 – Havaalanındayız. Bagajlarımız tartıldı. Küçük sırt çantalarımızı hafiflettik.

12.15 – Uçağa bindik. Uçak küçük ve 17 koltuk var.

12.21 – Motorlar çalıştı.

12.25 – Hareket ettik.

12.27 – Havalandık.

13.11 – Dhirghital’e okunuşu ile Jırgital’e indik. Jır yer gital ise dağ anlamını taşıyormuş. İsmi güzel bulmuşlar, dağlar arasında küçük ve yemyeşil şirin bir köy. Yeşil tarlaların arasında bir havaalanına iniyoruz. Havaalanında bizden önce gelenlerin gülümseyen yüzlerini görüyoruz.

14.00 – Küçük bir havaalanı. Hemen karşısında daha önce Ruslar zamanında resmi bina olarak kullanılan ama şu an restoran amaçlı kullanılan iki katlı güzel bir binaya gidiyoruz. Binanın alt katı taş ikinci katı ise tamamen tahtadan. Tahtaların üzeri harika oyma figürlerle dolu. Kapıların üzerindeki oyma figürler ise muhteşem. Havaalanı tarafında büyük bir balkon ve balkonda masalar var. İçeride ise büyük bir salonu var. Kimi zaman burada düğünlerde yapılıyormuş. Binayı Özbek bir aile kiralamış ve çalıştırıyor. Ailenin reisi Recep. Recep güleç yüzlü bir insan ve onunla çok sakince konuştuğu Türkçesi ile anlaşıyoruz. Patates et karışımı bir yemek, salata ve karpuz yedik. Ardından her zamanki gibi porselen demlik içinde sallama çay içtik. Çayı içtiğimiz porselen kaseye pyola diyorlar. Burada yemekler 6 somoni. Bildiğimiz domates, salatalık ile yapılan salataya şakarup diyorlar ki içinde tadı bize hiç hoş gelmeyen ot koyuyorlar. Sakın koydurmayın, güzelim salata berbat oluyor. Domatesler inanılmaz güzel. İçi bizim domatesler gibi mantarımsı değil, çocukluğumuzdaki güzelim domates tadı ve kokusu alıyorsunuz. Bu yüzden de nerede yemek yersek hep domates istedik. Yemekten sonra da alışveriş ve gezmek amaçlı yürüyüşe çıkmaya karar verdik.

15.45 – Burada dükkanların adı, magazin. Genelde aradıklarınızı buluyorsunuz. Hatta para da bozdurabiliyorsunuz. Nurdoğan ile yürürken harika bir caddeye girdik. Köy olmasına rağmen kocaman asfalt bir caddeye girdik. Yolun her iki tarafı çok uzun ağaçlarla kaplı. İşin güzel tarafı yine bu yolun her iki tarafında da yayalar için iki metre genişliğinde bir yol daha var. Bu yaya yolu da uzun ağaçlar içinde uzanıp gidiyor ve yayalar da bu yaya yolundan yürüyor. Cadde de yürüyen yok. İnanılmaz keyifle yürüyorsunuz. Dev gibi ağaçların arasından süzülerek yürüyorsunuz. Burası bir köy. Keyifli keyifli yürürken çayhane denilen bir yer gördük. Balkonunda masalar ve içeride bizim çocuklar, Serdar, Yücel, Emrah, Oktay ve Burak Kural çay içiyorlar. Biz de onlara katılıp çay içtik.

Biz oradayken Kırgız kökenli çok güzel Türkçe konuşan iki Tacikistanlı geldi. Asker 50 Zahir ise 60 yaşlarındaymış. Asker muhasebecilik yapıyormuş ve 60 km lik bir yerden gelmişler. Asker avcılık yaptığı için Peak Lenin tarafını çok iyi biliyormuş. Korjenevskaya’ya 50 km uzaklıktaki Lash kentinde yaşıyorlarmış. Evdeki bayanlar arka taraftaki bahçeye ateş yakıp ateşin üstüne yemek kazanları koydular. Kazanların birinin içine sıvı yağ doldurup etleri attılar. Sanırım burada akşam yemeği de veriliyor. Bizde hepsini fotoğrafladık.

17.30 – Nurdoğan ile akşam yemeğine kadar yürümeye karar verdik. Havaalanından köye doğru gittiğiniz yolun bitiminde başlayan tepeye tırmanmaya başladık. Birden dik bir şekilde yükselen tepeye tırmanmak oldukça zordu. Ama federasyonun bu faaliyet için sporculara armağan ettiği La Sportiva Trango ayakkabıların tabanı kaymaya fırsat vermiyordu. Ağır adımlarla tırmanmaya başladık. Bir süre sonra yukarıdan aşağıya doğru inen beş kişi gördük. Diğer yabancı dağcılarda bizim gibi düşünüp yürümeye başlamışlar. Ama biz geç çıkmıştık ve hava kapatıyordu.

19.00 – Tepenin zirvesine ulaştık. Ama hava çok kötü kapattı. Zirveye çıkarken iki küçük çocuk gördük. Hayvanlarını otlatıyorlardı. Çok şirindiler. Resimlerini çektim. İçlerinden birisi çok güzel olmayan Türkçesi ile yağana yakalarsınız dedi. Harika bir sözcüktü ama zirveye az kalmıştı ve Nurdoğan tırmanmıştı bile. Ona yetişmek için koşturdum. Hemen aşağıya inmeye karar verdik. Çünkü yağmur atıştırmaya başladı, eğer hiç durmazsa bu eğimde yerler kayganlaşacağı için inmekte çok zorlanacaktık.

19.30 – Bir buçuk saatte çıktığımız yeri koşa koşa aşağıya indik. Yol üzerindeki bakkala girdik. Bakkaldaki adam bize lale suyu ( tulip ) içmemizi önerdi. Hayatımda ilk defa içtim, güzeldi. Şişesi 1 somoni. Bir çok yararı varmış.                 

20.15 – Öğlende gittiğimiz çayhaneye gittik. Bizim grubun hepsi buraya gelmiş, yabancıların bir kısmı da burada. Akşam yemeği için gelmişler. Pilav, biraz et, salata, yoğurt kişi başı 8,5 somoni verdik.

21.30 – Havaalanına yürüdük. Havaalanındaki bina da yatılacak gibi değil, önceden gelenler her yeri kapmışlar. Betonun üzerine mat serip yerleri doldurmuşlar. Kimileri de erken davranıp oradan verilen döşekleri almışlar. Sonuçta yatacak yer bulamadık. Nurdoğan, Serdar, Yücel ve ben mat ile tulumlarımızı alıp öğlende yemek yediğimiz Recep’in lokantasına gidiyoruz. Açık havada balkonda yatmayı planladık. Recep bize istersek içeride yatabileceğimizi söyledi ama biz dışarıda yatmayı istedik. Bize içeriden dört tane döşek getirdi.

22.30 – Yattık.

23.00 – Lokantayı kapattılar ve ancak uyuyabildik. 

 
 

23 Temmuz 2008 - Çarşamba

 

07.00 – Kalktık. Hava kapalı ve yağmurlu. Yağmur ara sıra atıştırıyor. Sanırım bugün de buradayız. Gece her ne kadar tulumu açıp yatsam da uyuyamadım. Sürekli sırılsıklam bir şekilde uyandım. Bu yüzden de kendimi sürekli uykusuz hissediyorum.

08.30 – Kahvaltı yapıyoruz. Bütün ekip yattığımız bu yerde, taraçadayız. Masalar hemen kuruluyor ve kahvaltılıklar hazırlanıyor.

09.00 – Hava düzeldi, yağmur kesildi. Helikopter geldi.

09.40 – İlk ekip hareket etti. Öncelikle yukarıda çalışan personel ve malzemeler taşınıyor. İkinci seferde de çalışan personel gidecek. Bugün son uçuş olan 3. seferde dağcılar gidecek. Muazzez ve arkadaşları Niko ile beraber toplam dört kişiler. Onlar bugün 3. seferde gidecekler. Biz tahminen yarın gidebiliriz.

10.00 – Güneş kendini gösterince her yer ısındı.

10.30 – Hareket ettik. Bugün dün Nurdoğan ile tırmandığımız tepenin daha üzerindeki bir tepeye tırmanacağız. Dünkü tırmandığımız tepe oldukça dikti. Bugün ise daha yüksek ve daha dik bir tepeye tırmanacağız. İnşallah dizlerim fire vermez. Çünkü dün ilk sinyalleri vermeye başladı. Tırmanış öncesi böyle dik bir yere iki kez tırmanmak çok gerekli mi kararsızım ama yürüyüşe gitmemek te çok hoş olmayacaktı. Sonuçta tabii ki antreman olacaktı ama burası inanılmaz dik bir yükselti.

13.40 – Hiç durmadan ve dinlenmeden zirveye ulaştık. Başkan Alaattin Karaca yine yerinde duramadı. Bu yaştaki bir adamı böylesine yerinde tutamayan ne olabilir bilmiyorum, ama tahminim sürekli antremanlı olması onu yerinde tutamıyor. Mustafa Kızıltaş ile beraber yükseltinin sonuna kadar devam edip bir saatten fazladan tırmandılar. Bizde 17 kişi onları sıcak güneşin altında izledik.

14.40 – Başkan’ı ve Mustafa’yı beklemeyip dönüşe geçtik. Korktuğumda başıma geldi. Yazın o kadar yüklenmenin sıkıntısı ve iki günlük bu dik yüklenmenin de sonucunda sağ dizimde sızı başladı.    

16.30 – Köydeki havaalanına geldik. Havaalanında bahçedeki tuvaletin üzerine konmuş büyük varile uzatılan bir hortumla dolan soğuk suyla sırayla duş aldık. Sıra her zamanki gibi bana geç geldiği için ben  de birkaç arkadaşımla beraber güneş gidince soğuyan havada soğuk suyla duş aldım. Ama yinede çok keyifli geldi. Birde şu ara sıra nükseden diz sancısı olmasa.      

Arkadaşlar karpuz ve kavunda kesince daha da keyifli oldu.

20.00 – Yemek için dünkü gittiğimiz çayhaneye gittik. Kimimiz patates et, kimimizde mantı yedik. Bizim güzelim mantımıza benzemeyen içinde yağlı et, ağırlıklı olarak soğan ve bulgur türü karışım olan beş tane büyük hamurdan oluşan bir mantı. Yanında da salata. Kişi başı beşer som ödedik.    

21.00 – Recep’in yerine geldik. Toplantı yaptık. Toplantının konusu Yarin ki faaliyet ile ilgili. Öncelikle bugünkü yürüyüşün değerlendirilmesi yapıldı. Yarın ki gidecek dört kişi belirlendi. Başkan Alaattin Karaca, Ali, Ercan, Burak Kural yarın gidecekler. Ardından ertesi gün geri kalan biz 15 kişi gideceğiz.

Köyde yumurta bulamamıştık. Ama çayhane dediğimiz ve topluca yemek yediğimiz yerde otururken bir yabancı bir dağcının elinde yumurta gördük. Nerden aldığını öğrendik. Oktay gidip oradan tanesini 0,70 somdan 19 tane satın aldı. Yarın sabah kahvaltısında ilk kez menemen türü bir şey yiyeceğiz.      

23.00 – Barış’ta bize katıldı ve bu akşam Recep’in lokantasının taraçasında beş kişi yatıyoruz.

24 Temmuz 2008 - Perşembe

 

06:30 – Terasta uyandık. Başkan kahvaltıya geldi. Bizde hazırlık yaptık.

08.00 – Kahvaltı yaptık.

09.00 – 4. grup, Başkan, Oktay, Burak Kural, Musa, Ercan ve Ali helikoptere verecekleri çantaları tarttılar.

09.30 - 4. grubu taşıyan helikopter havalandı.

12.00 - Restorantta yemek yedik. Yemekten sonra köyü dolaştık.

16.00 - Hava bozdu ve her yer kapattı.

18.30 – Kavun, karpuz ve kola eşliğinde akşam yemeği olarak bulgur ve kavrulmuş et yedik. 

23.00 – Yine terasta Serdar, Nurdoğan ve ben yattık.

25 Temmuz 2008 - Cuma


05.00

05.30 – Helikopterin kalktığı havaalanına gidip çantalarımızı hazırladık. Bizim grupta şu an 4 kişi ishal.

06.30 – Pilot gelmedi, hala onu bekliyoruz. Hava açık ve çok güzel.

06.50 – Pilot geldi ve çantaları yükledik.

07.02 – Havalandık.

07.27 – 4200 metredeki ana kampa indik. Dün gelen bizim gruptaki arkadaşlar hemen gelip çantaları indirmemize yardımcı oldular. Traktöre benzeyen bir araçla çanta ve hurçlar çadırların olduğu yere taşındı.

08.00 – Kahvaltı için yemek yenilen yere geçtik. Burası tam Communism’ayı gören yerde üç tarafı cam olan yüz kişinin aynı anda yemek yiyebildiği büyük bir yemekhane. Aynı zamanda bir köşesi bar olarakta  kullanılıyor. Sütle yapılmış, buğday ve bulgur karışımı tatlı bir çorba. Reçel, tereyağ, harika bir peynir ve ekmek eşliğinde bir kahvaltı yaptık.

08.40 – Kahvaltıdan sonra beşer kişinin kaldığı üç ve 4 kişinin kaldığı bir çadıra yerleştik. Ertuğrul, Ersan, Ali ve Ercan kampın hurdalığında bulunan boruları birbirine ekleyerek büyük bir direk oluşturup, Türk Bayrağını astılar. Yükseltirken birazda abarttılar, kampta bulunan farklı ülkelerin bayraklarına göre çok yukarıdaydı. Kampta her yerden görünüyordu.

10.30 – Yürüyüşe gittik. Ben yürüyüşe başladığımda etrafta kimseyi göremedim. Herkesin Korjenevskaya rotasına doğru yürüyüşe gittiklerini düşündüğüm için buzula girdim. Rota buzulun içinden geçiyor ve sadece kırmızı bayraklı yönü takip etmekte yarar var. Diğer yerler geçit vermiyor. Buzulun içinde kaybolur, çıkamazsınız. Buzulu bitirdiğimde Başkan Alaattin Karaca ile Ali Şahin’in geldiklerini gördüm. Rotaya doğru sadece ikisi yürümüşler. Bazıları Communism’a rotasına doğru yürümüş. Ali yemeğin 12.00 da olduğunu söyleyince onlarla birlikte döndüm.

13.30 – Öğle yemeğine gittik. Ekibin çoğu ishal ve kötü durumda. Yemekler geçen seneki Peak Lenin’deki yemeklere göre harika. İçinde dövme bulgur, havuç ve et olan harika bir çorba. Ardından pilav, patates püresi ve et kavurma olan güzel bir yemek.

14.55 – Yemekten sonra kampta bulunan gölün etrafını dolaşıp, kampın diğer taraflarını gözlemledim.

15.40 – Yemek yediğimiz lokantaya döndüm. Bizimkiler kağıt oynuyorlardı. Biraz onları izledim.

16.00 – Hava çok kötü bozdu. Kafeteryanın dışında hava çok kapalı ve kar fırtınası var. Kar tavandaki döşemenin birleşme yerlerinden içeriye giriyor. İçerisi de oldukça soğudu ve kaztüyü 800 fill Marmot montlarımızı giydik.

16.30 – Başkan Alaattin Karaca, Ertuğrul, Ersan ve Mustafa tırmanış programı konusunda toplantıya başladılar.

17.00 – Toplantı için bir araya geldik. Başkan kamp müdürü ile görüştüklerini ve onun önerilerini de dikkate alarak programı düzenlediklerini söyledi. Communism Peak yeni adıyla İsmail Samani 6 Ağustos’a kadar çığ düşmesi nedeniyle tırmanışa kapalı olduğunu söyledi. Bu nedenle İsmail Samani zirvesine ve her iki zirveye de gitmek isteyen 4 kişinin de tırmanışlarını Korjenevskaya zirvesine yönlendirdiklerini belirtti. Kamp müdürünün tırmanışlara 6 Ağustos’a kadar izin vermemesi nedeni ile bu yolu seçtiklerini söyledi. Dün gelen ekipteki 5 kişinin yarın tırmanışa başlayıp hat döşeyeceklerini iletti. Bugün gelenlerden ise katılmak isteyen varsa yarın ki gruba katılabileceğini söyledi. Kendi önerisinin ise bugün gelenlerin yarın dinlenip, bir sonraki gün tırmanışa başlamasıydı. Ayrıca 3 gruba bölündüğümüzü, kendi gruplarının ikinci grup olduğunu söyledi. Birinci grubun sorumlusunun Ertuğrul Tugay olduğunu ve Emrah, Oktay ve Mustafa Kızıltaş’tan oluştuğunu açıkladı. . 3. grubun sorumlusunun ise Ersan Başar olduğunu ve Nurdoğan, Barış, Burak Çankaya, Korkut Güven, İsmail Yılmaz, Mevlüt Arız, Yücel, Serdar ve Faik’ten oluştuğunu söyledi.      

En son planlamaya göre yarın Başkan Alaattin Karaca, Ali, Musa, Ercan, ve Burak Kural  tırmanışa başlayacaklar. 5100 kampına gidip orada bir gece konaklayacak ve bir sonraki gün 4200 metredeki ana kampa geri dönecekler. Başkan küçük Marmot çadırını her yere götüreceğini, geçen sene 6400 kampında Rusların çadırında gece kaldığımız gibi bivak olarak kullanılabileceğini ve içinde 4-5 kişinin oturur pozisyonda kalabileceğini söyledi.

Hazırlanan programa göre normal şartlarda zirve tırmanışı tamamlandıktan sonra 12 Ağustos’ta 4200 metredeki ana kampta olacağımızı belirtti.

18.00 – Yemek hazırlanacağı için lokanta kısmını boşalttık.

18.20 – Dışarısı oldukça soğuk ve kimse yok. Kar durdu. Bende çadıra yöneldim. Bizimkiler İsmail Yılmaz, Mevlüt Arız, Nurdoğan ve Yücel çadırdalar. Altımızda döşek var. Mat çıkarmadan doğrudan döşeğin üzerine yattık. Çadır sıcak değil zaten pek çadır havası da  yok. Tabanı tahta, dış katı branda kumaşından, iç katı ise adi bezden yapılmış bir çadır. Sohbet ettik. Kitap okudum biraz. Uykum geldi, kestirmişim.

19.10 – 3 kez vuran çan sesiyle uyandım. Duymamak mümkün değil ki. Her öğünün hazır olduğunu belirten çan sesi kampın her tarafından duyuluyor. Çan ise hemen yanımızda. Akşam yemeği için lokantaya gittik. İçinde et, patates olan yemeğe benzer bir çorba. Yanında domates, salatalık. Ardından seramik çaydanlıklarda isteğe göre siyah ya da yeşil çay getiriyorlar. Yemekten sonra kamp müdürü ekiplerin liderleri ile bir toplantı yaptı. Toplantı sonrası Başkan toplantı da konuşulanları bize iletti. Dağda rehberlerin olduğunu ve herhangi bir kaza anında onlara ulaşılacağını ve onların gereken müdahaleyi yapacaklarını söylemiş. Bu dağların Everest’e benzemediğini, Everest’in daha kolay olduğunu, bu dağların çok teknik bir dağ olduğunu anlatmış. Bizim ekibin ise üç gruba bölünmesinin çok yerinde bir karar olduğunu söylemiş.

22.00 – Yemekten sonra sohbet ettik ve ayrıldık. Elektrikler bu saatte kesiliyor.

22.30 – Çadıra gidip kitabımı aldım ve alın lambasında okumaya başladım. Nurdoğan da kitabını okuyordu, benim gibi.  


26 Temmuz 2008 – Cumartesi

07.00 – Kalktık, apandiste benzer bir ağrım var.

08.00 – Kahvaltıda yine müslü türü bir çorba. Kahvaltıdan sonra bugün gidecek olan beş kişilik grup hazırlıklara başladı.

09.00 – Bizde gidip tırmanışta kullanacağımız tüplerimizi aldık. İki tür tüp satılıyor burada. Orijinal tüpler ve burada doldurulan tüpler. Koca bir tüpü ters çevirip bağladıkları bir hortumla küçük tüpleri dolduruyorlar. Dolduğunu tartarak ya da ölçerek değil ellerine alıp tahmini olarak karar veriyorlar. Eğer tüp hava yapmışsa tabiî ki yeteri kadar dolmuyor. Biz başında bekleyerek havasını aldırıp doldurttuk. Orjinalinden hiçbir farkı kalmadı. Orijinal tüpler 8 Euro, doldurulan tüpler ise 4 Euro. Yücel ve ben dört tane burada doldurulmuş, iki tane de orijinal tüp alıp 32 Euro ödedik.

09.30 – Başkan diğerlerinden erken çıktı. Daha sonra da Ali, Burak Kural, Ercan ve Musa gittiler. Hava sıcak ve güneşli.

11.00 – Ersan, Barış, Yücel, İsmail Yılmaz, Mevlüt Arız ve ben Communism’anın rotasına doğru yürüdük. Ertuğrul ve Mustafa bizden önce gitmişlerdi.

11.30 – Kar atıştırdı. Bir süre sonra durdu.

12.08 – Communism’anın buzula girildiği yere kadar yürüyüp geri döndük.

12.30 – Kar iyice şiddetini arttırdı.   

13.20 – Kampa döndük. Ertuğrul ve Mustafa henüz dönmedi.

14.00 – Öğle yemeğinde patates, et ve tadı bize hoş gelmeyen otun olduğu bir çorba vardı. Daha sonra bu otun kinzi türü bir bitki olduğunu öğrendik ve yemeklerimize koydurmamaya uğraştık. Yemek ise pirinç pilavı, et ve döğme buğdaya benzer bir karışımdı. Sarımsak da vardı. Yine ardından çay geldi.

16.00 – Kar artık iyice durmaksızın yağıyordu.

16.20 – Ortalıkta kimse kalmamıştı. Çadıra geldim. Yücel, İsmail ve Mevlüt abi uyuyorlardı. Ben de tulumun içine girdim, kitabımı aldım. Okurken uykum geldi, uyumuşum.

17.20 – Telsiz konuşması ile uyandım. Yandaki çadırdan Ertuğrul’un sesi geliyordu. Burak Kural ile konuşuyordu. Yukarıda kar yağıyormuş. Saat 16.00 da 5100 m. Kampına ulaşmışlar. Çadırın açık kapısından dışarısı görünüyordu ve kar hala yağıyordu.

18.00 – Dışarı çıkıp dolaştım. Oradan yemekhane kısmına geçtim. Korkut, Emrah, Oktay ve Burak Çankaya bar tarafında king oynuyorlardı. Yücel de onları izliyordu. Ben de oturup izlemeye başladım.

19.00 – Gong sesi duyuldu yine. Bugün yemekler erken. Sadece üzerinde et olan makarna yemeği var. Soğan doğramış ve sarımsak da koymuşlar. Onların Karaçay dedikleri siyah çay bize dokunmaya başladı. Türkiye’den getirdiğimiz kendi demlik poşetlerimizi kullanmaya başladık. Bugün buraya geldiğimizden beri karşılaştığımız en soğuk gün. Avusturyalı bir dağcı akciğer ödemi geçirmiş, yarın dönüyor. Şirket malzemeleri buraya getirirken Serdar’ın matını kaybetmişti. Dönen Avusturyalının matını satın almak için yanına gitmişlerdi. Avusturyalı hiç para istemeden matı Serdar’a hediye etmiş.

20.00 - Akşam yemeğinden sonra toplantı yaptık. 2. grup olarak çıkan Başkan ve diğerleri saat 16 da kar fırtınası içinde kalmışlar. Çadırları hep beraber teker teker kurmuşlar. Yarın saat 09.00 da 4200 m. Ana kampına dönecekler. 5100 m. kampında çığ düşmüş. Rotada iki sabit hat varmış.

21.30 – Lokantadan ayrıldık. Ertuğrul’un sorumlu olduğu birinci grup yarın sabah 08.30 da kahvaltıdan sonra hareket edecekler. Bizim üçüncü grup ise 08.45 de yukarıya hareket edeceğiz. Ertuğrulların hedefi 5300 kampı. Biz geri döneceğiz, Ertuğrullar ise dönmeden yukarıya devam edecekler.

22.00 – Çadıra girip alın lambasında kitap okudum. Nurdoğan ise alın lambası ile bir şarz cihazını tamir ediyor, etmeye çalışıyor.

22.25 – Midemde hala ağrı var ve ishal hala devam ediyor. Müzik dinleyerek uyumaya çalışıyorum.  

27 Temmuz 2008 – Pazar
   

07.00 – Kalkıp hemen kahvaltıya gittik.

08.45 - Kahvaltıdan sonra son hazırlıkları bitirip hareket ettik.

11.00 – Hiç durmaksızın yürüdük. Önce buzulu geçtik, yarım saat süren buzul geçişinden sonra kamp yerinden görülen patika yolda dik bir şekilde tırmanmaya başladık. Yine yarım saat süren tırmanışın ardından çok dik kayalık bir bölgeye geldik. Dik kayalık yükselişin bittiği yerde mola verdik. 4580 metredeki bu mola yerinden aşağısı dik bir uçurum gibi görünüyordu. Henüz 380 metre tırmanmıştık. 10 dakikalık moladan sonra hareket ettik.

11.10 – Henüz hareket etmiştik ki Başkan, Musa, Ali, Ercan ve Burak Kural ile karşılaştık. Onlarda kampa dönüyorlardı. 10 dakikalık ayaküstü konuşup rota konusunda bilgi aldık.

11.20 – Ayrıldık.

11.25 – İlk sabit hata girdik. İpten tutunmadan da çıkabilirsiniz, nitekim ben öyle yaptım. Ama ipin orda olması belki dik kayada insana güven veriyor.

11.45 – İkinci sabit hat. Bu seferde hata girmeden tırmandık.

12.10 – Büyük bir buzulun altındayız.

12.30 – Hava kapattı ve birden soğudu. Üzerimize hemen polarlarımızı giydik. Hatta eldivenleri bile giydik.

12.45 – Kar atıştırmaya başladı.

12.55 – Güneş çıktı, ısınmaya başladık.

14.00 – 3. sabit hat. Çok dik bir kulvar. 5100 kampına bir saatlik bir tırmanış var. Kaya ve çarşak karışımı bir yükseliş. Sürekli bir şekilde yukarıdan taş geliyor.

14.40 – Kulvarı tırmanıp yukarı çıktık. Biraz ilerlediğimizde 5100 metredeki çadırları gördük.

15.00 – 5100 m. kamp yeri. Dün düşen çığın izleri duruyor. Dünkü tırmanan bizim grup çok ucuz atlatmış. Yabancı bir dağcının dişi ve kolu kırılmış. Çığın düştüğü yer buzulun hemen altı ve eriyen suların bulunduğu yer. Su almak için buraya geldiğinizde çığın altında kalabilirdiniz. Suya yakın iki çadır yeri var. Bizimkilerin çadırı da buraya yakın kurulduğu için çığdan hemen sonra söküp daha yukarıya kurmuşlar. Hava kapalı ve soğuk.  

16.00 – Çadır yer olmadığı için yer hazırladık. Yücel’in çadırını kurduk ve hemen yerleştik.

17.30 – Çadırın içindeyken müthiş bir gürültü duyar duymaz dışarı fırladık. Gördüğümüz herkes yukarıya doğru koşuyordu. Dağdan büyük bir kar bulutu üzerimize doğru geliyordu. 

Çığın üzerimize düşmesi mümkün değildi. Ama yoğun bir toz bulutu üzerimize geliyordu.

Herkes panik içinde su kenarında olan çadırlara bakıyordu. Ama kar taneciklerinin oluşturduğu toz bulutundan dolayı hiçbir şey görünmüyordu. Aşağısı açıldığında her tarafın bembeyaz olduğunu gördük. Su kenarında hiç kimse yoktu. Olsa da sesi duymaz yukarıya doğru koşmuş olabilirlerdi. Çadırlar ise bembeyaz olmuşlardı. Çığ sadece suyun olduğu alana düşmüş çadırlara kadar ulaşamamıştı. Çadıra girmeden biraz dolaştım. Daha sonra su kaplarını ve termosu doldurdum.

20.00 – Çadıra girdim. Yücel su ısıttı ve hazır çorba içtik. Ardından makarna ve patates püresi yaptı. Sonra yattık. Son derece deliksiz bir şekilde uyudum derler ya aynen öyle uyudum. Takii sabaha karşı titreyerek uyanana değin. Uyandığımda Yücel Marmot 800 fill montu giymiş ve uyku tulumunun içine girmiş. Çadırın iç kapısı yarıya kadar açık. Hemen fotoğraf makinesini çıkarıp fotoğrafladım. Sabah sorduğumda gece uyuyamamış ve kalkıp su ısıtmış. Çadırda su ısıttığı içinde kapıyı açmış, üşüdüğü içinde montu giymiş ve sonra tulumun içine girmiş, uyumuş. Sabah Yücel iyi değildi. Üşütmeden dolayı vücudum kırgın. Ama çok iyiyim, iyi uyumuşum. Yücel kendini iyi hissetmediğini ve gece uyuyamadığını söyledi.


28 Temmuz 2008 – Pazartesi

07.00 – Kalktık. Hazır çorba, kavurma karışımı bir kahvaltı yaptık.

10.00 – Yücel’in Space K2 çadırını 5100 m. kampında bırakıp dönüşe başladık.

11.15 -  Dün Başkan, Musa, Ali, Ercan ve Burak Kural ile karşılaştığımız yere geldik. Biz dün 4200 metredeki ana kamptan buraya 2 saat 25 dakikada gelmiştik. Ersan telsizle Ertuğrul ile görüştü. 5300 metredeki kamp yerine 1 saat 15 dakikada ulaşmışlar. Bu kampa kadar plastik ayakkabıya gerek yokmuş. 5100 metrenin hemen üzerinde sabit bir hat varmış ve güvenliymiş. Bugün 5600 metreye ulaşıp orada kamp kurmayı planlıyorlar.

11.20 – Başkan ve İsmail abi ile karşılaştık. İsmail abi bizimle geri döndü. 2. grup olan Başkan’ın grubu 5300 metreye gidip kamp kuracaklar.

13.15 – Diğerleri erken döndü. Ben, Yücel ve Serdar sohbet ederek ağır ağır yürüdük. Buzullarda ayrıldık, onlar erken döndüler. Ben ise ancak bu saatte kamp yerine ulaştım.

13.45 – Daha önce gelenler saunaya gitmişler. Bende hemen gittim. Mevlüt abi de oradaydı. Çamaşırları yıkayıp, banyo yaptık, ardından saunaya girdik. Dünya varmış dedirten sıcakta mest olmuştum. Hani bazı şeyler vardır ki anlatılmaz, yaşamak lazım deriz. İşte öylesine bu tadı almak için yaşamak lazım.

14.15 – Yemeğe gittim. Çorba ve üzerine et konulmuş makarna. Dizimde hiç alışık olmadığım bir ağrı var. Üzerine basmakta zorlanıyorum. Ersan’a gidemeyeceğimi söyledim. Aklimatizasyonun çok iyi, çıkabilirsin dedi. Biraz zorla istersen diye bana moral vermeye çalışsa da mümkün değildi. Bunun sonunda hiç dağlara çıkamamakta vardı. Üstelik çömelme pozisyonunda duramıyordum bile. Diz kapağımdan gelen ciddi bir sızı vardı. Sol dizime yüklendiğim için bu dizimde ufak ufak ağrımaya başlamıştı. Yemekten sonra Korkut, Yücel, Burak ve ben iki parti King oynadık. Hava güneşli ve sıcaktı. Dolma kokusuna benzeyen bir yemek kokusu geliyordu. Yarın gidecek olanlar hazırlık yapıyordu.

20.00 – Tahminimiz doğru çıkmıştı, akşam yemekte dolma vardı. Dolmaya o kadar hasret kalmıştım ki neredeyse iki tabak dolma yedim. Safiye bize sürekli karpuz taşıdı. Bizi her gördüğünde karpuz getiriyim mi diye sormaya başladı. Biz de bu teklifleri hiç kaçırmadık. Her soruşunda kahkaha kopuyordu.

21.00 – Dokuza kadar sohbet ettik ve yattık. Yine kitabımı okumaya devam ettim. Çadırı aydınlatmak için kablo çekip lamba koydular. İlk çadıra priz koydular ama diğer çadırlara koymamışlardı. Lambanın konulması çok iyi olmuştu, Nurdoğan ve ben o ışıkta kitap okuduk.

Saat ona doğru elektrikler kesildi.

İçimde çok kötü bir sıkıntı vardı. Ne yapacağımı bilemememin sıkıntısı içimi kemiriyordu. Ne yapacağımı, nasıl yapacağımı bilmiyordum. Tuvalette bile çömelemiyordum. Sağ dizimdeki ağrı dizimde hiç yaşamadığım bir ağrıydı. Sol dizime de vurması dağa tırmanamayacağım kaygısını oluşturdu.


29 Temmuz 2008 – Salı   

 

07.00 – Kalktım. Gece inanılmaz kabus gibiydi. Üzerimdekileri çıkarmama rağmen uyuyamadım. Her zaman ki gibi düşündükçe mideme ağrı saplanıyordu. Gitmeliydim. Sanki içimdeki bir ses kalk git diyordu. O sese kulak verip kalktım ve çantamı hazırladım. Herkes dünden hazırlığını bitirmişti. Dizimdeki ağrı dünkü kadar değildi. Tuvalete gittim, çömelir çömelmez inanılmaz bir ağrı başladı. Sanki diz kapağının içine çivi çakılıyor gibi. Karasızlığı yaşamaktan bıkmıştım. Yine de acıyı bastırmak için duymamazlıktan gelmeye çalıştım. Sorun diz kapağındaysa minüsküs olma olasılığı bir hayli fazlaydı. Eğer doğruysa bu yaşamım boyunca dağlara tırmanamayacağım kaygısını körüklüyordu. Herkes benim kararsızlığımın farkındaydı ama çok zor durumdaydım. Yücel’le 5100 metreye çadır bırakmıştık. Bıraktığımız Space K2 nın içinde yiyecekler vardı. Eğer gidemezsem Korkut ve Burak Çankaya’ya bu çadırda kalabileceklerini söyledim. Gidersem bu çadırı ben kullanacaktım ve Korkut ile Burak da kendi çadırlarını götüreceklerdi. Ama bir şu kararsızlığımı yenebilsem. İşin kötü tarafı onlara acilen kararımı bildirmek zorundaydım. Çünkü çadırı çantalarına yerleştireceklerdi. Korkut’a tek bir soru sordum. Eğer gelebilirsem space K2 de üçümüz birlikte kalabilir miyiz diye. Çünkü benim partnerim yoktu. Yücel tırmanışı bıraktığını söyledi. Korkut düşünmeksizin yanıtını verdi. Burak’la konuşmamız gerek dedi. Bende o halde siz programınızı bozmayın, ben gitmeye karar verirsem, bir çadır bulur gelirim dedim. Ama sağ ayağıma yüklenmemek için sol ayağıma yüklendiğim için sol ayağımın da ağrımaya başlaması beni iyice korkuttu. Artık ekip sorumlusu Ersan Başar’a bu kararsızlığımın hoş olmadığını bildiğimi söyledim. İçimdeki oraya gidemememin acısını ilettim ve artık gidemeyeceğimi bildirdim.

09.00 – Hareket ettiler. Ersan,İsmail, Barış, Mevlüt, Korkut, Burak, Nurdoğan ve Serdar. Yeni aldığım jumarı Serdar’a, kaskımı ise Burak Çankaya’ya verdim. Yaşamımda ilk kez 4200 metre kampında elinden oyuncağı alınmış küçük bir çocuğun burukluğunu yaşar gibiydim. Lokanta kısmına geçtik. Harika bir manzaraya konulmuş masa ve sandalyelere oturup, güneşin bütün güzelliğini yaşamaya çalıştık. Önce Cesur’la tanıştık. Annesi öğretmen olan cesur Tacikistan Üniversitesinde Business Manager bölümü 4.sınıfta okuyor. Burada bar kısmında çalışıyor. Azize mutfak kısmında çalışan genç bir kız. Tacikistan Üniversitesinde 4. sınıfta Linguistic okuyor. İngilizce bölümünde okuduğu için onunla İngilizce konuşuyoruz. Bir de oldukça sakin olan Nasca var ki oda aynı üniversite de, 3. sınıfta Rusça öğrenimi görüyor. Bunları yazmamdaki tek neden öncelikle bu gençlerin sıcacık davranışları ve üniversite gençliğinin burada part time çalışması. Bu nedenle de burada çalışanların verdiği hizmet kalitesi oldukça yüksek. Davranışları ve kurdukları iletişim oldukça düzeyli. Fotoğraf çekindik ama Azize’nin haricinde hiç birisinin email adresi yok. Fotoğrafları Azize’nin adresine göndereceğiz.

İki aşçıdan biri olan Ekrem Kırgız ve sanki ülkenizdeymiş gibi onunla Türkçe konuşuyor ve anlaşabiliyorsunuz. Onunla konuşurken kendinizi Türkiye’deymiş gibi hissediyorsunuz. Aramızda öylesine sıcak bir ilişki oluştu ki yemek hazırlarken ne bulursa önümüze getirmeye başladı. Böyle giderse buradan kilo alıp gideceğiz sanırım. Cesur da bir tabak kızarmış ciğer getirip önümüze koydu. O sırada helikopter kampa indi. Kampa yeni malzemeler getirmişti. Bir sürü ayran taşıdılar, mutfağa. Ekrem büyük bir şişe gazlı ayran koydu önümüze. Birkaç tabak da ciğer getirdi. Doyana kadar yedik, eşsiz manzaranın eşliğinde. Ekrem’e mutfakta yardım eden Hacı isminde bir Kırgız var. Onun Türkçesi biraz daha kötü ama anlaşabiliyoruz.

14.00 – Öğle yemeğinde dışarıda kazanda pişirilen et ve patates karışımı olan ulusal yemeklerini yedik. Safiye yine bize karpuz getirdi, gülerek. Bu sefer kinzi tadına benzeyen pitruşka denilen otu yemeğin içine koydurmadık. Yemeği servis yaparken üzerine maydanoz gibi serpiyorlar.

Yemekten sonra lokantanın önündeki masalarda kremlenip güneşlendik. Daha sonra içeri girip Yücel’le oyun oynadık.

20.00 – Akşam yemeğinde yine patates ve et karışımı çorbayı andıran yemek ve üzerinde et olan makarna vardı. Yanında ise yeşil ve kırmızı üzüm vardı.

Yemekten sonra Alexander yanımıza geldi. Yukarıda rotayı sabitlemek için 2 ya da 3 ipe ihtiyaçları olduğunu söyledi. Telsizle Ersan’a ulaştım. Ersan 5300 metre kampındaydı. Oradaki rehberlerinde aynı şeyi söylediklerini aktardı. Ersan hemen 5800 metre kampındaki Ertuğrul ile görüştü. Ertuğrul bir ipin kendilerine güvenlik için gerekli olduğunu söyledi. Bütün konuşmaları telsizden izlediğim için 3 grubunda nerede olduğunu biliyordum.

Ertuğrul’un grubu dün 5600 platosunda kalmışlardı. Buradan itibaren yapılan tırmanış tamamen buzul tırmanışı. 5800 metre kampına tırmandıkları eğim 80 derece civarında. Buradaki sabit hat güvenli. Jumar kullanılması gerekiyor. Ayrıca pursikle de emniyete almak gerekli. T Blok kullanmak yetersiz. 5800 kampına saat 15 te geldiler ve 2 çadırı kurmak için 3 saat uğraştılar. Buraya geldiklerinde 2 çadır varmış, daha sonra Ruslar ve İranlılar gelmiş. Çadır kurulacak yer kalmamış. Yarın geri dönecekler.

İsmail abi ve Mevlüt abi 5100 metre kampında kalmışlar. Diğer bütün ekip şu an 5300 metre kampındalar. Alexander benden tırmanış süresince ekipteki herkesin gün gün nerede ve bir sonraki gün ne yapacaklarının listesini istemişti. Bende bir liste halinde hazırlayıp verdim.

 

30 Temmuz 2008 – Çarşamba   
 

07.30 – Kalktık. Kampta Türk ekibinden kimse yok. Ertuğrul ve grubu bugün gelecek.

08.00 – Kahvaltıdan sonra öğle yemeğine kadar zamanı buradakilerle sohbet ederek geçirdik.

14.00 – Öğle yemeği

16.00 – Ertuğrul ve Mustafa geldiler. Hemen onlara şişe suyu ve gazlı ayran servisi yaptık.

16.30 – Emrah ve Oktay geldiler. Aynı servisi onlara da yaptık. Yücel mutfağa girip onlara Türk usulü salata hazırladı. Yalnız Adanalı olduğundan salataya bile kırmızı biber koydukları için biraz abartıp biberi fazla koyunca hepimizin çatlak dudakları inanılmaz bir şekilde sızlamaya başladı. Öğlen yediğimiz yemeği ısıtıp getirdik. Karpuz, ayran ve kara üzümden oluşan güzel bir yemekti. Yemekten sonra saunaya gittiler.

Artık mutfak bizim gibiydi, Yücel orada öylesine bir ortam kurdu ki rahatlıkla içeri girip yiyecek hazırlıyordu. Hiç kimse hiçbir şey söylemiyordu. Hatta Yücel’den Türk yemekleri konusunda bilgi de istiyorlardı.

20.00 – Akşam yemeğinden sonra telsiz haberleşme işini Ertuğrul’a devrettim. Ali’ler 5800-6100 metre arasındaki sabit hattın döşenip döşenmediğini sordular. Bende hemen Alexander’a sordum. Alexander Türk ekibinin çok iyi ve teknik bir ekip olduğunu, sabit hat olmasa da bu ekibin rahatlıkla 6400 metre kampına tırmanabileceğini söyledi. Teşekkür ettik ama daha önce rehberlerin sabit hattı kurduktan sonra ekiplerin çıkacağını açıkladığını hatırlattım.  Ardından öğle sıralarında yaptığı telsiz görüşmesinde rehberlerin hattın yarısında olduklarını söyledi. Hattı bitirmiş olduklarını umduğunu belirtti. Ayrıca rehberlerle saat 21.00 de yapacağı telsiz görüşmesinde öğrenip bize bildireceğini söyledi.

21.00 – Ertuğrul ile Alexander’ın bürosuna gittik. 6100 metreye kadar olan sabit hat bitmiş.

21.30 – Ertuğrul, Ersan ve Ali ile görüştü. Yarın Başkan Alaattin Karaca ve grubu 6100 metre kampına hareket edecek. İsmail Yılmaz ve Mevlüt Arıs bugün 5300 kampına ulaşmışlar. Ersan’ın grubu 5300 kampından hareket edip yarın 5800 metre kampına tırmanacak. Daha sonra bizim telsizle 5800 kampındaki İranlı dağcı Yunus ana kamptaki iki İranlı dağcı ile görüşüp tırmanışları hakkında bilgi verdi. Bu onlara inanılmaz mutluluk verdi. Çok teşekkür ettiler.

21.40 – Ertuğrul tırmanışlar hakkında bilgi vermek için Başkan Vekili Okay Vural hocaya ulaşamayınca Mehmet Çağlayan’ı aradı ve ona bilgi verdi.

İçimde dayanılmaz bir sıkıntı vardı. Bu sıkıntıyı çözememek inanılmaz sıkıntı veriyor. Dizimin bütün acısına rağmen zorlayıp en azından 5600 buzul platosuna gidip orada bir gece kalmaya karar veriyorum. Yücel de gelebileceğini söyledi. Hazırlandık.

Burada her şey güzel ama arkadaşların dağda olması ve bizim onların yanında olamamamız çok sıkıcı.

 

 
31 Temmuz 2008 – Perşembe   


07.00
– Kalktık. Yücele çantalarımızı hazırladık. Amacımız 5600 m. buzul platosundaki kampa gidip orada bir gece kalmak.

08.00 – Hava çok güzel ve güneşli.

09.00 – Ertuğrul Ersan’la görüştü. Başkan’ın grubu 6100 m. kampına, Ersan’ın grubu ise 5800 m. kampına hareket edecek.

09.07 – Biz de hareket ettik.

10.40 – Mola

12.00 – Başkan ve grubu ile karşılaştığımız yerdeyiz. Mola verdik. Burada dün 5800 metre kampından bizim telsizle ana kamptaki İranlılarla görüşen Halil ve Yunus’la karşılaştık. Görüşme için çok teşekkür ettiler. Bu sabah 5800 metre kampından 6100 metre kampına gidip geri dönmüşler. 5800 metrede Hannah çadır kurmuşlar ve bizim istifade edebileceğimizi söylediler. Bizde onlara teşekkür ettik. İki yıl önce gittiğimiz İran ve Demavent’ten muhabbet ettik. Çok sıcak insanlar. Çantada çok miktarda elma vardı, onlara elma sunduk, biz ana kampa dönüyoruz, sizin ihtiyacınız olacak diye geri çevirmelerine rağmen ısrarla verdik.     

12.15 – Hareket ettik.   

13.30 – Sabit hatların olduğu kayaları tırmanıp aşağıya dere yatağına doğru inerken önümüze çıkan büyük buzulun üzerinden kocaman kaya parçası tam önümüzdeki dere yatağından geçen rotanın üzerine düştü. Normal koşullarda 4 ya da 5 dakika sonra o patikanın üzerinde olacaktık. Kaya parçası düştüğü dere yatağındaki ve yuvarlandıkça üzerinden geçtiği taş parçalarını bir şarapnel parçaları gibi sağa sola fırlatarak dere boyunca aşağıya inerek gözden kayboldu. Şok geçirmiş gibi donmuş kalmış ve kaya parçasını gözden kaybolana kadar izlemiştik. Ya orda olsaydık sorusunu anlatan gözlerle birbirimize bakakaldık. Kısa bir duraksamadan sonra hiç durmaksızın buzulun altından akan dereyi sırayla koşar adımlarla karşıya geçtik. Dereyi ikimizde geçer geçmez ondan biraz daha küçük bir kaya parçası aynı yerden aşağıya yuvarlandı. Korkumuzda buydu zaten, yukarıda buzulun üzerinde oynayan diğer taşların da düşeceği endişesi vardı, içimizde.

14.20 – Sonunda 5100 metre kampına ulaştık. 17 çadırın sadece üçünde dağcı var. Nurdoğan’ın Vangoo 200+ çadırına girdik. Ben hemen suya gittim. Yücel’in ısıttığı suyla hazır çorbalarımızı içtik. Daha sonra Yücel makarna yaptı. Ardından da neskafelerimizi içtik.

21.30 – Yukarıdan sürekli çığ düşüyor. Çığla birlikte uzun süre taşların düşüşünü dinliyoruz.

 

 

01 Ağustos 2008 – Cuma   

 

08.00 – Kalktık. Peynir, zeytin, çaydan oluşan kahvaltıdan sonra hazırlanmaya başladık.

10.07 – Nurdoğan’ın çadırının içinde olan Space K2 çadırı yukarıda kurmak amacı ile yanımıza alıp hareket ettik.

11.30 – 5300 kamp yeri. 100 metre sonra buzul başlıyor. Burada on tane çadır var. Başkan’nın küçük Marmot çadırı, İsmail abinin ve Ali’lerin çadırları da burada kurulu. Kampa gelmeden hava kapatmaya başlamıştı. Şu an tamamen kapattı. Yukarıdaki havanın nasıl olduğunu anlamak mümkün değil. Bir ara kar atmaya başladı. Space K2 çadırı buraya kurduk. Bugün 5600 metreye gitmekten vazgeçtik.

15.30 – Musa, Ercan ve Burak yukarıdan döndüler.

16.30 – Musa, Ercan ve Burak ana kampa dönmek üzere hareket ettiler.

17.00 – Başkan, İsmail abi, Mevlüt abi ve Ali yukarıdan geldiler. Sıcak su dolu termostan neskafe hazırladık. Başkan, İsmail abi ve Ali içtiler. Mevlüt abi hemen İsmail abinin çadırına girdi ve uzandı. Yücel hemen makarna hazırladı, Ali de biraz atıştırıp hemen ana kampa dönmek üzere hazırlandı.  

17.30 – Ali dönüşe başladı.

18.00 – Bizim Space K2 çadırına girip Başkan, İsmail abi, Yücel ve ben makarna, sucuk ve hazır kuru fasulye yemeğinden oluşan yemeğimizi yedik. Ardından sıcak bir çay çok keyifli, geldi. Çaydan sonra İsmail abi kendi çadırına geçti. Yücel de sıkışmayalım diye Ali’lerin çadırına gitti. Ali 19.00 gibi ana kampa ulaşmış.

 

 

02 Ağustos 2008 – Cumartesi   

 

03.00 – Çadır’ın iç tentesi açık yattığımız için neredeyse sabaha kadar uyuyamadım. Artık dayanamayacak seviyeye gelmiştim. Bu saatte kalkıp Yücel’in çadırına gitmeyi düşündüm. Ama Başkan yukarıdan geldiği için o kadar rahat uyuyordu ki onu uyandırmak hoş olmayacaktı. Bir ara dalar gibi oldum.

06.30 – Başkan kalktı, hazırlandı.

07.00 - Kahvaltı yapmadan ana kampa gitmek için yola koyuldu.

08.30 – İsmail abi ve Mevlüt abi kahvaltı yaptıktan sonra ana kampa gittiler.

09.00 – Çadırın içinde iyice bunalmıştım. Kalktım, Yücel’de çadıra geldi. Peynir, zeytin, hazır etli nohut yemeğinden oluşan kahvaltı yaptık. Su almak için aşağıya su kenarına indim. Yukarı çadırların yanına tırmanmaya başladığımda dizimdeki ağrı dayanılmaz bir hal aldı. Yücel’de gece uyuyamadığı için 5600 metredeki kampa gitmek için istekli değildi. Havada zaten kapatmaya başlamıştı. Bu nedenle dönüşe karar verdik.

11.00 – Dönüşe başladık. Sonradan öğrendik ki Space K2 çadırı Ersan Başar’ın çadırıymış.

11.25 – 5100 metre kampına geldik. 5100 metre kampının hemen altındaki sabit hat olan kulvardan indikten sonra yukarıya doğru gelen bir dağcı grubu ile karşılaştık. Yaklaşık 7-8 kişiydi. Duvarın kenarında durup mola verdiklerinde onlarla sohbet ettik. Rota kayanın yanından geçiyordu. Tam o anda yukarıdan kopan kaya bloğu aşağıya düştü. Doksan derecelik eğimi olan duvarın üzerinden düşen kaya parçalarının düşmeden önce çıkardığı sesle hepimiz farklı yönlere dağıldık. O anda o kayaların üzerimize düşmemesi inanılmaz bir mucizeydi. O sesi duyup sağa sola kaçmasak kaya parçaları tam üzerimize düşecekti.     

12.30 – Ertuğrul, Mustafa, Oktay ve Emrah ile buzuldan hemen sonra karşılaştık. Yukarıya doğru gidiyorlardı. İki gün önce gelirken buzuldan düşen kaya parçası konusunda onları uyardık. Onların hemen ardından iki Rus bayan da yukarıya gidiyorlardı. 

15.00 – Ana kamptayız. Ana kampa geldiğimde Alman bir grubu buzula yakın kayalıklarda çalışırken gördüm. Alman grup bir lider eşliğinde kayaya sabitledikleri iple jumar kullanmayı öğreniyorlardı.

15.30 – Üçüncü gruptan Barış ve Nurdoğan’da kampa döndüler. Saat 09.00 da 6100 kampından hareket etmişler. Üçüncü grup bugün dönüyor. Üçüncü gruptan sadece Korkut Güven 5800 kampında kalmış. Diğerleri 6100 kampına gitmişlerdi.   

16.30 – Lokantaya geçtik. Safiye her zamanki gibi gülümseyerek yemeğin yanına karpuz ve ayran getirdi.

17.00 – Korkut ve Burak kampa döndüler.

17.30 – Ersan Başar ve Serdar birlikte kampa döndüler.

18.00 – Saunaya gittim. O ne güzellik, sanki yeniden doğmuşcasına sıcacık saunaya defalarca girdim, çıktım. Korkut ve Burak da saunaya geldiler.

18.30 – Başkan ve arkadaşlarla sohbet ettik.

20.00 – Yemek yedik.

 

 

03 Ağustos 2008 – Pazar   

 

07.00 – Kalktık.

08.00 – Kahvaltı yaptık. Üzücü bir haber duyduk. Polonya Dağcılık okulundan bir kişinin kayıp olduğu haberi yayıldı, kampta. Bu sezon zirveye ilk ulaşan Polonya’lı dağcı dönerken zirve yolunda olan arkadaşına geç olduğunu ve dönmesi gerektiğini söylemiş. Arkadaşı onu dinlemeyip zirveye doğru devam etmiş. Arkadaşını ikna edemeyen Polonyalı zirveye giden Polonyalı diğer iki arkadaşını ise ikna edip geri çevirmiş. Zirveye giden arkadaşlarından ise hala haber yokmuş. Muhtemelen bivakladığı tahmin ediliyor.

10.00 – Ertuğrul telsizle 5300 metre kampından 5800 metre kampına hareket ettiklerini bildirdi. Havanın kapalı olduğunu ve ancak 250 metre önlerini görebildiklerini söyledi. Dizim çok sızlıyor. Ali Şahin diz bandı verdi. Biraz kullandım ama acısı daha da arttı.  

11.00 – Korkut, Yücel, Burak ve Nurdoğan Tajik kamp çalışanlarından Ekrem, Cesur ve iki kişi daha kolasına voleybol oynadılar. Bizimkiler yendiler.

14.00 – Öğle yemeğinin ardından kağıt oynadık.

20.00 – Akşam yemeğinin ardından Ertuğrul ile telsiz görüşmesi yaptık. Ertuğrullar 5800 metre kampına ulaşmışlar. Hava kapalıymış. Burada, kampta da hava kapalı ve çok soğuk.

22.00 – Yattık.

 

 
04 Ağustos 2008 – Pazartesi  


07.00 – Kalktık.

08.00 – Kahvaltı. Hava iyice kapattı ve çok soğudu. Korkut gidemeyeceğini söyledi. Herkes dinlenmeye çekildi. Ara sıra kar atıştırıyor.

13.00 – Başkan kampta kalan ekibi topladı ve bir toplantı yaptık. Toplantının konusu yarınki hareket planı ile ilgili. Başkan şu an içinde bulunduğumuz durumu açıkladı. Havanın şu günlerde kötü olduğunu söyledi. Ertuğrul ile telsizle görüştüğünü yukarıdaki havanın da çok kötü olduğunu söylediğini iletti. Ertuğrul 5800 metrede kalacaklarını, oradan geri dönüp dönmeyeceklerine henüz karar vermediklerini söylemiş. 5800 metre kampında şu an sadece Ertuğrul’un grubu ve arkadan giden iki Rus bayan varmış. Kızlar o kadar konuşkanlarmış ki bizimkiler sesten uyuyamamışlar. İranlılar dönmüşler. Ertuğrul havanın çok kötü ve kar yağışlı olması nedeniyle sabit hatların kapalı olduğunu ve bu yüzden hiç kimsenin yukarıya gitmediğini söyledi. Başkan kararın onlara ait olduğunu dönüp dönmeyeceklerine kendilerinin karar vereceğini belirtti. Başkan hava koşullarının uygun olduğu sürece zirveye ulaşacaklarını ve bu işi başaracaklarına inandığını söyledi.       

Başkan’ın grubu yarın gidiyor. Ersan’ın grubu ise ertesi gün yukarıya hareket edecek.  

14.00 – Yemek. Herkes dinlenmeye çekildi. Hava ara sıra kar atıştırıyor ve çok soğuk. Dağcılar yukarıdan gruplar halinde dönüyorlar. Kamp bir hayli kalabalıklaştı.

20.00 – Akşam yemeği. Ertuğrullar 5800 metre kampında kaldılar. Yarın dönmeyi düşünüyorlar. Alexander yemek sırasında masamıza geldi. Benden bizim ekipteki herkesin bugüne kadar hangi kampta kaç gün kaldıklarını içeren bir hareket planını istedi. Yarın kahvaltıdan sonra bana bununla ilgili bir çizelge örneği vereceğini ekledi.

Ana kampta herkesin kafasında geri dönmeyen Polonyalı dağcının kaybolduğu endişesi hakim. Zirveden dönerken onun gitmesini, geri dönmesini isteyen Polonyalı arkadaşı ile Ali görüştü. Ondan hala haber yokmuş. Hava oldukça soğuk ve kar atıştırıyor. 6400 metre sonrası bele kadar kar varmış. 6400 metre kampından sonra zirve 8 saat sürüyormuş. 

05 Ağustos 2008 – Salı  

 

03.00 – Tuvalete gitmek için dışarı çıktım. Gecenin soğuğunda lapa lapa kar yağıyor. Harika bir manzara. Karanlıkta alın lambamın ışığındaki yağan kar çok hoş.

07.00 – Kalktık. İnanılmaz hoş bir manzara. Her taraf bembeyaz kar.

08.00 – Kahvaltı. Hava birden değişti. Güneş açtı ve karlar erimeye başladı. Gökyüzü masmavi ve açık. Karlar hızla eriyordu. Başkanın ekibi gitmek için hazırlanmaya başladı. İsmail abi ve Mevlüt abi Başkanın grubu ile gidiyor. Burak Kural rahatsızlığı nedeni ile onlarla gitmeyecek. Hava o kadar ısındı ki sanki hiç kar yağmamış gibi. Tek sıkıntı dereler geçit vermiyor. 5800 metre kampı sonrası rotada yarım metre kar varmış.

10.00 – Ertuğrul geri dönmeye karar vermişler ve geri dönüşe geçmişler.

10.45 – Başkan ve grubu, Ali, Musa, Ercan, İsmail abi ve Mevlüt abi yukarı kampa hareket ettiler.

11.30 – Alexander  kahvaltı sonrası çizelge örneğini getirdi. Onun istediği şekilde çizelgeyi hazırladım. Çok hoşuna gitti. Benimle neredeyse her konuşmasında bizim ekibin teknik olarak güçlü bir ekip olduğunu bu nedenle de hiçbir şey konusunda tereddüt etmediğini sadece ekipteki kişilerin isim isim her gün hangi kampta olduklarını bildirmemi istemişti. Bunu her gün tekrarlayarak telsizle yukarıdan aldığım bilgilere göre ona bilgi veriyordum. Bu da onun hoşuna gitmişti. Bana sürekli şekilde onun asistanı olduğumu gelecek yıl mutlaka buraya beklediğini söylüyordu. Her defasında da sırtımı sıvazlayarak çok iyi anlamında “Great Great” diyordu.

Ertuğrul’un grubunun ana kampa dönmemesini 6100 metre kampına gitmelerini istemişti.

Çünkü çok kar olduğunu ve onların da yardıma ihtiyaçlarının olduğunu söylemişti.

 

Ama Ertuğrullar hiç de böyle düşünmüyorlardı. Çünkü yan çadırdan sabaha kadar gelen sürekli konuşmalara nedeni ile ekip geceyi uykusuz geçirmişti. Ayrıca bütün ekipler yavaş yavaş dönüyorlardı.  

Hava çok sıcak oldu. Bütün karlar eridi. Olumsuz hava nedeni ile helikopter gelemiyordu. Kampın yeterli yiyecek stoğu vardı. Ama taze ekmek kalmadığı gibi bayat ekmekler de bitmek üzereydi. Bugün hamur yoğurup pide türü ekmek hazırladılar. Fırınlarda pişirmeye başladılar. Üzerine yağ sürdükleri için etrafa öylesine bir koku yayıldı ki bunu anlatmak mümkün değildi. Nerdeyse hiç durmadan ekmek yedik. İnanılmaz lezzetliydiler.

14.00 – Ekmek yemeğe öğle yemeğinde de devam ettik. Ekmeğin yanında ise içinde beyaz lahana ve et olan çorbaya benzer yöresel bir yemek vardı. Bu tür çorba türü yemeklerin içine sirke dökmeye başladık. Tadını rahatlıkla yenilebilir hale getiriyordu.

16.00 – Korkut birden fikir değiştirip tırmanışa gitmeye karar verdi. Kendi çantasının çok ağır olduğu için benden çantamı istedi. Bende büyük sırt çantamı boşaltıp verdim.

Uzun süre bizimkilerle sohbet ettik. Ersan, Barış, Nurdoğan, Burak Çankaya, Burak Kural, Serdar ve ben. Korkut küçük sırt çantasını alıp yürümeye gitti. Yücel ise Taciklere Türk usülü turşu nasıl yapılır onu öğretiyormuş.

17.00 – Ersan, Barış, Yücel, Korkut Tajiklerle voleybol oynuyorlar.

17.25 – Ali ile telsizle görüştük. 5300 metre kampındalarmış.

18.30 – Ertuğrul, Mustafa, Emrah ve Oktay geldiler. Barış ve Burak onları karşılamaya gittiler. İki pet şişe içine koydukları burada şerbet dedikleri elma suyunu götürdüler. Eriyen karlar ve buzul nedeniyle buzul rotası üzerinde göletler oluşmuş. Her zamanki kullandığımız rota değişmişti. Bu nedenle yeni açılan rotayı göstermek için gittiler. Bu buzula girdiğinizde eğer rotayı bilmiyorsanız saatlerce buradan çıkamazsınız. Aynı labirent gibi dolaşır durur, kampın çok uzak bir yerinden dışarı çıkabilirsiniz. Grup gelince doğruca banyoya gitti.

20.00 – Akşam yemeği. Aliler 5300 metre kampında bir gün daha beklemeye karar verdiler.

Bu nedenle Ersan’ın grubu da bir gün ana kampta bekleyecek ve gitmeyecek. Çünkü her kamptaki çadırlar ortaklaşa kullanılıyor. Dolayısıyla yarın buradalar.

Şu an itibariyle

5100 metre kampında 1 çadır

5300 metre kampında 3 çadır

5800 metre kampında 3 çadır

6100 metre kampında 2 çadır

6400 metre kampına ise 2 ya da 3 çadır çıkarılacak.

 

22.00 – Yatış.

           
06 Ağustos 2008 – Çarşamba  


07.00
– Kalkış

08.00 – Kahvaltı. Hava çok sıcak. Gökyüzünde bir tane bulut yok. Öğlene kadar güneşlenip sohbet ettik.

12.00 – Bizimkiler yine voleybol oynadılar. Bir tarafta Ersan, Yücel, Mustafa ve Taiwan’lı bayan May, diğer tarafta ise Ertuğrul, Korkut, Cesur ve genç Tacik arkadaşı. Kolasına oynadılar. Bende onlara hakemlik yaptım. Ersan’ın grubu kazandı.

14.00 – Öğle yemeğinden sonra yine güneşlendik ve yine sohbet ettik.

20.00 – Akşam yemeği. Maçta kazanılan kolalar masamıza geldi. Taiwanlı May ve erkek arkadaşı Harry’i davet ettik. Birlikte kolaları içerek hoş sohbet bir akşam geçirdik.

Korkut ile konuştuk. Zirve tırmanışına gitmek istemediğini, hazır olmadığını söyledi.

23.00 – Yattık. Bugün ekmek yapmaya başladıkları için herkes taze ekmek yemek mutluluğunu yakalamıştı. Sanırım ekmek isteği o kadar çoktu ki biz yatana kadar hala ekmek yapıyorlardı. Bu nedenle hala bu saate kadar jeneratörler çalışıyordu. Işıklar açıktı ve biz de uyumamıştık. Oldukça geç yattık. Ben hala ishalim.

Bugün Burak Kural kalçasında 3 tane çıban türü bir yara olduğu için doktora göründü. Doktor 4200 metre ana kampında Burak’ın yarasına bir operasyon yaptı. Büyük olan Çıbanı açtı, apseyi boşalttı ve içini temizledi. Burak iyi değil, sanırım bu halde oda tırmanışa gidemeyecek. Burak için kötü bir şans.

Bugün hava ısındığı için birçok kişi dağa gitti.

 
07 Ağustos 2008 – Perşembe
  

07.00 – Kalktık.

08.00 – Bugün hava yine çok sıcak. Ersan’ın grubu bugün gidiyor. Kahvaltıdan sonra hazırlık yaptılar. Ersan, Burak Çankaya, Barış, Nurdoğan ve Serdar gidecekler. Serdar ben gidemediğim için benim kramponu aldı. 2 yardımcı ip ve jumarımı da ona verdim.

09.50 - Ersan, Burak Çankaya, Barış, Nurdoğan ve Serdar tırmanışa başladılar. Hava bugün de çok sıcak. Ersan’ın grubu ve Ertuğrul’un grubu 6400 metre kampında bir araya gelecekler. 6400 metre kampından zirveye birlikte hareket edecekler. Başkan’ın grubu bugün 5800 metre kampına tırmanışa geçecek.

Helikopterin 13 Ağustosta geleceğini öğrendik. Ana kampta hayat sıkıntılı hale gelmeye başladı. Tüpler azaldığı için artık yemekleri büyük tencerelerde lokantanın önündeki yanan odun ateşinde pişiriyorlar. Karpuz bittiği için yemeklerdeki karpuz keyfimizde kalmadı. Ekmek bittiği içinde pide yapmaya başladılar.

Öğrendiğimize göre helikopterin saati 1500 dolarmış.

13.00 – Ali ile telsizle görüştüm. 5800 metre kampının altındalarmış. Sesi oldukça kötüydü. Şu an kendisini iyi hissetmediğini belki bir alt kampa dönebilirim dedi. Henüz karar vermediğini iletti. Ersan 5100 metre kampının hemen altındaki sabit hattaymış. Hava burada kapatmaya başladı. Hava durumu konusunda bilgi almak için Alexander’ın yanına gittim. 2-3 gün böyle sürer dedi. Kendi tahmininiz mi yoksa meteorolojik bilgi mi diye sordum. Kendi tahmini olduğunu söyledi.

14.00 – Öğle yemeği. Herkes dinlenmeye çekildi.

15.00 – Başkan’ın grubu 5800 metre kampında, Ersan’ın grubu ise 5300 metre kampındalar. Ali 5800 metre kampına çıkmış. Hafif bir baş ağrısı varmış.

20.00 – Akşam yemeği. Emrah’ın boğazında ciddi bir sıkıntı var. Boğazında iltihaplanma gibi bir problemi var. Doktor ona bir hafta boyunca kullanmak üzere 2 kutu ilaç vermiş. Doktor tırmanışa hemen gitmemesini dinlenmesini önermiş. Emrah bu nedenle endişeli. Yarın tırmanışa gitmek yerine bir gün daha dinlenmek istiyor. Ertuğrul ve Mustafa ise bir gün daha bekleyerek zaman kaybetmek ve zirve tırmanışını riske sokmak istemiyorlar. Emrah endişeli. Bir kez daha doktorla konuşup iğne gibi yapılabilecek bir şey olup olmadığını öğrenmek istiyor. Doktor kesinlikle gitmemesini ve dinlenmesini söylüyor. Ama kendini ve ekibi riske sokup gitme kararı alıyor. Gidebileceğim yere kadar giderim düşüncesiyle tırmanışa gitmek istiyor. Emrah ve Oktay yarın saat onda hareket etmeyi öneriyorlar. Yarın saat onda gitmeyi kararlaştırıyorlar. Ama Emrah’ın durumu şu an çok zor görünüyor.

Oktay Polonya dağcılık okulundaki gençlerle görüşmüş. Dün zirveyi denemişler. Çok kar olduğu için geri dönmüşler. Yarın yeniden deneyeceklermiş.

22.30 – Kitap okuyarak uykumu getirmeye çalıştım. Ama bir türlü gelmedi.

 
08 Ağustos 2008 – Cuma


 

06.00 – Uyandım.

07.50 – Kalktım. Kahvaltıya gittim. Kahvaltıda salamlı yumurta, haşlanmış yumurta vardı. Yücel sabah sabah yine boş durmamış lor türü peynirin içine biraz kıyılmış soğan, biraz tereyağ ve kırmızı acı biber karışımı bir kahvaltılık hazırlamış. Yine Adana yemeklerini özledi herhalde. Pide de tazeydi ki çok hoş bir kahvaltı oldu. Ertuğrul’da soğuk algınlığı var. Tlyhot içiyor. Emrah pek iyi değil ama gidecek.

09.00 – Ali’nin baş ağrısı geçmiş. Ersan’ın grubu 5800 kampına, Başkanın grubu ise 6100 kampına hareket edecek. Sıcak bir gün ama biraz bulutlu ve rüzgarlı. Ertuğrul’un grubu hazırlık yapıyor. Bende çadırların önündeki masada, güneşin altında yazıyorum. Korkut yanıma oturdu ve vazgeçtiğini, gitmeyeceğini söyledi.

09.53 – Uzaktan helikopterin sesini duyduk. Günlerdir bu sesi öylesine özlemişiz ki çok özlediğimiz bir dostu bekler gibi sese doğru kilitlendik. Öylesine takılıp kalmıştım ki hafızamda bir hafta sonra onunla geri döneceğimiz canlandı. Sadece ben değil, herkes bize sıcacık gelen sese takıldı, başlarımız yukarıda. Bulunduğumuz Mashkov’s Camp’ın üzerinden geçerek İsmail Samani Peak’e doğru süzülüp oradan geri dönen helikopteri gölün yanındaki  alana inişine kadar izledik.

Helikopterden boşaltılan malzemeleri ana kampa taşıyan küçük traktör helikoptere doğru ilerledi.

09.58 – Alexander ve görevli iki kişi koşarcasına helikoptere doğru gittiler. Daha sonra Polonyalıların orta yaş grubundan 8-10 kişi helikoptere doğru koştular. Polonyalıların dağcılık okulundaki genç grubundan 5 kişi bugün zirveyi deneyecekler. Muazzezler de bugün zirveye gidecekler. Muazzezler 3 gündür 6400 metre kampında güzel havayı bekliyorlardı.

Korkut Pazar günü için İsmail Samani zirvesine gidenlerin aklimatize için antreman yaptıkları Vorobiov zirvesine çıkalım önersini getirdi. Bunu birkaç kez söyleyerek beni zorladı. Dizim eğer düzelirse tabiî ki çıkmak istediğimi söyledim. Çünkü hareketsiz kalmak iyice beni de bunaltmıştı.

10.10 – Helikopter havalandı ve üzerimizden süzülerek gözden kayboldu.

10.30 – Ertuğrul ve Mustafa hareket ettiler.

10.55 – Oktay ve Emrah hareket ettiler.

12.00 – Yücel uzun zamandır şu koyunlardan birini ben keseceğim diyordu. Arkasından da şu ateşin üzerinde bir ciğer kavurma yaparız, yeriz. Diye ekliyordu. Herhalde o gün bu günmüş ki öğle yemeğinden önce Tacikistan’lı Sadık’la koyunu kesmeye gittiler. Bir saat sonra ellerinde et dolu kovalarla geldiler. Dışarıdaki ateşin yanındaki masanın üzerinde önce ciğeri doğradılar. Ateşin üzerindeki tencerenin içerisine koydukları kuyruk yağı ile kavurup, biber ve domates eklediler. Öğlen yemeğinde ayran ile hoş bir yemek yedik. Taiwan’lı May ve erkek arkadaşı Harry’i de davet ettik. Harry hayvan kesilirken kameraya almış. Daha sonra da çok kötü olmuş.

Taiwan dilinde 50.000 karakter varmış. Normal de bunlardan 3.000 ve 5.000 karakterini kullanıyorlarmış.

Hava iyice kapatmaya başladı. Zirve çok kötü.     

13.00 – Ertuğrul ile telsizle görüştüm. Oktay ve Emrah’ı beklediklerini söyledi.

17.30 – Korkut, Yücel ve Burak voleybol oynuyorlar. Bende banyoya gidip bütün çamaşırlarımı yıkadım. Bol bol saunaya girip duş aldım.

19.00 – Dışarı çıktığımda hava inanılmaz kötüleşmişti. Sis ana kampa kadar inmişti. Ertuğrul aradı. Başkan’ın beni aradığını söyledi. Sauna da telsizi duymak için elimden geleni yapmıştım ama duyamamışım. Sanırım yarınki havayı öğrenmek için olabilir düşüncesi ile Alexander’ın yanına gittim. Alexander’ın ana kampta bir bürosu olduğu için genellikle orada oluyordu.

Hiçbir sorun yok dedi. Batıyı gösterdi. Batıda üzerimizdeki bulutların arasından batan akşam güneşinin ışıkları görünüyordu. Çok az bulut vardı. Ama üzerimiz bulutlarla kaplıydı ve dağ görünmüyordu. Dağ tamamen kara bulutlarla kaplıydı. Muhtemelen yukarıda kar yağıyordu.  

Gündüz batıdan çok yoğun kara bulut geliyordu. Ama şu anda çok az bulut vardı ve hava çok sakin görünüyordu.

“Orada fırtına yok” dedi. “Sabah kalkarsın hava güzelse bastırıp yukarıya gidersin” diye ekledi.

Yukarıdakilere tatmin edici bir hava durumu verebilmek için Alexander’ı sıkıştırmaya, ondan net veriler almaya çalışıyordum. Sizin hava durumunu öğrendiğiniz resmi bir kaynağınız yok mu diye sorduğumda “Hayır burası farklı bir dağ. Hava durumunu dinlemez.” dedi.    

Siz olsanız ne yapardınız, yarın tırmanış için kararınız ne olurdu, diye sordum.

“Siz tecrübeli ekipsiniz, karar sizin” dedi.

21.00 – Bunları olduğu gibi Ertuğrul ve Ersan’a anlattım. Sonradan öğrendiğimize göre Başkanın grubunun telsizinin şarjı azalmış, bu nedenle bizle sonradan iletişim kuramamışlar. Ama bizim belirlediğimiz saatlerde telsizlerini açtıkları için bu konuşmaları olduğu gibi onlarda duymuşlar.

Ersan 5800 kampında kar yağdığını söyledi. Ertuğrul 5300 de, Ersanlar 5800 de, Başkan’ın grubu ise 6100 metre kampındalar. Her akşam olduğu gibi bu bilgileri de vermek için Alexander’ın bürosuna gittim. Dışarı çıkıp havayı gösterip eliyle okey işareti yaparak “Yarın için hiçbir sorun yok” dedi. Bakalım, yarın öğreneceğiz.

22.30 – Kitap okuyup uyudum.

09 Ağustos 2008 – Cumartesi

07.30 – Kalktık. Hava inanılmaz sıcak. Resmen yaz havası gibi. Gökyüzünde bir tane bulut yok. Artık bu Alexander’a söyleyecek söz de yok. Kampa ve dağın havasına oldukça hakim.

08.00 – Kahvaltı.  Yücel üşenmeden kalkmış, gidip menemen yapmış. Biz gidene kadar da Korkut’la beraber bitirmişler. Burak ve ben yiyemedik. Ama öylesine serzenişte bulundum ki Yücel’e, bir hayli üzüldü, bir başka gün için söz verdi.

Ersan’ın grubu bugün 6100 kampına hareket ediyor. Saat on gibi de Ertuğrul’lar 5800 kampına hareket edecek. Başkanın grubundan haber yok. Ama programa göre çadırların boşalması için onlarında 6400 kampına hareket etmeleri gerekiyor. Rahatsızlığından dolayı ana kampta kalan Muazzez’in arkadaşı Ali Muazzezleri merak ediyor. Bir haftadır haber alamamış. Ersan’a sordum, 5800 metre kampındaki çadırlarının boş olduğu, muhtemelen yukarı kamplarda olduğunu ve haber alınca hemen ileteceğini söyledi.

09.30 – Korkut küçük sırt çantasını alıp yürüyüşe gitti. Akşam olmadan döneceğini sanmıyorum. Şu sıralar hafif bir rüzgar çıktı. Çadıra girip kitap okuyup uzandım.

12.45 – Ertuğrul 5800 metre kampına gelmeden önceki 80 derecelik eğimli sabit hatta girdiklerini söyledi.

13.30 – Ersan aradı. 6100 metre kampına ulaşmışlar. Yeni bir plan düşünmüşler. Eğer bugün 6400 kampına ulaşabilirlerse Başkanın grubu ile yarın zirveyi deneyecekler.

Muazzezizlerdende haber almışlar. Muazzez’in arkadaşları Niko ve Serdar zirveye ulaşmışlar. Muazzez zirveye 100 metre kala geç kaldığı için 7000 metreden dönmüş. Dönüyorlarmış. Onların arkadaşı Ali’ye haberi ilettim. Biz tekrar 15.00 da görüşeceğiz.

15.00 – Ersan’ın grubu 6100 metre kampına ulaşmış. 6400 kampına gitmekten vazgeçmişler. Ertuğrul’un grubu ise 5800 kampına ulaşmışlar. Her iki ekipte 6400 kampında bir araya gelip zirve tırmanışını birlikte yapmayı planlıyorlar. 6400 metre kampı çok geniş bir kamp yeriymiş. Şu anda orada 20 çadır varmış. Bu arada yeni öğrendiğimize göre sadece Polonyalı değil bir Rus dağcısı da kayıpmış.

20.00 – Akşam yemeği. Safiye bu akşam bize Türk usulü salata hazırlamış.

10 Ağustos 2008 – Pazar


07.30
– Kalktık. Sadece dağ kapalı. Batı tarafı ise bulutlu. Hafif rüzgar var. Bugün Ertuğrul’un grubu 6100 kampına, Ersan’ın grubu ise 6400 kampına hareket edecekler. Başkanın telsizinin şarjı bittiği için haberleşemiyoruz.

08.00 – Safiye kahvaltıda bize menemn yaptı. Artık bizim ağız tadımıza uygun yiyecekler hazırlamaya çalışıyor. Taiwan’lı May ve arkadaşı Haryy’de bizimle kahvaltı yapıp, menemenin tadına baktılar. Taiwan’da da aynısını yaptıklarını ama içine şeker koyduklarını söyledi.   

13.00 – Ertuğrul’un grubu 6100 kampında. 6400 kampına gitmek için Ersan’la haberleşmek istiyor. Ersan henüz telsizi açmadı. 5800-6100 arası trafik oldukça yoğunmuş. Nihayet Ersan telsizi açtı ve Ertuğrul’la görüştüler. Ertuğrul İranlılarla görüşmüş. Başkanın grubu zirveye gidiyormuş. Ersan ise Ruslarla görüşmüş. Başkanın grubunun yedi dolayında tırmanışa başladığını söylemiş.        

Ersan telsizde Ertuğrul’a 6400 metre kampı çok geniş. Buraya gelin diye önerdi. Bir buçuk saatte 6400 kampına gelebileceklerini söyledi.

Ertuğrul daha sonra iki çadırı söküp oraya geleceklerini bildirdi.

Ersan şu anda sabah zirveye gidenlerin dönmeye başladıklarını söyledi. Ayrıca Ersan 6100 metre kampının çok gereksiz olduğunu ve şu an 6400 kampında 23 çadır olduğunu söyledi. Saat 18.00 da görüşeceğiz.

Burada hafif rüzgar var. Kaç gündür ana kampta Communism Peak tırmanışı için hararetli bir çalışma vardı. Rota üzerindeki sürekli düşen çığlar izleniyor ve tırmanış izni için bekleniyordu. Rota üzerindeki çığlar düşmüş, rota tırmanılır hale gelmişti.  Bugün ilk grup Peak Communism tırmanışına başlayacak. Grubun ilk hedefi 5100 metre kampına çıkmak. May’in arkadaşı da ilk grupta tırmanışa gidecek.

Peak Communism ekibinin de tırmanış hazırlıklarını ve sırt çantaları ile rotaya doğru gittiklerini gördükçe canım çok sıkıldı. Fazla antreman yapmanın dizime bu kadar acı vereceği aklımın ucundan geçmezdi. Lise ve üniversite öğrenimim boyunca atletizm yarışmalarına katılıp düzenli bir şekilde antreman yapıp da şu an burada oturup zirvelere gidenleri izlemek bana koyabildiğince en acı bir şekilde koyuyordu. Hele buraya kadar gelip de Korzenevzkaya’ya  tırmanmanın zevkini alamamak çok acı.

16.30 – Kampın Rus Doktoru Rus tırmanış ekibinden Nataşa ile birlikte bizim çadırların önündeki oturduğumuz masaya geldi. Rus doktor İngilizce bilmediği için Nataşa tercüme etti. Yukarıda zor durumda olan Basklılara bizim ekipten yardım etmişler. İsim olarak kim olduklarını bilmediklerini ama Türk Ekibine teşekkür etmek istediklerini söylediler. Bunu duymak benim için de sürpriz oldu. Bende bu teşekkürleri ekibimin adına alıp saat 18.00 daki telsiz konuşmasında ileteceğimi söyledim.     

18.00 – Ertuğrul ile görüştük. Yardımı Ertuğrul’un grubu yapmış. Ben de aynı teşekkürleri Ertuğrul’lara ilettim. Ali’ler hala zirveden dönmemişler.

Dr. Muazzez kampa dönmüştü. Sohbet ettik. Onların grubundan Serdar Özgür Ata ve Fransız Niko zirveye tırmanmışlar. Niko daha önce Türkiye’de Total firmasının sorumlusu olarak çalışmış. Güzel Türkçe konuşuyor. Şu an ise Prag’da çalışıyor.

Muazzez ise zirveye giderken geride kimse kalmamış. Yoğun bir şekilde sis bastırmış. Görüş mesafesi yer yer 5 metreye kadar düşmüş. Zirveye 100 metre kala dönmüş. 6400 metre kampına ulaştıklarında çadır pollerini bir alt kampta unuttuklarını fark etmişler. Bu nedenle 6400 kampında bivaklamışlar. Bazen yağan karın altında zor anlar yaşamışlar. Bivakta kalıpta su ısıtmak onları çok yormuş.       

Muazzez kamp için 1900 Euro ödemiş. Uçak bileti ise 750 Euro tutmuş. Toplam tırmanış maliyeti ona 3000 Euro’ya mal olmuş. Muazzez aklimatize için tırmanışını 5600 metre kampında tamamladı. Sonra ana kampa döndü ve zirve tırmanışına başladı. 

20.00 – Safiye yine bize Türk usulü salata hazırlamış. Pilav üzerine et koymuşlar. İkişer tabak yedik. Burak plavın yanına kola aldı. May bizim masadaydı bu akşam. Harry tırmanışa gittiği için bugün yalnız. May Taiwan’ın başkenti Taipei’de bir hastanede röntgen servisinde çalışıyor.   

21.00 - Ersan aradı. Ali’ler hala dönmemişler. Yaklaşık iki-iki buçuk saat uzaklıkta bir ışık gördüklerini, başka bir gelişme olmadığını söyledi. Normal şartlarda yarın üç buçukta kalkıp 04 te tırmanışa gitmek istediklerini ama yukarıdaki grubu beklediklerinden dolayı uyuyamadıklarını ekledi. Ara sıra kar yağıyormuş ama çok yoğun değilmiş. O görünen tek ışığın muhtemelen bizim grubun olduğunu söyledi. Saat 23.00 da görüşmek üzere ayrıldık.   

22.10 – Lokanta kısmı kapandı. Elektrikler gitti.

22.30 – Şu an bu yazıları yazıyorum. Ama içimizde hala çok büyük bir tedirginlik var. Telsiz açık. Yukarıdan gelecek habere kilitlendik. Alın lambası ile kitap okuyorum ama okuduğumu anlamıyor gibiyim.  

23.00 – Burak telsizden gelecek haberi duymak için bizim çadıra geldi. Ersan aradı. O görünen tek ışık Musa’ymış. Dolayısıyla kampa önce o gelmiş. Diğerlerinin ise 45 dakika sonra gelebileceklerini söyledi. Haber çok güzeldi. Ama haberlerin en güzeli ise Başkanın grubundaki herkes zirve yapmıştı. Birinci gruptaki Başkan Alaattin Karaca, İsmail Yılmaz, Ali Şahin, Musa Karahan, Mevlüt Arıs ve Ercan Ataman Korjenevskaya zirvesine başarıyla ulaştılar. Ersan yarın zirve için geç olduğunu ve henüz ne yapacaklarına karar vermediklerini söyledi.  Şu an 6400’de 4 çadır varmış.
23.30 – Rahatlamış bir şekilde sıcacık tulumun içinde uyumaya çalıştım.

 

11 Ağustos 2008 – Pazartesi 

 

07.00 – Kalktık.

08.00 – Kahvaltı.

09.00 – Korkut önde ben arkada Korjenevskaya ve Varabiov zirvelerinin arasında uzanan buzulun yanından takip ederek iki buçuk saat boyunca yürüdük. Buzulu ve çevreyi fotoğrafladık.

11.30 – Kampa döndük.

14.00 – Yemek.

15.30 – Nurdoğan aradı. Oktay, Barış ve Nurdoğan zirveyi yapmışlar ve 6400 metre kampına dönmüşler. Onlar zirveden dönerken diğerlerinin zirveye en az bir saatleri varmış. Sabah 06.15 de zirveye hareket etmişler. 11.30 da zirveye ulaşmışlar. 15.30 da 6400 kampına dönmüşler. Dün gece en son grup 24.00 da kampa dönmüş.

17.00 – Hava çok kötü kapattı. Dağların hepsi kapkara bulutlarla kaplı. Kampı da sis kapladı. Ertuğrul 6400 kampındaki Barış ile görüştü. Barış sıcak suların hazır olduğunu ve kampa ne zaman gelebileceklerini sordu. Ertuğrul yaklaşık 2 saat içinde 6400 kampında olabileceklerini söyledi. Grubun hepsinin zirve yaptığını ve kendisiyle beraber, Serdar ve Burak Çankaya ile birlikte olduklarını ekledi.

17.30 – Ana kampta kar yağmaya başladı. Her taraf kapalı, sisli ve soğuk. Musa ana kampa geldi. 5300 metre kampında beli ağrıdığı için kalmamış. Başkan, İsmail Abi, Mevlüt Abi, Ercan ve Ali 5300 metre kampında kalmışlar. Bugün 6400 kampından 5300 kampına indiler.

Musa’nın açıklamasına göre, Musa’ların grup 06.00 da tırmanışa başlamış. Musa 14.45’de zirvedeymiş. 15.45’de İsmail ve Mevlüt Abi zirveye ulaşmış. 16.20’de Ercan zirveye çıkmış. 16.45’de hep birlikte zirvedelermiş. 17.00’de zirveden ayrılmışlar.

18.15 – Ersan aradı. Serdar’la birlikte 6400 kampına dönüyorlarmış. Kar yağıyormuş. Dışarıda telsizle konuşurken Alexander yanıma geldi ve bizimkilerin nerede olduklarını sordu. Yukarıya giden bütün ekibin zirve yaptığını söylediğimde “Harika” diyerek tebrik etti.

Başkan’ı, Ertuğrul’u ve Ersan’ı sordu. Onların grup liderleri olduğunu biliyordu. Nerede olduklarını sordu. Tek tek anlattım.

Şu an 5 kişi 5300 kampında, 9 kişi ise 6400 kampındalar.

Kar iyice şiddetini arttırdı. Hava ise oldukça soğuk.

19.00 – Ertuğrul ile görüştüm. Kampa ulaşmışlar ve herhangi bir sorun yokmuş. Herkesin sağlığı çok iyiymiş. Orada da kar yağıyormuş.

20.30 – Yemek yerken birden Ali ve Ercan’ı karşımızda bulduk. 5300 kampında kalmamışlar. Dışarıda kar yağdığı için bir hayli ıslanmışlardı. Kucaklaştık. Hoş bir sürpriz oldu. Kar yoğun bir şekilde yağıyor. Yemekhanede çok neşeli bir ortam oluştu. Keyfi yerinde olanlar kalkıp kendi ülkelerine özgü oyunlar oynadılar. Cesur’un televizyondan bulduğu müziklerle coştular.

22.20 – Elektrikler kesildi. Çadırlara döndük. Sis dağılmış, dağ açılmış ve kar durmuştu. 



 

Faik Can ÖZEN

Türkiye Dağcılık Federasyonu Antrenörü

Ondokuzmayıs Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü - Samsun






Son Güncelleme: Perşembe, 05 Kasım 2009 00:17