SAMSUN ONDOKUZMAYIS DAĞCILIK VE DOĞA SPORLARI KULÜBÜ

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Home TDF Peak Lenin Tırmanışı - Kırgızistan

Peak Lenin Tırmanış Günlüğü

e-Posta Yazdır PDF

  Türkiye Dağcılık Federasyonu

  25 Temmuz - 16 Ağustos 2007

Kırgızistan - Peak Lenin - 7134 m. Tırmanış Günlüğü

 

24 Temmuz 2007 - Salı

14.00 - İstanbul Vatan Caddesi Akgün Otelinde toplandık. Akşam saat sekizde toplantı yapacağız. Toplantı saatine kadar eksiklerimizi gözden geçirdik ve Vatan caddesindeki Migros’tan yiyecek alışverişlerimizi yaptık. Ayrıca eczaneden de gereken ilaçları aldık. 

20.00 - Toplantıda son gelişmeler gözden geçirildi. Federasyon Başkanı Alaattin Karaca bugüne kadar olan gelişmeleri özetledi. Bundan sonraki yapılacakları anlattı ve bu faaliyetin ulusal bir tırmanış faaliyeti olduğu için en ufak ayrıntılara bile dikkat edilmesi konusunda uyarılarda bulundu. Her iki ekibin bu tırmanışları başarıyla gerçekleştirip herkesin zirveye ulaşacağına inancının tam olduğunu belirtti. Çünkü buradaki sporcuların Türkiye Dağcılık Federasyonu Yönetim Kurulu tarafından Türkiye Dağcılık Federasyonu Teknik Kurulunun değerlendirdiği istatistiki verilere dayalı olarak titizlikle seçildiğini söyledi. Ayrıca Yönetim Kurulunun belirlediği üzere bu faaliyette Peak Lenin tırmanışına katılacağını, bilgi ve becerisini bizlerle paylaşmaya gayret edeceğini ekledi. Daha sonra Ersan Başar ise yurt dışı ile yapılan en son görüşmeleri aktardı. Oradaki program konusunda bilgi verdi. Toplantıdan sonra Akgün otelde kalındı.

 

25 Temmuz 2007 - Çarşamba

 

 

11.00 - Kamuoyunu ve camiamızı bilgilendirmek amacıyla basın toplantısı yapıldı ve hazırlanan basın bildirisi basına dağıtıldı. Toplantının ardından otelde son hazırlıkları tamamladık. 

14.00 - Türkiye Dağcılık Federasyonu Yönetim Kurulu üyelerinden iş adamı Ahmet Hamdi Esen beyin gönderdiği iki araçla Atatürk Hava Limanına hareket ettik. Prof. Dr. Okay Vural, Ahmet Hamdi Esen ve dağcıların katılımı ile uçuş işlemleri kısa zamanda tamamlandı.   

19.50 - Bishkek uçağımız havalandı. Türk Hava Yolları TK 1348 sayılı uçağı ile uçuyoruz.  

 

26 Temmuz 2007 - Perşembe

00.30 - Bishkek deyiz. Saatleri hemen 3 saat ileri alıyoruz. Saat şu an Bishkek’de 03.30.  

03.58 - Bagajlarımızı bekliyoruz.

04.30 - Havalimanındaki bütün işlemler bitince Kırgızistan’daki iletişim kurulan şirketin elemanları bizi iki minibüsle almaya geldi.   

05.00 - Grand Hotel’e geldik.

05.30 - Gün ışımaya başladı. Uyumaya çalıştım ama nedense uyumakta zorlandım.

10.45 - Zar zor uyuduktan sonra 5 saatlik uykuyla uyandım. Benim çadır arkadaşım Erzurum Dağcılık İl Temsilcisi Çetin Bayram. Bu etkinlik boyunca her şeyi birlikte paylaşacağız. Bu nedenle de Grand Hotel de aynı odadayız. Aslında kalkış saatimiz ondu. Bugün çok dolu bir gün olacak. Türk Büyükelçiliğinde resepsiyon var. Ayrıca Mustag Ata’ya gidecek ekibi bugün yolcu edeceğiz. Narin’e doğru minibüsle hareket edecekler. Ardından eksik olan malzemeler yani ufak tefek diş fırçası, macun, günlük tutacağım bir defter ve asıl önemlisi ultraviyole gözlük almam gerek. Dağcılık malzemesi satan bir dükkan bulmalıyım. Gözlüğüm var tabiî ki ama yeterliliği konusunda içimde bir tereddüt var. İstanbul’da dağcılık malzemesi satan bir kaç mağazada aramış ve bulamamıştım.Diğer arkadaşlar zamanında kalkıp kahvaltılarını yapmışlar. Bizde Çetinle ayrıca oturup kahvaltımızı yaptık. Grand Hotel hoş bir yer. Anayol üzerinde ve merkezde sayılır. On dakikalık yürüyüşle şehir merkezine ulaşabiliyorsunuz. Arka da bir bahçesi var. Çimenlerin ağırlıklı olarak bulunduğu güzel bir bahçe. Masaların üzerinde çok hoş bir kahvaltı yaptık. İşin ilginç tarafı resepsiyondaki kişiden tutun servis yapanlara kadar hepsi bayan. Böyle bir otelde bütün işleri yapan görünürde bir erkek yok. Kahvaltı ise doğranmış domates, salata, omlet, ekmek ve porselen demlik içinde sallama çay. Burada farkına vardığımız bir de su konusu var. İki türlü su satılıyor. Normal su ve gazlı su. Gazlı su diye satılan mineralli su. Bizim maden sularına benzer. Ben sevdim ve daha çok mineralli suyu tercih ettim.  

13.40 - Büyükelçiliğe gitmek üzere otelden ayrıldık. Bizi götürmek için şirkette çalışan Dinara isimli bayan geldi. Türk okulunda okuduğu için bizimle Türkçe konuşuyor ve anlaşıyoruz.

14.00 - Büyükelçilikteyiz. Kırgızistan  konsolosluğumuz, Büyükelçi Vekili Sayın Semra Rana Gökmen ve eşi Sayın Özgür Gökmen, Dağcılık Türk Takımımıza resepsiyon verdi. Resepsiyona Kırgızistan Türk İş Adamları Derneği Başkanı ve yönetimi de katılmıştı.  Yapılan tören sonrası verilen nefis Türk yemekleri Kırgızistan Türk İş Adamları sponsorluğunda gerçekleşmiş. Adımız Dağcılık Türk Takımı. Bu ismi çok sevdim. Doğru çünkü biz 21 kişiden oluşan büyük bir takımız. Burada Türklerle olmak çok hoş. Kırgızistan’ı ilk tanıyan ülke Türkiye olduğu için Bishkek’teki en merkezi ve en iyi yer Türk Konsolosluğuna verilmiş. İlk açılan elçilik Türkiye olduğu içinde plakalarda 01 ile başlıyor. Ayrıca binanın harika bir bahçesi var ki burada bize yemek sundular. Yemekte Kırgızistan Türk İş Adamları Derneğinde sekreter olan Erdal Yalvaç ile tanışıyoruz. 11 yıl önce buraya Tarih okumak için gelmiş. Ondan edindiğimiz bilgilere göre burada 5000 dolayında Türk varmış. Ayrıca 150 Türk şirketi bulunuyormuş. İki üniversite varmış. Bunların birisi Devlet üniversitesi diğeri ise özel Sebat üniversitesi.   

15.30 - Büyükelçilik ve Turizm firması araçları ile kaldığımız otele hareket ettik.

16.00 - Her iki ekip son bir toplantı yaptık. Bir kez daha ayrıntıları da gözden geçirdikten sonra Mustag Ata ekibini yolcu ettik. Daha sonra şehir merkezine yürüyerek alışveriş eksiklerimizi hallettik. Nevzat, Durmuş, Çetin ve ben dağcılık malzemesi satan iki mağazaya girdik. Merkezde döviz bürosunun altında bulunan mağazada aradığım gözlüğü buldum. Satıcı bayan Julbo gözlüğü 71 dolardan 1 dolar aşağıya inmedi. Dolarları bozdurup com olarak verdim. 1 dolar 37 com. Ama com burada som olarak okunuyor. Yine kafelerden, lokantalardan, internet salonlarından, mağazalardan tutun sokaktaki tezgaha satış yapanlara kadar hepsi bayan. Dükkanlarda erkek görmek inanın çok zor. Hava kararınca otele dönüp bahçede porselen fincanlarda çay içerek sohbet ediyoruz. 
 

27 Temmuz 2007 - Cuma

 

05.00 - Telefonun sesiyle uyanıyoruz.   

05.30 - Bahçeye inip kahvaltı yapıyoruz. Kahvaltıda bu kez iri mantı, yanında doğranmış salatalık ve çay var.            

 

06.10 - Hurçlarımızı hazırlayıp otelden ayrılıyoruz.                                  

 

06.40 - Uluslar arası Manas havaalanındayız. Osh’a gideceğiz. Dinara bu kez gelmedi. Bu sefer bize eşlik etmek için anne ve babası Tatar olan Amina geldi. Gelen bayanlar özellikle genç ve güzel. Havaalanına gelince uçağın geciktiğini öğrendik. 07.15 de kalkacak olan uçak iki saat rötarla 9.15 te kalkacak. İki buçuk saat havaalanında bekleyeceğiz.                   

 

09.30 - Uçak havalandı. Küçük, gürültülü, 60 yolcu koltuğu olan eski bir uçak. Zaten on bir yolcusu biziz. Sade gofreti bizim güzel gofret paketi gibi süslemişler, bir de yanında gazlı dediğimiz mineralli suyu plastik bardak içinde sundular bize. Gofret inanılmaz berbat. Bir saatlik bir uçuştan sonra Osh’a geldik.                

 

10.30 - Osh’dayız. Osh küçük ve yeşil bir yerleşim yeri.                           

 

11.15 - Türk’e benzeyen birisi yanımıza gelip Sofia’dan bahsetti. İngilizce bilmiyor. Allah’tan diğer turun rehberi İngilizce biliyordu da o açıkladı. Bizimle konuşmaya çalışan bizi götürmeye gelen şoförmüş. Ama derdini anlatamadığı için de Sofia’dan bahsetmiş. Aslında bizi almaya gelecek olan Sofia. Ama o gelmediği için de sorun oldu. Sofia ile sonradan telefonla iletişim kurup neler yapacağımızı öğrendik. Sonradan da şoförle sıcak bir ilişki kurduk. Neyse ki Mercedes Unimog Kamyondan bozma, arkasında 12 koltuğu bulunan bir araçla havaalanından hareket ettik. Bülent ve ben aracın önünde şoförün yanındayız. El işaretleri ile anlaşıyoruz.              

 

11.45 - Sofia ile telefon görüşmesi yaptık. Dört saat sonra Yurt Kamp olduğunu ve burada güzel bir öğle yemeği yiyebileceğimizi söyledi. Taldik denilen bölgede bulunan Yurt Kamp, turların yemek için mola verdiği bir yer.                       

 

12.00 - Hala Osh’dan çıkamadık. Bir evin önünde durduk. Evin bahçeye açılan büyük kapısından büyük bir hortum ( İtfaiye aracının hortumu gibi ) çıktı. Hortumun ucunu doğruca arabanın benzin deposuna götürdü, hortumla beraber dışarı çıkan adam. Kapı genişçe açıldı ve diğer hortumun ucunun içerdeki varile takılı olduğunu gördük. Hortumu benzin deposuna takan adam içeri girip tam hortumun yarısına yerleştirdiği santrifüj motoruna benzer motoru çalıştırdı. İşin ilginç tarafı bazı evlerin önünde küçücük tahta masalar üzerinde şişe içinde benzin görüyorduk. Demek ki sistem böyle çalışıyormuş. Benzin istasyonları tabii ki var. Eğer istasyondan alırsanız litresi 21.30 com. Evlerden alırsanız 20 com. Arada 1.30 com fark var. Yani yaklaşık iki litresi bir dolar. Bu nedenle de evlerdeki benzinler itibar görüyor.                     

 

12.30 - Yarım saat süren benzin alışverişinden sonra nihayet hareket ettik. Hava çok sıcak.    

12.33 - Hareket ettikten sadece üç dakika sonra bir trafik polisi durdurdu. Biz herhalde dağa gidemeyeceğiz. Şoför arabadan inip polisin yanına gitti. Döndüğünde yirmi com işareti yaparak işi bağladığını ifade etti. Ceza trafikle ilgili kaçak benzinle değil.

14.00 - Nihayet şehir dışına çıktık ve hafif eğimli yolda yükselerek ilerliyoruz. Sürekli nehir yatağının yanında süzülen yoldan gittik. Yol boyunca her evin önünde kimi küçük, kimileri büyük yemyeşil bahçeler, bahçelerin sınırını oluşturan yine yemyeşil ağaçlar. Evlerin üstünde eski boru şeklindeki antenler. Nehir hayat vermiş buralara. Havanın hala yağmurlu olması da bu yeşilliği cesaretlendirmiş. Ayrıca yol boyunca Rusların askeri birliklerinden kalma uzun askeri barakaları, kenarlarda sınıra benzeyen tel ya da taşlardan örülü kalıntıları, askeriye giriş kapılarını, boş askeri binaları, gözetleme kulelerini görmek mümkün. 2100 metreye geldiğimizde hava iyice serinledi. Her yer ıslak ve nemli. Yağmurun yeni yağdığı yoldaki su birikintilerinden ve çamurlardan anlaşılıyor. Büyük bir yayladan geçtik. Bizim yaylalardan tek farkı ev yerine aynı tip büyük çadırlar. Yol kenarında satış yapan küçük barakalar var.  

14.20 - 2400 metreye ulaştığımızda hava bir hayli serinledi. Artık üstümüze kalın giysileri, polarları giydik.                

 

14.40 - Yağmur başladı. Yukarıdan gelen nehir neredeyse toprak akıyor.                                        

16.30 - Taldik denilen yere geldik. Yemyeşil bir yer. Ağaçların arasında inşa edilmiş küçük bir bina. Bütün servisler burada hazırlanıyor ve yapılıyor. Önünde iki büyük, yuvarlak kıl çadır. Arkasında ise yine iki büyük çadır. Bizi Bar denilen arkadaki büyük çadırlardan birine aldılar. İçerde küçük siniler ve etrafında oturmak için küçük yastıklar var. Yandaki çadırlar ise yatak çadırları. Biz burada kalmayacağız. Sadece yemek yedikten sonra 3600 metredeki ana kampa gideceğiz. Önce bize kahve getirdiler. Yine servisi genç bayanlar yaptılar. Daha sonra da yine fincan demlikler içinde çay hazırladılar. Her çay servisinden önce siyah mı yoksa yeşil mi çay içmek istediğimizi sordular. Yaklaşık 1,5 saat sonra yemek hazırlandı. Hepimiz çok açız. İçinde et olan bir çorba ile başladık. Ardından patatesli ve etli bir yemek geldi. Yanına soğan istedik. Ekmekte harikaydı. Çok keyifli bir yemekten sonra bir kez daha çay içtik. 

19.15 - Yurt kamptan hareket ettik. Hala yağmur atıştırıyor.                     

20.00 - Yağmur yerini artık kara bıraktı. Arabanın içi karanlık. Herkes uyuyor daha doğrusu uyumaya çalışıyor. Çünkü hepimiz yorgunuz, ayrıca araba da iyice yordu. Dışarısı da çok karanlık. Sadece arabanın farlarından yolu görüyoruz. Arabanın farlarının yaydığı ışıktan süzüle süzüle yağan karı izlemek çok hoş. Saatler ilerledikçe iyice bastıran uykumuzu yolun kalın ve iri taşları sürekli tehdit ediyor. Bir türlü uyumamıza fırsat vermiyor, direniyoruz. Gözlerimiz kapalı ama uyuyamıyoruz. Artık derelerin içinden de geçmeye başladık. Dere sularını yararak ilerliyoruz. Tuvalet ihtiyacı da sıkıntı olmaya başladı ama aldıran yok. Üstelik duyan da yok. Bu sıkıntılarla olacak şey değil, hiç gelmeyecekmişiz gibi gelmişti ama nihayet geldik. Yaşasın!       

24.00 - Ana kampa geldik ve gelir gelmez de herkes tuvalet için farklı yönlere fırladı. Kar atıştırıyor, karanlık ve soğuk. 3600 metredeyiz artık. Aşağıdaki çadırlardan burada da iki tane var. Birisi mutfak hizmetleri için kullanılan diğeri ise yemek yenilen çadır. Çadırların hemen yanından küçük bir dere geçiyor. Dimitri kısa ismi Dima olan ve daha sonra çok iyi anlaştığımız Kore asıllı Kırgız bizi hemen yemek çadırına aldı. Sanki beş masa, etrafında dörder sandalye, VCD ve televizyondan oluşan dağ başında küçük bir kafeterya. Dima sıcak çayla beraber kurabiye türü şeyler sundu bize. Domates ve sarımsakla hazırlanıp küçük kaselerde sunulan sosa benzeyen yiyeceği tadıyorum, hoşuma gidiyor ve çayla yiyorum. Çoğumuz yorgun olduğumuz için yemeye fazla zaman ayırmadan ikişer kişi çadırlara geçiyoruz. Çadırlar ayakta durabileceğiniz kadar büyük. Hurçlarımızı çadırlara taşıyoruz. İç tente ile dış tente arasında malzemeleri koyacak kadar boşluk var. Yerde kalın bir sünger ve üzerinde de mat var. Hemen tulumlarımızı çıkarıp yatıyoruz. Bu faaliyet için aldığım Salewa Diadem 1000  - 40 lık tulumu ilk kez burada kullanıyorum. Ne yazık ki gece ikiye kadar uyuyamadım. Sıcaktan bunaldım. Hiç alışık olmadığım tulum beni sıcaktan uyutmadı. Tulumun içi sanki fırın. Ama dışarısı buz gibi. Gece ikiden sonra uyuyabildim. Yine de ara sıra uyandım. 

 

 

28 Temmuz 2007 - Cumartesi

 

07.30 - Uyandım. Base camp olarak adlandırılan bu yer 3600 metrede düz bir alan. Kamp alanından Pamir dağlarının doruklarını ve Peak Lenin’in doruğunu görebiliyorsunuz. Bembeyaz buzlarla ve karlarla kaplı dağlar çok etkileyici. 

08.15 - Kahvaltıdayız. Salam, kaşar peyniri, tereyağı ve dün gece ki domates sosu her zaman masada bulunan yiyecekler. Ayrıca herkese tabakta omlet yumurta ve sosis getirdiler. Her masada iki litrelik içinde sıcak su bulunan birer termos bulunuyor. Çay ya da kahve için her öğünde masalara konuyor. Masalarda ayrıca siyah, yeşil çay, neskafe ve süt tozları da bulunuyor. Servisi uzun boylu Rus bayan Maria yapıyor. Kahvaltıdan sonra Dima’nın çadırına Başkan Alaattin Karaca ile beraber gidip program hakkında konuştuk. İçinde bir yatak, malzemeler, 4400 kampı ile haberleşmek için kullanılan telsiz ve bilgisayar olan bir çadır. Dima bu kampın sorumlusu. Dima’nın İngilizcesi yeterli olmadığı için de Dima Maria’yı çağırdı. Maria Rusçaya çalan İngilizcesi ile Dima’ya yardımcı oldu. Bende çok rahatladım, en azından Maria ile daha rahat anlaşabildik. Dima’nın anlamadığı zamanlar konuya girip Dima’ya açıkladı. Onların bize hazırladığı programda değişiklikler yapıyoruz. Çünkü onların hazırladığı programa göre aklimatize için en son 6200 kampından sonra 3600 metredeki bu ana kampa dönmemiz gerekiyor. Ayrıca onların programına göre burada hazırlık günü olarak konan bir gün daha fazla kalmamız gerekiyor. Bu bize zaman kaybettirecek. Havanın bozması durumunda zirveyi tekrar denemek için fazla zamanımız yok. Eğer aklimatize tırmanışından sonra 3600 metreye dönmez 4400 metrede ileri birinci kampta kalırsak fazladan iki gün, bir gün de burada fazladan kalmazsak üç gün fazla zamanımız olacak. Programı değiştirerek böylece üç gün kazanıyoruz. Sonuçta burada üç gün değil iki gün kalacağız. Bütün konuları içeren bu konuşma 45 dakika kadar sürdü. Programa son şeklini verdik. Ardından Başkan arkadaşlara açıklamada bulundu ve saat 11.00 de aklimatizasyon amacı ile 4400 metreye yürüyeceğimizi söyledi. Zaten programda olan bir tırmanıştı ve herkesin haberi vardı. Herkes hazırlığını yapmıştı. Ben hazırlıksızdım. Programın son şekli ise şu şekilde kesinleşti.

 

 

28 Temmuz 2007        Aklimatize Tırmanışı  

29 Temmuz 2007        3600 m. Dinlenme Günü 

30 Temmuz 2007        4400 m. Tırmanış ve Dinlenme 

31 Temmuz 2007        5400 m. Tırmanış ve Dinlenme 

01 Ağustos 2007        6200 m. Tırmanış ve Dinlenme 

02 Ağustos 2007        4400 m. Dönüş 

03 Ağustos 2007        4400 m. Dinlenme 

04 Ağustos 2007        4400 m. Dinlenme 

05 Ağustos 2007        5400 m. Tırmanış 

06 Ağustos 2007        6200 m. Tırmanış 

07 Ağustos 2007        6400 m. Tırmanış 

08 Ağustos 2007        Zirve ve 6200 m. Dönüş 

09 Ağustos 2007        4400 m. İniş 

10 Ağustos 2007        3600 m. İniş 

11 Ağustos 2007        3600 m. Dinlenme 

12 Ağustos 2007        3600 m. Dinlenme 

13 Ağustos 2007        3600 m. Dinlenme 

14 Ağustos 2007        Osh’a Hareket 

  

Eğer herhangi bir nedenle zirveye ulaşmakta bir sorun yaşarsak 11, 12, 13 Ağustos günlerini zirveye yeniden tırmanış yapmak için kullanabileceğiz.

11.30 - Ben çadıra geçip hazırlık yaparken Başkan yarım saat önceden yürüyüşe başlamış. Tabiî ki ben o sıra çadırdaydım. 10.30 da yürümeye başlayacaklarını da söylediler ve gittiler. Ben suluğu, Camel bag’i hazırlayıp dereden içine su koyup yola koyulana kadar 20 dakika geçti. Onlar bir hayli yol almışlardı. Arkalarından hiç mola vermeden yetiştim. 4400 metredeki ileri 1. kampa giden patikayı takip ettik. Dünkü yağmur nedeniyle her yer nemli ve ıslaktı. Patika bazı yerlerde çamurluydu. 3600 metredeki ana kamptan geçide kadar her yer yemyeşil otlarla kaplıydı ve birkaç da küçük şelale vardı. Yaklaşık 4200 metre olan geçide doğru yürüdük. Geçide çıkan patika zig-zag yaparak yükseliyordu. Sırtlarında çantalarıyla 4400 metre kampına gidenler ve yukarı kampa malzeme taşıyan katırlarla patikada yoğun bir trafik vardı. Geçitten sonra patika yine aşağıya doğru inip güneye, 1. kampa doğru çarşaklı araziden süzülerek uzanıyordu. Patika tamamen buzullarla kaplı araziyi takip ederek 4400 metre kampına gidiyor. Geçidi aştıktan sonra aşağıya inip yeşilliklerin üzerinde dinlenen diğer dağcılar gibi bizde yeşil çimenlerin üzerine uzanıp keyfini çıkardık. Gerçekten tam keyif, güneşte öyle bir ısıtıyor ki. Her ne kadar Sayın Başkanımız yerinde duramıyor ve bizi 4400 metredeki 1. kampa kadar götürmek istiyorsa da yapılan oylama sonucu kaybedip o da bizimle beraber dinlenmek için yemyeşil otların üzerine uzanıverdi. Çünkü katırcılardan buradan sonra kamp yerine daha dört saat yol olduğunu öğrenmiştik. Gidiş geliş sekiz saati bulabilirdi ve karanlığa kalabilirdik. Genel düşünce buydu. Ayrıca ayaklarımızda da plastik ayakkabılar vardı. Yol kötü ve karlı olabilir düşüncesiyle hepimiz plastik ayakkabılarımızı giymiştik. Plastik ayakkabı bu patika için gereksiz, spor ayakkabılar yeterli. Peak Lenin’i çok net görebiliyoruz artık. Marmot denilen iri hayvanları izledik, tavşanların neredeyse iki katı büyüklükte. Sanki köstebek gibi toprağın içine girip kayboluyorlar.  

14.30 - Dönüşe geçtik. Dönüş yolunda Özbek bir aile ile karşılaştık. Türkçe konuşarak anlaştık. 4000 km. uzakta sanki Türkiye’deymişiz gibi hiç yabancılık çekmeden konuşup anlaşmak ne hoş. Ailece 3800 lere gezmeye gelmişler. İki küçük çocuk ve altı yetişkin insan. Fotoğraf çektirdik, birlikte. Fotoğraf çektirirken özellikle bizi aralarına dağınık bir şekilde alıp poz verdiler. Güzel bir sohbetten sonra ayrıldık. Yiyecek getirdiklerini ve aşağıda bıraktıklarını, torbalarının içinde ekmek olduğunu, bizden alıp yiyebileceğimizi söylediler. Dönerken bıraktıkları torbaları gördük. Gerçekten ekmek vardı, ama ne ekmek, böreğe benzer, taptaze bir ekmek. İnanılmaz güzel geldi bize. Torbada yiyecekleri, kolaları vardı sanki pikniğe gelmiş gibi. Bir ekmek alıp birkaç çikolata bıraktık. Yine keyifli yürüyüşümüze devam ettik.  

16.00 - Ana kampa döndük. Hava hala mükemmel, zirve açık ve çok net. Öğle yemeğinin hazırlandığını öğrendik. 

16.30 - Yemekte yine patates ve et. Yanında da güzel bir salata. Yürüyüşten sonra çok güzel geldi. Ekmekler Osh dan geliyormuş. Yemekten sonra dinlenmeye çekildik. Bizimkiler Nevzat ve Durmuş Rus votkasına takılıyorlar. Bir bardak da bana uzattılar, tadımlık. 

20.30 - Akşam yemeğinde bu kez. Patates, sebze ve et karışımı çok güzel bir yemek. Yanında güzel bir sos. Galiba patates bu ülkenin ulusal yemeği. Yemekten sonra yine termoslarla gelen sıcak suyla kahvelerimizi içiyoruz.  

22.30 - Nevzatların çadıra gidiyorum. Durmuş, Korkut, Çetin, Ahmet içerdeler. Oturup sohbet ediyoruz.   

23.00 - Başkan’ın sessiz olun uyarısıyla sesli konuştuğumuzun farkına varıp dağılıyoruz. Dışarı çıkıp dolaşıyorum. Hava iyice soğudu. 

23.30 - Çadıra girip uyumaya çalışıyorum ama bu tulumla çok zor. Mp3 dinleyerek uyumaya çalışıyorum.

 

29 Temmuz 2007 - Pazar

 

02.00 - Yine sıcaktan bunalarak uyandım. Üzerimdekilerin hepsini çıkardım. Dalmışım. 

07.30 - Bu kez güneşin ısısıyla uyandım. Çadırın içi çok sıcaktı. Bugün dinlenme günü.  

08.15 - Kahvaltıda mısır gevreği, kaşar peyniri, salam ve demlik içinde ayrıca hazırlanmış yeşil çay. Süt olarak da sıcak suda süt tozu eritiyoruz. Kahvaltıdan sonra çadırlarımıza geçip yarın ki malzemelerimizi hazırladık. Fazla malzemelerimizi de buraya bırakacağız. Yürürken yanımıza alacaklarımızı küçük sırt çantalarına yerleştirdik. Diğerlerini ise hurca koyup yarın katırcılara vereceğiz. Buraya gelmeden önce sipariş verdiğimiz propan tüplerimizi aldık. Tüplerin tanesini biz 6 dolardan aldık. Ersan 45 tüp siparişi vermiş ama belki kullanırız diye 10 tüp fazladan aldık. Çünkü yukarıda sürekli kar eriteceğiz. 5400 metre kampında su varmış ama sadece gündüzleri. Geceleri donuyormuş. Tüpler 250 gramlık küçük olanlarından.Bülent ve Osman birlikte 10 tane tüp aldılar. Durmuş ve Nevzat 7 tüp, Ahmet ve Emrah 7 tüp, Korkut 6, Musa 5, Başkan 10, Çetin ve ben 10 tüp aldık. Toplam 55 tane tüple yukarıya gideceğiz. Yukarı kayalıklara kadar giden bir araba yolu var. Yaklaşık 30-45 dakika kadar yürüyüş sürüyor. Bizi araba ile oraya kadar bırakabileceklerini söyledi. Çok ince bir düşünce.   

14.00 - Öğle yemeğinde makarna ve kıymalı, soğanlı bir yemek. Yemekten sonra bugün ilk kez dere kenarında traş oldum, kafamı derede yıkadım. Hava bugün yine çok sıcak. Yukarıdan gelen tertemiz ve suyu içilebilen bir dere. Bu faaliyette yüksek irtifada kullanmak üzere yeni satın aldığım North Face V25 çadırı ilk kez kurulumunu görmek amacı ile Çetin ve Musa ile birlikte kurduk. Musa çok yardımcı oldu. Çadır çok güzel. Bugün sadece dinlendik. Sohbet ederek günü geçirdik.  

19.30 - Akşam yemeği pilav ve yanında yine kıymalı, soğanlı bir karışım. Ayrıca kırmızı pancara benzettiğimiz çok güzel bir salata. Hurçlarımızı 4400 kampına götürecek atçı ile konuştuk. Sabah sekizde hurçları teslim etmemizin geç olacağını yedide hazırlamamızın iyi olacağını söyledi. 4400 kampının 5-6 saat sürdüğünü ayrıca geri geleceği için karanlığa kalacağını söyleyince en geç yedi buçukta hurçları teslim etme konusunda anlaştık. Katırcılar 3600 kampından 4400 kampına yüklerin kilosunu 1 Dolardan taşıyorlar. Sabah yedide kalkıp hurçları teslim ettikten sonra sekizde kahvaltı yapacağız. Kampta Sibirya’da çalışan bir doktor var. Tatillerinde dağlara çıkıyormuş. Burada da belli bir süre kalıp bu turun doktorluk hizmetini sürdürüyor. Tur ondan herhangi bir ücret almıyor o da tur şirketinden. Çadırının içinde yığınlarca kutu kutu ilaç var. İngilizce bildiği için bizim grupla çok iyi anlaşıyor. Güleç yüzlü ve çok konuşkan. Elinde tansiyon aleti ile hepimizin tansiyonuna baktı. Bülent Aksu ile çok iyi anlaştılar. Bülent’te ara sıra bizim tansiyonlara bakarak doktora yardımcı oldu. Tansiyonları en yüksek çıkanlar Korkut 18, Ben 17, Başkan ise 15 oldu. Benim baş ağrısı ve mide bulantımın olup olmadığını sordu. Hayır herhangi bir olumsuzluk yoktu.  Daha sonra Bülent ölçtü. Benim tansiyon bu kez 15 çıktı. Nabzım ise 78.        

22.15 - Şu an yemek çadırındayız. Nevzat, Durmuş, Çetin, Emrah, Musa, Ahmet, Bülent ve ben oturuyoruz. Sohbet ediyoruz. Akşamları jeneratör çalışıyor. Dima jeneratörün deposunu dolduruyor ve o depo bitene kadar jeneratör çalışıyor. Depo bittiği an alın lambaları ile idare ediyoruz. Musa kağıt getirmişti. Ara sıra oynayarak zaman geçiriyoruz. 

24.00 - Çadıra girdim, uyumaya çalıştım.

 

30 Temmuz 2007 - Pazartesi

02.00 - Bu saatlere kadar debelenip durdum. Uyuyamadım. Bir an önce yukarılara gitsem de artık erkenden uyuyabilsem. Gerçekten bu tulum buralar için çok fazla.  

07.00 - Uyandım ve kalktık.       

07.30 - Hurçları hazırlayıp, atçılara verdik. Atçılar hurçlarımızı tek tek tarttılar. Hurçların toplam ağırlığı 356 kilo.                             

08.00 - Kahvaltıda sütlaca benzeyen az şekerli pirinçle hazırlanmış sıcak çorba, kaşar, birer elma ve kayısı vardı. Buranın elması sanki olmamış gibi küçücük ve çok sert.   

09.10 - Kamaz markalı kamyondan bozma otobüs gibi tasarlanmış arabamıza bindik. Toprak yolda zıplaya zıplaya ilerledik. Araba sanki bizim yürüyüş hızımızda gidiyordu.                                                  

09.30 - Yirmi dakikalık tırmanış yolculuğundan sonra yol bitti. Yolun bittiği yerde yukarıdan boruyla gelen küçük bir pınar oluşturulmuştu ve suyu şu ana kadar içtiğimiz suların en iyisiydi. Termoslarımızı doldurduk.  

09.40 - On dakikalık bir moladan sonra hareket ettik.  

10.30 - Kıvrıla kıvrıla yükselen geçide ulaştık.  

10.40 - Daha önce de mola verdiğimiz çimenlik alana inip mola verdik. Hava açık, sıcak ve gökyüzünde bulut yok. Zirve ise açık ve çok net görünüyor.

13.50 - 4400 kampı. Birinci kamp. Bir kaç firmanın bulunduğu geniş bir alan. Buzulun hemen yanında ve her yeri net bir şekilde görebildiğiniz bir yer. Buradan dağı net bir şekilde gördüğümde bu dağın çıkılamayacak bir dağ olmadığını söyledim arkadaşlara. Çok sevdim. Zirvelerin hele ki buzulların bolca görülebildiği bir yer. Sanki yıllardır burada olmayı özlemişim gibi bir duygu geçirdim içimden. Bir dağcının daha başka isteyebileceği ne olabilir ki. Buzulun üzerinde 5400 kampına giden rotayı seçebiliyorsunuz. Rota üzerinde yukarıdan aşağıya doğru inen dağcıları küçük bir nokta gibi izleyebiliyorsunuz. Beyazın üzerinde ilerlemiyormuş gibi duran küçük noktalar. Diğer firmaları geçerek bizim kamp yerimize geldik. Yine iki büyük kıl çadır. Tabii ki yine birisi mutfak hizmetleri için diğeri ise yemek yenilen çadır. Bu kez iki Rus bayan var. Mutfak ve bizlerle ilgilenen bayan Alicia. Bu Türkçe yazılışı tabiî ki. Kampın sorumlusu ise Vitali. Bir de yine Dima var. Bu başka birisi. Burada çalışan, rehberlik yapan, üst kamplara çantasını taşıtmak isteyenlerin çantasını taşıma hizmeti veren çok genç bir delikanlı. Elbette ki ücret karşılığı. Ücreti mi, onu da öğrendik. 4400 kampından 5400 kampına kilosunu 7 Dolardan taşıyorlar. 5400 kampından 6200 kampına ise fiatları ikiye katlıyorlar. Yani kilosuna 14 Dolar alıyorlar.  Çadırlarımıza yerleşiyoruz.

14.30 - Öğle yemeği patates, pirinç ve et. Lahana, mayonez ve bezelye karışımı bir salata. Yemekten sonra yarının hazırlığını yapmak için çadırlara çekiliyoruz. Çadırlar iki kişinin çantalarıyla birlikte rahatlıkla sığabileceği Redfox marka dom çadırlar. 5400 ve 6200 kamplarında kalacağımız günlerdeki yiyecekleri ve orada bırakacağımız malzemeleri hazırlıyoruz. Ayrıca Çetin’in Vaude Explorer çadırını ikinci kampa yani 5400 metreye kuracağız ve orada kalacak. Benim yeni aldığım North Face çadırı ise 6200 metreye kurup orada bırakacağız. Çadırlar aklimatize tırmanışından sonra yapacağımız zirve tırmanış etabında hazır olacak.Emrah’ın plastik ayakkabısının altı çıkmıştı. Bu durumda yukarıya çıkma şansı yoktu. Emrah burada eğer bulabilirse uygun fiatla ikinci el plastik ayakkabı almak istedi ve hemen konuyu Dima’ya açtık. Dima’nın İngilizcesi iyi. Diğer turlara sorup öğrenebileceğini söyledi. 2 saat sonra Millet marka ayakkabının Everest modeli için 300 dolar istediklerini söyledi. Emrah bu habere çok sevindi. Yaptığımız pazarlıklar ise hiçbir işe yaramadı. 1 dolar aşağıya inmediler. Ayakkabı da geldi. Çok kullanılmamış, neredeyse yepyeni denilebilecek durumda. Emrah’ın çok hoşuna gitti ve hemen satın aldı. Bülent’inde ayakkabı problemi vardı. Onun içinde ayakkabı sipariş verdik ama Dima daha sonra bize bulamadığını söyledi. Bülent artık yapacağı bir şey olmadığı için bu ayakkabıyı kullanabildiği kadar kullanacak. Akşam yemeğine kadar hazırlık, sohbet, çevreyi tanıma amaçlı küçük gezilerle zamanı geçirdik. Burası çok etkileyici ve güzel bir yer. Dünyanın her tarafından dağcılarla tanışıyor ve sohbet ediyorsunuz. Diğer turların kafeteryalarının önünde plastik masa ve sandalyeleri var. Oturup kolasını ya da birasını yudumlayanları,  matlarının üzerine uzanıp güneşleyenleri  görüyorsunuz. Sanki dağda buzul manzaralı tatil köyü havasında. Hemen yanımızda bir göl var. Göle buzullardan gelen küçücük bir dere akıyor. Kullanacağımız suları oradan alıyoruz.      

18.30 - Akşam yemeği saati. Burada yemekler daha erken hazırlanıyor ve daha da fazla veriliyor. Dövme bulgurun yanında tavuk eti. Yine mayonez ve bezelye karışımlı makarna. Et yemekten rahatsız olanlar ki sadece Çetin et yemiyor. Bugün onun için hazırlanmış bir yemek türü. Çünkü yediğimiz etler nedense çok sert pişiriliyor. Yarın ki program hakkında kısa bir toplantıdan sonra çadırlara çekiliyoruz.Şu ana kadar hiç kimse de hiçbir sorun yok ve herkes çok iyi. Henüz 4400 metredeyiz. Yarın buzula giriyoruz ve söylenenlere göre 5400 kampına yedi ya da sekiz saatlik yolumuz var.    

22.00 - Uyumak için çadıra girdim ama ufak tefek hazırlıklarla uğraştım. Tang’in portakal olanını hazırlıyorum suluğuma. Uykum geldi ama şöyle dolu dolu uyuyamadığımı hissediyorum. Çetin’e göre uyumuşum ve sürekli horlamışım.   

 

31 Temmuz 2007 - Salı

 

07.00 - Kalktık. Tulumu topladık ve kaz tüyü kabanları torbasına koyduk. Tulumu çantanın en altına yerleştirdiğim için sırt çantasını yeniden hazırlamak zorunda kaldım. Yürümeye başlayan birçok insan sesi duyduk, çadırda hazırlıkla uğraşırken. Biz kahvaltıyı sekizde yapıp dokuzda da hareket etmeyi planlamıştık. Çadırdan çıktığımızda buzulun üzerinde yukarıya doğru ip gibi yükselen birçok dağcı gördük. Hava mükemmeldi ve buzul festival havasındaydı. Kahvaltı erkenden hazır olunca çadırdan erken çıkanlar kahvaltısını yapıp bitirmişlerdi. Tam sekizde kahvaltıya giderken “Kahvaltı hazır, Faik. Hemen kahvaltıyı bitirinde yürüyüşe başlayalım.“ diyen Başkan’ın sesini duydum. Tamam, Başkanım diyerek kahvaltıya gittiğimde çoğunun kahvaltıyı bitirdiğini gördüm. Sekizi yirmi geçe gördük ki Başkan Alaattin Karaca ve kahvaltıya erken başlayanlar yürüyüşe başlamışlar. Biz en son Nevzat, Durmuş, Çetin, ve ben dördümüz tam kırk dakika sonra dokuz gibi yürüyüşe başladık. Onları daha fazla bekletmemek için hızlı hareket ettiğimden alt içliği de çıkartmayı akıl edemedim ya da aklıma gelmedi. Poların altında alt içlik bana sonra o kadar dert oldu ki anlatamam. Çünkü hava inanılmaz sıcaktı. Sıcağı sevmediğim için de sıcakta çok bunaldım. Hızlı hızlı hareket ettiğimden de hararetim arttı. Bu şekilde buzulun eğiminin arttığı yere kadar yaklaşık yirmi dakika yürüdük. Osman ve Bülent buradaydı. Bülent telsizlerle ilgili görüşmek için kampa geri döndü. Biz de kramponlarımızı çantadan çıkararak taktık. Nevzatlar hareket ettiler. Ben Osman’la kalıp Bülent’i bekleyeceğimi söyledim. Bülent geldi ve hareket ettik. Tırmandığımız buzuldaki eğim artmaya başladı. Henüz büyük buzul çatlaklarına gelmedik ama problemsiz küçük çatlaklardan geçerek yürümeye devam ettik. Artık sıcak daha etkileyiciydi ve ben daha çok rahatsız oldum. Dolayısıyla geride kalmaya başladım. Bu irtifada hiçbir sorun yaşamayan ben nefes problemi çekmeye başladım. Bülent ve Osman da hiçbir sorun yoktu ve rahat yürüyorlardı. Onları engellemek hoş değildi çünkü benim tempoma göre yürüyorlardı. Onların devam etmesini söyledim. Ayrılıp ilerde bekleyeceklerini söylediler. Güzel bir dayanışma hareketiydi. Artık çatlaklar büyümeye başlamıştı ama şu an geçtiğimiz çatlaklar emniyet almayı gerektirecek kadar büyük değildi. Yine de çok geride kalmadan gruba yetiştim. Emniyet alınması gereken ilk çatlakta emniyet sistemini kurmuşlar ve karşıya geçiyorlardı. Emniyeti alan Bülent’ti. Çok fazla bekletmeden ben de karşıya geçtim. İçimde içliğin olduğunu söyleyince Bülent mucize sözcükleri bulmuştu bile “Abi sıyırsana polarla içliği aşağıya” bu sözcükler beni inanılmaz bir hızda kendime getirdi. Oh be dünya varmış dedirten sözcüklerdi. Ve onların emniyeti sökmelerini beklemeden yürümeye başladım. Çünkü önümüzde iyi bir eğim vardı. Bir sonraki emniyet noktasında onları bekletmek istemiyordum. Yavaş adımlarla çok dik bir eğimi tırmandık. Çok dik ve çok yorucu bir yokuş. Üstelik buraya sabit hat koymuşlar. Bu yokuştan sonra en büyük ve dibi görünmeyen bir buzul çatlağının yanındayız. Üzerinde kar köprüsü var ama sağlamlığı konusunda tartışılır. Birçok dağcı üzerinden geçtiği için her an çökecekmiş gibi duruyor. Bastığınız yer buz ama sanki alt tarafı boş gibi duruyor. Bu kez emniyetin başında Emrah var. Emniyet kemeri ve göğüs jumarı ile ipe girip kar köprüsünü kullanarak karşıya atlıyoruz. Hem de sırtınızda sırt çantasının olanca ağırlığıyla. Burayı da atlatıp tırmanışa devam ediyoruz. Artık çok rahatım ve sorunsuzca yürüyebiliyorum. Ah bir de şu sırt çantasının ağırlığı olmasa. Önümüzde yığınla insan gruplar halinde ip gibi yürüyor. Hava ise gittikçe daha çok ısınıyor. Allahtan sulukta Tang var. Her bunaldığımda bana hayat veriyor. Serin serin yudumluyor ve su problemimi hallediyorum. Kavurucu bir güneş var ve rüzgar yok. Yükseklik nedeniyle zaten zor nefes alırken bir de sıcak sıcak nefes almak çok bunaltıcı. Artık 4800 metrelerdeyiz. Oturup dinlendik. Arkadan da yine birçok kişi yukarıya doğru ilerliyor. Bunlar da bizden sonra tırmanmaya başlayanlar. Bizimkiler kalktılar. En son Bülent, Osman, Durmuş ayrılıyor. Bu keyif verici manzarayı izlemek ve biraz daha soluklanmak isteği ile yerimden kalkmadım. Çünkü sürekli yanımdan birileri geçiyor, onlarla sohbet ediyorum. Kimileri yukarıya tırmanıyor, kimileri aklimatize tırmanışını tamamlamış aşağıya keyifle iniyor. Hemen hemen hepsi yorgunlukları had safhada olmasına rağmen sıcak bir şekilde selamlaşmadan geçmiyorlar. Tanıdık bir “Hi” ya da “Hello” sözcükleri. Hiç de yabancılamıyorsunuz. “Sanki bir yerlerden tanıyormuş gibi sizinle göz göze gelip selamlaşıyorlar. Aşağıya inenlere yukarı kampı soruyorum.

Artık şu an yalnızım ve grubun en arkada kalanıyım. Alt kampı 4400 kampını gördüğümüz en son yerdeyim. Buralar 5000 metreler. Bizimkiler en az bana yarım saatlik bir fark atmışlardı.

 

17.00 - Tek bir bayan geliyor, yukarıdan. “Merhaba” dediğinde şaşırdım. Türk müsünüz diye sordum, sorulacak bir soruymuş gibi sanki. O da bozmadı beni. “Türkün olmadığı bir yer var mı?” diye sordu. Hayret 5000 lerdeyim ve Kırgızistan’da Peak Lenin’de bir Türk. Aslında aylar öncesinden üç Türkün buraya gelip tırmanacaklarını duymuştuk. Ama nerede ve ne zaman karşılacaktık. Geleceklerini Mustag Ata ekibinden Mustafa Kızıltaş bahsetmişti. “Muazzez misiniz?” diye sordum. Şaşırırmış bir ifade ile “Evet” dedi. Doktor olan Muazzez Özçelik üç kişilik ekipteki tek bayandı. 6200 metreye çıkıp aklimatize tırmanışını  tamamlamışlar, çadırlarını 6200 metreye kurup bırakmışlar ve aşağıya iniyorlarmış. Diğer iki erkek Ankara’dan Mehmet İnal, Bursa’dan ve Ankara’da ikamet eden Serkan Ketük ise arkadan geliyorlarmış. 5400 kampına ne kadar var diye sorduğumda üç saat kadar sürer dedi. Vedalaşıp ayrıldık. Saat beş ve daha üç saat var. Muhtemelen sekiz dolaylarında kampta olacağım. Bizimkiler zaten yarım saat kadar önümde onları izliyorum. Havanın değişmesi sorun olabilir diye düşündüm kendi kendime. Ama artık adımlarım iyice yavaşladı. Artık her adım attığımda iki nefes alıp vererek tempomu oluşturdum. Keyifle yavaş yavaş yürümeye devam ettim. Muazzez’in arkadaşları Serkan ve Mehmet’te aşağıya doğru indiler. Ayaküstü onlarla da sohbet ettik, ayrıldık. Ukraynalı dört genç geçti yanımdan. Onlara göre herhalde çok yavaştım ki içlerinden birisi beni gerçekten çok etkileyen bir soru sordu. “İlerde kamp kuracağız, kampı kurduktan sonra dönerek size yardımcı olmamı ister misiniz?” Afalladım, çeviride hiçbir problem yok. Ben İngilizce öğretmeniyim ve İngilizce konuşup anlamada da hiçbir sorunum yok. Üstelik gençte çok güzel İngilizce konuşuyor. Niye afalladım? Bizim ülkede dağda herkes kendinden sorumludur ilkesi ile hareket edip grup olarak başladıkları tırmanışlara arkadaşlarını bırakarak tek başlarına zirveye ulaşma içgüdüsü ağır basan birçok insan olduğunu biliyorum ve raporlarını da okuyorum. 5100 metrede hiç tanımadığım bir Ukraynalı birazdan kamp kuracaklarını, döneceğini ve bana yardım edebileceğini teklif ediyor. Teşekkür ettim, bana sıcacık bakıp gülümseyen yüze. Tempomun bu olduğunu ve çok iyi olduğumu anlattım. Gerçekten çok iyiydim. Onlar da çok ağır yürüyorlar ama benden biraz daha hızlılar. Sanıyorum en son bizlerdik. Onlar bir bayan üç erkek ve en son da ben. Artık Kızartma tavasındayız. Yani güneş ışınlarının sizi en güzel yakabildiği bir alandayız. Düz bir alan burası. Buradan 5400 kampını görebiliyorsunuz. Yaklaşık bir saatlik yol kaldı. Güneş o kadar açık ve manzara o kadar net ki. Sürekli fotoğraf çekerek ilerliyorum.

 

19.30 - Güneş 5400 kampının hemen üstündeki sırtta kayboldu ve hava birden serinledi. Polarımı çıkarıp giydim. Ukraynalılar 5400 metre kampına yarım saat kala düz bir alanda çadırlarını kurmuşlar. Kampa gitmemişler, orayı çok kalabalık gördüler herhalde. Oradan geçerken selamlaştık. Hava çok soğudu. Kampa doğru iki kişi ilerliyor. 5400 metre kampı dağın yamacında buzlar üzerine kurulmuş. Rengarenk çadırlardan oluşan bir renk cümbüşü sanki. Çok geniş bir buzul çatlağının üzerinden geçiyorum. Onbeş dakika kadar bir zaman kaldı.

 

20.10 - Dışarıda birkaç yabancının sohbet ettiğini gördüm. Beni hoş geldin diyerek selamladılar. Bizimkiler dışarıda değiller. Sora sora ilerledim. Sadece Başkan Alaattin Karaca  dışarıdaydı. O da çadırı ile ilgileniyordu. Çetin gelir gelmez Vaude Explorer çadırını kurmuş ve çadıra girmiş. Durmuş ve Nevzat iyi olmadıkları içinde Çetinle aynı çadıra girmişler. En son gördüğüm iki kişi de Durmuş ve Ahmet’miş. Başkan bunları anlatırken de “Faik indirsene çantanı sırtından!” diye uyarıyor. On bir saattir yürüyorum ve hiçbir problemim yok. Baş ağrısı, mide bulantısı yok. Aşırı yorgunluk hissetmiyorum. Sanırım sürekli aldığım sıvı ve yavaş yavaş tempolu yürümem beni çok rahatlattı. O kadar rahatım ve o kadar iyiyim ki sanki o taş gibi ağır çantamın sırtımda olduğunun farkında bile değilim. Daha doğrusu çantamla bütünleşmişim gibi. Henüz hava kararmamış. Çetin’in çadırının tam önündeydim. O sıra Nevzat yandaki çadırın boş olduğunu, çadırın sahiplerinin aklimatize tırmanışı için gitmiş olabileceklerini, benim o çadıra geçebileceğimi söyledi. Ben de Çetin’in çadırında üç kişi sıkışmayın gel o çadırda beraber kalalım dedim. Aklına yattı. Ama Nevzat iyi değildi. Sıcak hava yüzünden su kaybı nedeniyle Nevzat, Durmuş ve Çetin dehidre olmuşlar.

5400 kampına ilk önce 15.45 sıralarında Musa ulaşmış. Onu kırk beş dakika sonra Korkut ve ardından Emrah ile Başkan izlemiş. Musa 7.5-8 saat süren bir sürede ulaşmış kampa. 16.30 gibi de Vaude Space K2 çadırını kurmuş. Bu kadar kısa sürede buraya ulaşması ona hiçbir şey kazandırmamış. O kadar çok kötü ki ayakta duramıyor. Vücudu bitmiş durumda. Bu hali ile yarın 6200 metreye gitmesi mümkün değil. Zaten ben kampa ulaşmadan önce kısa bir toplantı yapılmış ve yarın burada kalmamız kararlaştırılmış. Yani yarın 5400 metrede kalıyor ve dinleniyoruz. Eğer hava bozmazsa ertesi gün 6200 kampına gideceğiz. Hava çok soğudu. Kamp yeri buzulun üzerinde. Ara sıra tabandan buzulun hareket ettiği izlenimini uyandıran sesler geliyor. Bu kamp yeri 1990 da oluşturulmuş. Daha önceki kamp yeri 100 metre aşağıda bir buzul çatlağının üzerindeymiş. Buzul çatlağının hareket etmesi ile kamp çatlağın içine gömülmüş ve 40 kişi hayatını kaybetmiş. O olaydan bir kişi kurtulmuş. Yine bir buzul çatlağının üzerinde miyiz bilmiyorum ama çatlak çok yakınlarda olmalı. Ses çok net bir şekilde tabandan geliyor.         

Nevzat tulumunu, matını ve kabanını getirdi. Yorgun bir şekilde çadıra girdi ve matını sererek tulumun içine girip hemen yattı.

Battal boy bir çöp poşeti bulup çadırlardan uzak bir yerden kar küreği ile poşeti karla ağzına kadar doldurdum.  Durmuş ve Çetin’in çadırına geçtim. Ocağı ve tencereyi çıkarıp kar erittim. Sıcak su hazırladım. Termosları sıcak su ile doldurdum. Yemekleri çıkardım. Çok sevindiler. Ama suyun haricinde hiçbir şey istemediler. Üstelik yemekleri de hazırlamıştım. Ülkerin hazır yemeklerini ısıtıp yiyecektik. Durumları iyi değildi, hiçbir şey yemediler.

 

22.00 - Artık yavaş yavaş uykum geldi. Sekiz gibi gelmiştim ama hala dinlenmemiştim. Dışarı çıktım. Derin derin soluklandım. Hala ayaktaydım, burada olmak çok keyifliydi. Tuvalet için yürüdüm biraz. Kampta hiçbir ses yoktu. Nevzat’ın yanına gittim. Çadırın içi çok soğuktu. Tulumun içine girdim. Altımda şişme mat olmasına rağmen yerin soğukluğunu aynen hissediyorum. Uyumuşum.  

 

 

01 Ağustos 2007 - Çarşamba

 

07.00 - Uyandım. Çok güzel uyudum bugün. Sıcacık tulumdan çıkamadım, daha doğrusu çıkmak istemedim. Tekrar uyudum.

 

08.00 - Kalktık. Kahvaltı için Çetin ile Durmuş’un kaldığı çadıra geçtik. Çetin sıcak su için kar eritmeye başlamış zaten. Ben de termos bardağıma Knorr Acılı Domates hazır çorbası koydum. Müthiş bir keyif. Ben tırmanış boyunca her sabah sıcak hazır çorba içmeyi planladım ve sadece domates ile mercimek çorbası aldım. Onlar çay içtiler.

 

09.00 - Başkan her zamanki gibi yine boş durmadı. Başkan ve Osman aklimatize amacıyla yarınki rota üzerinde yürüyüşe başladılar.  

Kahvaltıdan sonra Durmuş ve Nevzat çadırlarını, Bülent ile Osman’ın çadırlarının karşısına kurdular. Bende yavaş yavaş malzemelerimi ve çantamı Çetin’in çadırına taşıdım. Taşınma işi bittikten sonra tulumun üzerine uzandım. Çetin her zaman ki gibi çadırda uyuyor. Öğlen sıralarında dolaşmak için çadırdan çıktım. Kamp yerinin üst tarafında kayalıklardan eriyen sularla su kaplarımızı ve pet şişeyi doldurdum. Eritilmiş kar suyunun tadı çok kötü. Bu tat çay ya da çorbada fark edilmiyor ama suyu sade içtiğinizde bu irtifada çok iyi fark ediyorsunuz. Buradan sızan suyun tadı çok daha güzel, ama buz gibi.

 

11.00 - Osman yukarıdan yalnız döndü. Sırtın üzerine çıkıp, dinlenmiş ve orada çay keyfi yapmış. Başkan ise yürüyüşüne devam etmiş. Henüz dönmedi.

Öğlen Ülkerin hazır yemeklerinden sebzeli tavuk çıkardık. Getirdiğimiz bütün baharatlarla zenginleştirdik. Çetin ben yemek istemiyorum dese de yarısını yedi. 5400 metrede bir tabak sıcak yemek, inanılmaz keyifti.

 

12.00 - Başkan uzun yürüyüşünden döndü. Öğreniyoruz ki 5786 metre sınırına kadar tırmanmış. Alaattin Karaca bu, tırmanır. 6200 metre kampına gitmemesi de ilginç. Mutlaka özel bir durum vardı, yoksa 6200 metreye tırmanıp geri dönerdi.  

 

15.30 - Toplantı için bir araya geldik. Başkan içinde bulunduğumuz durumu özetledi. Yarın ki program hakkında bilgilendirdi. Her toplantıda hatırlattığı gibi bu toplantıda da bu faaliyete Başkan olarak değil bir sporcu olarak katıldığını, Milli Takımı oluşturduğumuzu, ülkemizi ilk kez bu kadar kişi ile temsil ettiğimizi, kişisel olarak hepimizin sorumluluğumuzun çok fazla olduğunu, bu nedenle herkesin bu günü iyi değerlendirip iyi dinlenmemizi, yeterince bol sıvı  ve yiyecek alımına dikkat etmemizi dile getirdi. Sağlıklı olanların yarın sabah 08.30 da 6200 kampına hareket edeceğimizi söyledi. Buraya kadar her şeyin güzel gittiğini ve hava güzel devam ederse buradaki herkesin 7134 metreye çıkmak için uygun olduğunu ekledi.

Toplantıdan sonra Durmuş ve Nevzat’ın çadırına girdim. Erişte yapmışlardı ama iştahsızlık nedeniyle hepsini yiyememişlerdi. Çok da güzeldi, biraz atıştırdım. Onları da biraz daha yeme konusunda ısrarcı davrandım ancak birkaç kaşık alabildiler. Çay yaptılar ve ay çekirdeği vardı. Yaklaşık bir saatlik sohbetten sonra çıkıp yarın ki rota üzerinde biraz yürüdüm. Yine ağır adımlarla ve yavaş nefes alarak ilerliyordum. Fazla gitmeden karın üzerine oturup etrafı izledim. Başkan yine dışarıda ve dolaşıyor. Uzaktan bağırarak ne yaptığımı sordu, bende oturup etrafı seyrettiğimi söyledim. Doğrusu gerçekten çok keyif almıştım. Yukarıdan aşağıya kamp yerini, dışarıda gezinenleri ve uçşuz bucaksız uzanan beyazlığı ve heybetli yükseltileri izlemek hoştu. Kampta 60 tane çadır vardı. Birden kar yağmaya başladı. Hemen çadıra döndüm. Çetin yatıyordu, tabiî ki. Tulumun içine girmeden üzerine uzandım. Titreyerek uyandım. Uzun bir süre dalmışım. Hayatımın en büyük hatasını yaptığımı düşündüm bir an. Üşüyordum. Şu ana kadar iyi giden her şeyin mahvolacağını düşündüm. Sinirli bir şekilde tuluma girerek ısınmaya çalıştım. Akşam yemeği için hazır yemek ısıtıp yiyecektim, onu da yiyemedim. Suluktaki suyu içerek sıvı alımını ihmal etmedim. Çadırın içi de çok soğuktu ve kar hala yağıyordu. 

 

 

02 Ağustos 2007 - Perşembe

 

07.00 - Kalktık. Çetin küçük plastikler içinde olan kahvaltı setindekilerle kahvaltı yaptı. Ben bu kez Knorr Mercimek çorbası içtim. Bir parça ekmekle çorbaya eşlik ettim. Suluğun içine Tang limon paketini boşalttım. Dışarı çıktığımızda çadırın her tarafını kar kapladığını gördük. Çadırın üstünü temizledik. Kar hala yağıyordu ve hava kapalıydı.   

 

09.00 - 6200 kampına gitmek için hareket ettik. Ekip lideri ben olsam sanırım bu havada hareket etmezdim. Ama Başkan elimizde fazladan sadece iki gün kaldığı için tırmanışı riske sokmak istemiyordu. En kötü ihtimalle olumsuz bir hava da geri dönerdik. Çünkü çadırları zaten burada kurulu bıraktık. Durmuş, Nevzat ve Ahmet yukarıya gelmiyorlar. Musa da gelmemeyi düşünüyordu. Emrah’ın aşırı ısrarı üzerine gelmeye karar verdi ve hazırlanmaya başladı. Biz onu beklemeden tırmanışa başladık.

Bugün 6200 kampına çıkıp bu gece orada kalacağız. Burada kurduğumuz çadırları bırakıp direk yarın 4400 kampına ineceğiz.

 

11.30 - Bülent kampın üstündeki yükseltide ayakkabı problemi nedeniyle dönmeye karar verdi. On beş dakika kadar onunla dinlendim. Musa henüz gelmedi.

 

11.45 - Hareket ettim. Artık yalnızdım. Arkamda önümde aşağıya inen ya da yukarıya tırmanan diğer dağcılar vardı. Yani bizimkilerden ayrıydım. Bizimkileri ilerde görebiliyordum. İlk yükseltiden sonra yine bir yükselti vardı. Zaten bu rota üzerinde eğimi yüksek üç tane ciddi yükselti var. Ben şu an ikinci yükseltideyim. Bu yükseltinin sonlarına doğru rüzgar şiddetini iyice arttırdı. Daha doğrusu yükseldikçe rüzgarın şiddeti artıyordu. Yerden kaldırdığı yeni yağan karları yüzüme şiddetli bir şekilde vuruyordu. Yürümek çok zordu. Hava açıktı ve güneş vardı. Ara sıra rüzgar duruyordu. İşte o zaman güneş ısıtıyor ve rahatlatıyordu.

 

13.00 - Rüzgarın durduğu bir anı fırsat bilip hemen çantamdan alt goretexi çıkarıp polar pantolonun üzerine giydim. Üstümde ise Marmot 800  Fill kaztüyü mont var. İkinci yükseltiden sonra 6200 metredeki kamp yerinin bulunduğu Razdalneya zirvesinin eteğine kadar uzanan dümdüz bir plato var.

 

13.15 - Hareket ettim. Razdalneya zirvesine çıkan rotanın üzerindekileri artık sayabiliyorum. On beş kişiler ama hiç ilerlemiyorlar gibi geliyor bana. Oraya ulaştığımda neden ilerlemediklerini çok iyi anladım. Neredeyse her adımda iki, üç kez nefes alıp dinleniyorsunuz. Hele ki son metrelerde adım atmakta ne demek, hareket etmek bile güçleşiyor. Son metrelerde arkamdan gelen birisini gördüm. Bu havada onu tanımak oldukça güçtü zaten. Yaklaştıkça Musa olduğunu farkettim. Son anda karar verdiğinden hazırlanması uzun sürmüş ve geç çıkmış. 6200 metre kampına ulaşmadan önce elli metre kala bir araya geldik. Bu arada yukarıda birisi sürekli bizi izliyordu. O rüzgarlı havaya rağmen ısrarla orada bizi bekledi. Yaklaşınca bize zafer işareti yaptı. Yaklaştıkça fark ettik ki yine Başkan Alaattin Karaca orada, Razdalneya zirvesinde şiddetli rüzgarda ekibinin son üyelerini bekliyor. Zar zor tepeye ulaşıyoruz. Neden o insanların hareket etmiyormuş gibi göründüklerini burada anladım.

 

20.00 - 6200 metre de üçüncü kamptayız. Burada 30 çadır var. Rüzgar dondurucu bir şekilde esiyor. Çadır yeri bulup düzledik. Osman, Başkan, Musa ve ben seri bir şekilde North Face V25 çadırı kurmaya çalışıyoruz. Base kampta bu çadırı kurmayı denemiştik. Ön bilgimiz vardı ama yine de bu rüzgarlı havada kurmakta çok zorlandık. Kamp yerinin sırtta olması rüzgarın direk hedefi olmamızı sağlıyor. Hemen güneyde Tacikistan tarafında 6000 lik dağların zirveleri muhteşem. Sanki resim gibi. Zirve cenneti. Çadırı kurduktan sonra Başkan, Osman ve ben çadıra yerleştik. Çetin gelir gelmez aşağıya inen Dr. Muazzez ile gelen iki Türkün buraya kurdukları çadıra yerleşmiş. Yolda görüşüp konuşmuşlar ve onlar da kendi çadırlarını kullanabileceklerini söylemiş. Musa da Çetin’in yanına geçti. Henüz doğru dürüst bir şey yemedik. Knorr hazır mısır çorbası içmek istedim. İlk defa denedim. İnanılmaz kötüydü ve içemedim. Bir şeyler atıştırdık. Dışarıdaki rüzgar uyumamamız için elinden geleni yapıyordu. Rüzgara inat biraz kestirdik.

 

23.00 - Dışarıda gittikçe şiddetlenen rüzgar işini fazla ciddiye almış ve çadırın ön tarafını, bagaj kısmını kar doldurmuştu. Bütün malzemelerin üzerini kar kaplamıştı. Ön tarafta biriken karı eritip sıcak su hazırladım. Sıcak sularımızı içtik ve uyumaya çalıştık. Çünkü hava iyice bozmuş fırtınaya çevirmişti. Çadırın içi nefesimizden buzlanmaya başlamıştı.

 

 

03 Ağustos 2007 - Cuma

 

07.00 - Kalktık. Sarı renkli çadırın her tarafı bembeyaz. Bu fırtınanın sesi bana masal gibi gelmişti. Çok güzel uyumuştum. Çadırın bagaj kısmı karla dopdolu. Osman hemen ön bagajın içindeki karı düzeltip ocağı yakıyor ve kar eritiyor. Çayımızı da hazırlayıp önümüze koyuyor. Hayatımızda ilk kez 6200 deyiz ve keyifli bir sabah kahvaltısı yapıyoruz. Üzümlü galetayı kahvaltılık bal ve zeytin ezmesine sürüp sürüp yiyoruz. Özellikle zeytin ezmesini tercih ettim. Tuzlu tuzlu çok lezzetli geldi. Biraz da yeşil zeytin almıştık, Türkiye’den. Güzel kahvaltıdan sonra toplanmaya başladık. Bugün doğruca 4400 kampına dönüyoruz. Çadırı, dönüşte kullanacağımız yiyecekleri ve tüpleri burada bıraktık. 

 

09.30 - Hareket ettik. Rüzgar hala dondurucu esiyor. Hareket etmeden önce çadırı burada bırakacağımız için Başkan’la her tarafını gözden geçirip iyice gerdik. Çadırın iplerini gererken bir ara ellerimi eldivenden çıkardım. İnanılmaz bir şekilde donacakmış gibi sızladı ve hemen vücudumda ısıttım, kendine geldi. İnişe geçtik. Şiddetli rüzgarda iniyorduk. Aşağıya doğru iniş kolay olsa da rüzgar ve soğuk yoruyordu. Başkan önde ben arkada iniyorduk. En son bizdik, diğerleri daha önceden inmeye başlamışlardı. Aşağıya indikçe belki rüzgarın hızı yavaşlar diye düşünsek de bu sadece bir umuttu. Razdalneya zirvesinin bulunduğu dik yamaçtan inerken bu şiddetli rüzgarı iliklerimize kadar hissettik. Ara sıra verdiğimiz molalarla 5400 metre kampına indik.

 

11.45 - İki saat on beş dakika da 5400 metre kampına gelmiştik. Rüzgar burada sırttaki kadar şiddetli değildi. Şu an sadece 5400 kampında Başkan, Osman, Korkut, Emrah ve ben varız. Diğerleri önceden inmişler.

 

12.50 - Dinlenip, bir şeyler atıştırdıktan sonra hareket ettik. Çatlakların üzerindeki köprü iyice incelmiş. Karşıya geçmek oldukça zor. Emniyetli bir şekilde burayı da aşıyoruz.

 

17.00 - Keyifli bir yürüyüşle 4400 kampına ulaşıyoruz. Bu keyfimiz kampa ulaşınca doruk noktasına ulaşıyor. Nevzat’ın önerisiyle ilk gelen arkadaşlar 3600 kampına süzme yoğurt siparişi vermişler. Yoğurt geldikten sonra pet şişelerin içinde ayran hazırlıyorlar ki ne ayran. Tuzlu ve sarımsaklı, bir içimi var ki sormayın gitsin. Ayran bol, içebilirsin dediklerinde dayanamadım, bana verdikleri bir litrelik pet şişenin üçte ikisini içtim. Tabiî ki yorgun ve terliyken içtiğim buz gibi ayrandan sonra boğazımı ve midemi üşüttüm. Al sana ikinci büyük hata. Ama oradaki ayranın dayanılmazlığını anlatmak için o anı yaşamak gerek.

 

22.30 - Akşam yemeğinden sonra yattım, hafif boğaz ve mide ağrısı ile.   

 

 

04 Ağustos 2007 - Cumartesi  - 1. Dinlenme Günü

 

08.30 - Kahvaltı yaptık. Bugün ve yarın buradayız. Bu iki günü dinlenerek geçireceğiz. Şu an ekipte herhangi problem yok. Keyfimiz iyi. Hava da düzeldi. Yalnız yemekler bizim ağız tadımıza göre çok farklı. Sulu yemek çok az. Öğünler ise bir ana yemek ve yanında da bir salata. Salata ise özellikle Rus salatası, mayonezli. Çünkü yemeği Ruslar hazırlıyorlar. Yiyecekleri çok pişirmemeleri ise onların zevki herhalde. Bütün yiyecekler et dahil fazla pişmemiş, sert geliyor. Sebzeler sert, pilavın içindeki pirinçler sert, etler sert. Benim dünkü üşütmemin etkisi hala sürüyor. Vücudum biraz kırgın. Sabah nabzımı ölçtüm, 104. Bir kez nefes alamıyormuşum gibi uyandım. Sonra uyumuşum. Bu tırmanışta şunu keşfettim. 5400 ve 6200 metrelerde hiç sorun çekmeden ve gece uyanmaksızın çok iyi uyudum. Ama aşağıya inince iyi uyuyamadım. Tabiî ki biraz da soğuk ayranın etkisi var. Ara sıra suluktaki Tang’i içiyorum bu da boğazımda zor yutkunmama neden oluyor. Dikkat etmem gerekiyor ama sıvı alımımı bu Tang’le sürdürüyorum. Burada masalarda soğuk su koymuyorlar. Yemekte su içmek gibi bir alışkanlıkları yok herhalde. Ama termoslar içinde sıcak su her yemekte hazır olarak masada duruyor. 4400 metre kampında 1 litre su 3 dolar. Dima kampın önündeki gölden ya da dereden su almamızı önermiyor. Nedenini sorduğumda buzul çatlağına düşüp ölen kırk dağcıdan bahsediyor. Su oralardan geliyor olabilir diyor ama kendileri suları bu dereden ve gölden alıyorlar. Bir litre suyun üç dolar olduğunu düşününce olayın ticari yönü ağır basıyor kafamda. Kampların çoğunda ise şişe suyu yok. Ama Cola, Fanta ve Votkayı kamplarda aradığın her zaman bulabilirsin. Özellikle mineral eksikliğimi kapatmak için gazlı su arıyorum. O da yok.

 

 

05 Ağustos 2007 - Pazar  - 2. Dinlenme Günü

 

08.30 - Kahvaltı yaptık. Hava güzel ve açık. Bu güzel günleri kaçırdığımız için endişeleniyoruz. Ekimizdeki on bir kişi için zirvenin önemi çok büyük. Bugün Bülent yoğurt siparişi verdi. Burada yemekte vermedikleri için özlemini çektiğimiz ayrana kavuştuk. Üşütmem yavaş yavaş düzeldi ve artık rahatım. Bugünkü ayranı ise bitmesin der gibi azar azar keyfini çıkartarak içtim. Uykumda da problem olmadı ve çok iyi uyudum. Büyük bir şanstı ki Korkut Beyin ilaç çantasında bulunan Bepanten boğaz pastilini her gün alıyorum. Boğazım iyice rahatladı. Tang yüzünden yutkunduğumda ağrıyan boğazım artık düzeldi.

Yarın sabah tırmanışa başlayacağımız için sırt çantamızı hazırlıyoruz. Tırmanış malzemelerimizi ayarlıyoruz. Başkan yine bir toplantı yapıp aklimatize tırmanışı aşamasındaki günleri değerlendirip gerekli uyarılarda bulunuyor. Dağın üzeri bulutlanıyor ama buranın yerlileri bunun önemsiz olduğunu, Tacikistan tarafından geldiğini ve gelip geçici olduğunu açıklıyorlar. Akşama doğru dağ tamamen kapattı. Aşağılarda, 3600 metredeki Base Camp tarafında hava çok kötü, kapalı ve yağmur yağıyor. Hava soğuk. Turları geziyoruz, Bülent’le. Türkiye ile görüşmek üzere uydu telefon arıyoruz. Dağcılık Federasyonu Başkan Vekili Prof. Dr. Okay Vural ile görüşüp faaliyetin son durumu ile ilgili bilgi vermek istiyor, Bülent. Daha sonra Bülent Türkiye ile telefon görüşmesi yaparak ekibimizin durumu hakkında bilgi verdi. Ayrıca Mustag Ata’ya tırmanan ekibimiz hakkında da bilgi aldı.

Burada uydu telefon ile görüşmenin dakikası 5 dolar.       

Buzulda en büyük çatlağın olduğu bölgede rota sola doğru yönelmiş. Anlaşılan aşağıya inerken gördüğümüz çökmeye başlamış olan kar köprüsü artık geçit vermiyor. Yeni rota açılmış. Hemen yüz metre sola doğru yönelip tekrar normal rotaya giriyor.

 

 

06 Ağustos 2007 - Pazartesi

 

05.00 - Telefonun sesiyle uyandık. Çok geç kalmamak için erken kalkıyoruz. Uyanır uyanmaz tulumu ve matı toplayıp hazırlanıyoruz. Çantayı önceden hazırlamıştık. Sıcacık tulumdan çıktığımızda soğuk damarlarımıza işliyor gibi. 

 

06.00 - Kahvaltı. Hava genelde kapalı. Dağın üzeri ise açık.

 

07.25 - Hareket ediyoruz. Buzuldaki eğim artana kadar yürüyoruz ve sonra kramponları takıyoruz. Buzul çatlaklarında önceki geçtiğimiz köprüler yıkılmış. Sola doğru ilerleyip sağlam olan kar köprüsünden geçiyoruz. Bu kez kopma yok ve on bir kişi birlikte hareket ediyoruz. Malzemenin ağır kısmını daha önceden taşıdığımız için sırt çantalarımız daha hafif. Örneğin hiç kimse çadır taşımıyor. Büyük çatlakları emniyetle geçtikten sonra öğlene kadar olan yürüyüşte herhangi bir aksaklık olmadı. Artık buraları iyi tanıyoruz. Bu arada Ahmet 4700 metrelerde rahatsızlandı ve geri dönmek zorunda kaldı.

 

13.30 - Korktuğumuz başımıza gelmeye başladı mı yoksa. İki gündür muhteşem güzel ve sıcak olan hava tamamen kapattı. Her yeri sis kapladı. Artık sadece önümüzde yürüyenleri görebiliyoruz.

 

14.00 - Kızartma tavasına yaklaştığımız sırada kar yağmaya başladı. Bu arada kopmalar da başladı ve önden gidenler 5400 metre kampına ulaşmıştı. Yağan karın altında onları izlemek çok keyifliydi. Ama bir yandan da endişeliydim. İnşallah iki gün içinde bozmaz. Bu kadar emekten sonra başarıyla zirveye ulaşırız. Daha önceki yürüyüşümüze göre çok rahattık. Aklimatize olduğumuz içinde nefes problemi çekmiyordum. Tek sorun havanın nasıl olacağı. Zirveye geçit verip vermeyeceği.

 

15.45 - 5400 metre kampına ulaştım. Kar hala yağıyor. Öncekine göre dört saat öncesinden bu kampa ulaşmıştım. Hemen daha önce kurulu olan çadırımıza yöneldim. Çetin dehidre olduğunu söyledi. Çadırda yorgun yatıyor. Gelir gelmez sağolsun yorgun haliyle makarna pişirmiş ve bana da ayırmış. Çadıra girip, yerleştim. Kar eritip su ısıttım. Yine sıcacık bir Knorr domates çorbası içtim. Makarnayı ısıtıp yedim. Daha sonra dinlenmeye çekildim.  

 

19.00 - Korkut beyin sesini duyuyorum. Çadırları hemen üzerimizde kurulu. Başkanı yemeğe davet ediyorlar, Emrahla.

 

20.00 - Çetin hala uyuyor ve çadırın içinde sıkılıyorum. Dışarı çıkıyorum. Kar yağmaya devam ediyor. Hava çok soğuk. Korkut Beyin sesi artık kahkahayla karışık duyuluyor. Onların çadıra yöneliyorum. Çadırda Korkut, Emrah, Başkan ve Durmuş var. Bende içeri giriyorum, Korkut Bey hemen sıcak bir kahve tutuşturuyor elime. Keyifle yudumluyorum. Çadırın içi oldukça sıcak. Sohbet de çok güzel. Durmuş’la ayrılıyoruz çadırdan.

 

21.30 - Durmuş ısrarla çorba yapmak istiyor. Üstelik salçalı şehriye çorbası. Ama salça yok. Musa’da salçanın olduğunu söylüyor. Durmuş su ısıtmak için kendi çadırına girdi. Ben de Musa’nın çadırına yöneliyorum, salçayı alıp Musa’yı da çorbaya davet etmek için. Yağan karın altında Musa’nın çadırının önünde Musa’yı bekliyorum. Musa çadırda patates püresi ve tereyağı arıyor. Çorbanın yanına patates püresi yapmak istiyor. Musa’yla Durmuş’ların çadırına giriyoruz.

İçerisi sıcacık, Durmuş suyu ısıtmış bile. Nevzat’la birlikte salçalı şehriye çorbasını yapıyorlar. Aynı anda Musa da tereyağlı patates püresi yaptı. Ardından da Ülker’in hazır İzmir köftesini ısıtıp yiyoruz. Nazar değmesin hepimizin iştahı yerinde. Arkasından tabii ki sıcak bir çay. Üçü de usta birer aşçı gibi üşenmeden uğraştılar. 5400 metrede yağan karın altında sıcacık çadırın içinde inanılmaz keyifli bir akşam yemeği oldu, bizim için.

 

23.00 - Böyle bir ortamı terk etmek de zor geldi bana. Ama artık yatma vakti gelmişti. Yarın sabah dokuzda 6200 metre kampına hareket edeceğiz. Musa ve ben çadırımıza döndük. Kar hala yağıyordu.

 

 

07 Ağustos 2007 - Salı

 

07.20 - Uyandık. Güneş üstteki çadırlara vuruyordu ama önümüzde küçük tepe nedeniyle henüz bizim çadıra vurmuyordu. Çadırın içi oldukça soğuk, tulumdan çıkmak zor. Güneş çadıra vurup biraz ısıtsa. Ama o da çok zor. Başka çare de yok. Kalkıp su ısıtıyoruz. Kar durmuştu. Yine her zaman ki gibi sıcak domates çorbası içiyorum ve biraz ekmek yiyorum.    

    

09.00 - Yavaş yavaş hareket edildi.

 

09.20 - Yine her zaman ki gibi ben en son hareket ettim. Yani yirmi dakika geç başladım. Kampın yanından dik bir yokuşla tırmanışa başlıyoruz.

 

11.00 - Tırmandığımız yokuşun üzerinde Nevzat mide problemi çekmeye başladı. Midesi çok ağrıyordu. Tırmanışı bırakmak zorunda kaldı. Nevzat’ta ülser vardı ve onu ara sıra rahatsız ediyordu. Nevzat morali bozuk halde 5400 kampına döndü.

 

12.30 - Yukarıdan sis inmeye başladı.

 

13.00 - Sis her yeri kapladı. Yine önümüzde yürüyenlerin haricinde hiçbir yeri göremiyoruz.  Acaba bu hava bizim zirveye çıkmamıza izin vermeyecek mi? Ama ne olursa olsun sağlımız bu kadar yerindeyken havanın izin verdiği kadarıyla zirveyi zorlayacağız. Uzun bir süredir Osman, Çetin, Bülent, Durmuş ve ben birlikte yürüyoruz. Razdalneya zirvesinin bulunduğu o bitmek bilmeyen tepenin altında ayrıldık. Yükseldikçe rüzgar başladı. Durmuş’la beraber tırmanıyoruz. Durmuş daha önce aklimatize tırmanışında buraya tırmanmamıştı. 5400 metre kampında kalmıştı. Şimdi 6200 kampına ilk kez tırmanıyor. Tırmanırken nefes problemi çekiyor. Bu nedenle ona hızlı hareket etmemesini ve yavaş yürümesini söylüyorum. Birlikte yavaş bir tempoyla tırmanıyoruz. Sohbet ederek yürürken birçok kişi bizi geçiyor. Bir ara mola için duruyor ve çantadan çikolataları çıkarıp yiyoruz. Bu sırada yanımızdan geçen erkek ve bayan Yunanlı çifte çantadan çikolatalı gofret çıkarıp ikram ediyorum. Çok hoş bir sohbet ediyoruz. Aklimatize için çıkmışlar ve gece kalmadan hemen 5400 kampına geri döneceklermiş. Teşekkür edip ayrılıyorlar Biz dinlenmeye devam ettik. Nasıl olsa akşam üst kampta kalacağız. Yanımızda bu kez de Slovakyalı bir genç durdu. Ülkesinde bir bira fabrikasında çalışıyor ve Genel Müdürleri de bir Türk. Tunç Çulhaoğlu. Çantanda bira vardır diye takılıyorum. Hayır ana kampta bıraktım, aşağıda görüşürsek içeriz birlikte diyor. Bizde hareket ediyoruz. Durmuş iyice dinlendikten sonra mola vermeksizin yürüyor. Uzun bir süre konuşmadan tırmanıyoruz..   

 

17.00 - Razdalneya zirvesi. 6200 metre kampı. Daha önceki gibi sert esmiyor. Hafif bir esinti var ama hava çok soğuk. Çadıra girmeden önce etrafı fotoğrafladım. Tacikistan tarafı daha önce de söylediğim gibi bir tablo kadar güzel. Sanki elle çizilmiş düzenli 6000 lik sivrilerle dopdolu. Osman Kalaycıoğlu, Bülent Aksu ve Başkan Alaattin Karaca birlikte kalıyorlar. Osman çadıra çağırıyor beni ve soya fasulyeli çok güzel bir yemekten uzatıyor. Birkaç sıcacık kaşıkla midem ısınıyor. Bir de pastırma uzatıyor ekmeğin arasında. Kısa süren bu ziyafetten sonra kendi çadırıma yöneliyorum. Çetin çadırda uzanmış yatıyor, yine dehidre olmuş. Musa Durmuş ile aynı çadırı paylaşıyor. Korkut Güven ve Emrah Özbay aynı çadırda kalıyorlar. Çetin uyanıyor, birlikte Musa’ların çadıra gidiyoruz, akşam yemeği için. Çadıra giriyoruz. Bu kez tereyağlı patates püresini Çetin hazırlıyor. Durmuş’un durumu hiç iyi değil. Midesi bulanıyor ve başı ağrıyor. Çadırdan çıkıyor ve bizim çadıra gidiyorum. Mide bulantısı için Emedur ve baş ağrısı ilacı alıp Durmuş’a veriyorum. Durmuş içiyor ama hiç faydası olmadığını söylüyor. Yarın tırmanışa gidebileceği şüpheli. Pürenin yanına hazır sebzeli tavuk yemeği yiyoruz. Yemekten sonra kendi çadırımıza geçiyoruz. Hava öncekine göre daha güzel. Kar eritip yarın ki tırmanış için termoslarımızı ve suluklarımızı dolduruyorum.

 

21.25 - Şu an hala su ısıtıyorum. İki termos ve iki suluk hala dolmadı. Üstelik yarın sabah beşte kalkıp altıda hareket edeceğiz. Ben hala işimi bitiremedim. Çetin ise uyuyor. Şu an her şey çok güzel. Moralim çok iyi. Çadırı iyi ki almışım, çok korunaklı.

 

 

08 Ağustos 2007 - Çarşamba

 

05.00 - Telefonun sesiyle uyanıyoruz. Gece yine çok güzel uyudum. Dışarıda bugün zirveye çıkılamayacak kadar şiddetli rüzgar esiyor. Sıcacık tulumdan çıkmak da ağır davranıyorum. Eğer hava da değişme olmazsa bu hava da çıkılacağını zannetmiyorum. Akşam ısıttığım termostaki sıcak sudan bir bardak alıp sıcak domates çorbamı içiyorum. Bir parça ekmekle de kahvaltımı tamamlıyorum. Başka hiçbir şey yemeden tırmanışa başlayacağım. Çetin küçük plastik kahvaltılıklarla özellikle ballı olanından ağırlıklı olmak üzere kahvaltısını tamamlıyor. Emrah’ın sesi duyuluyor dışarıdan. Hareket saatinin altı buçuk olduğunu duyuruyor. Tekrar tulumun içine giriyoruz. Hava açık ama rüzgar şiddetli. Bu havada çıkma olasılığı çok zayıf diye düşünürken Emrah’ın sesi ikinci kez duyuluyor. Hareket saatinin yedi olduğunu öğreniyoruz. Herhalde bugün tırmanışa gidemeyeceğiz düşüncesi oluşuyor, kafamda.

 

07.00 - Dışarıdan gelen sesler üzerine dışarı çıktık ve kramponlarımızı taktık. Çadırın etrafını bir kez daha kontrol ettim.

 

07.25 - Tırmanış başladı. Bu havada çıkamayacağımızı düşünüyordum ama yine yanıldım.  Alaattin Karaca’yı bu havalar yıldırabilir mi? Buz gibi esen havada yürüyoruz. Tırmanışa Durmuş katılmadı. Durmuş dün zaten iyi değildi. Musa’nın söylediğine göre hala iyi değilmiş. 6200 kampından aşağıya doğru 200 metreye yakın bir iniş var. Buralara da çadır kurmuşlar. Daha önce otuz çadır saymıştım. Buradakilerle beraber kırk çadırı buluyor. İndikçe rüzgar daha da şiddetlendi. Burası bir boğazı andırıyor. Buradan sonra çok dik bir yokuşla 6400 kampına doğru tırmanıyoruz. Rüzgar, tırmanışı iyice zorlaştırıyor. 6400 kampına gelmeden önce Osman ve Çetin soğuktan dolayı ayaklarında oluşan his kaybı nedeni ile geri döndüler. Düz bir plato görünümü veren 6400 kampını rahatlıkla geçtik. 6400 kampından sonra da yine çok dik bir eğim var. Bu eğimden yukarıya tırmanmaya başladığımız da Bülent değiştiremediği ayakkabısının gazabına uğradı. Artık daha fazla dayanamayacağını söyleyen Bülent ayrılmak zorunda kaldı. Yine en arkada ben yürüyordum ama öndeki grupla aramızda yirmi metre kadar mesafe vardı. Hava o kadar soğuktu ki Marmot polar eldiven hiçbir işe yaramadı. Ayrıca hala sert ve şiddetli esiyor. Hemen çantamdan kaz tüyü eldivenleri ve balaklavayı çıkarıp giydim. Kaztüyü eldivenlerin içine de Lafuma beş parmak ince eldivenleri giydim. Artık şimdi daha da iyiydim. Federasyonun bu faaliyet için verdiği Marmot 800 Fill kaztüyü mont çadırdan çıktığımızdan beri sırtımda. İyi ki Başkan bunların alınmasına onay vermiş. Bunalmadan ve sıcacık üşümeden yürüyorum. Bülent’in tam ayrıldığı anda üşüyenler öne geçsin diye bir ses duyuyorum. Sesin geldiği yöne doğru kafamı kaldırdığımda Korkut ve Emrah’ın önde olduğunu gördüm. Ben de istem dışı biraz hızlanıyorum. Başkanın yanından geçerek ilerliyorum. Artık dağda beş kişiyiz. Henüz 6600 metrelerdeyiz. Dağda ilginç olan bir şey ilgimi çekiyor. Bizden başka bir tek kişi yok. Acaba bizden önce tırmanışa başlayanlar olabilir mi diye düşünüyorum. Tabii ki bunu yükseldikçe, zirveye yaklaştıkça göreceğiz. Uzun bir zaman yalnız yürüdüm. Hiçbir problem çekmeden çok rahat yürüyorum. Hava biraz düzeldi gibi. Rüzgar daha yavaş esiyor. Şu an hiç kimse görünmüyor. Önümdeki yükseltiyi aştığımda onları gördüm. Öndeki iki kişi Korkut ve Emrah olmalılar. Arkalarında olan tek kişi ise Musa olmalı. Uzun ve dik bir kulvara tırmanmadan önce Musa’ya yetişiyorum. Şimdi Musa’yla beraber yürüyoruz. Çok dik bir eğim var. Ayrıca rota beyaz kayalarla kaplı. Karın içerisinde beyaz kayalar. Buraya ulaştığımızda bir kişi daha fark ediyoruz. Biraz daha yaklaşınca bir bayan olduğunu görüyorum. Herhalde burada bir yerlerde dinleniyordu ki onu geriden fark etmedik. Buraya kadar yalnız mı geldi bilmiyoruz.

Korkut ve Emrah beyaz kayalıkları aşıp yukarıya ulaşıyorlar ve mola veriyorlar. Bayan da onların arkasından çıkıp mola vermeden gidiyor.

Biz henüz kayalıkların başındayız ve burası oldukça dik. 6800 metrelerdeyiz artık. Kayaların bulunduğu bu dik eğim bizi oldukça oyalıyor. Ağır ağır tırmanıyoruz. Burada kazma kullanmakta yarar var. Tam Korkut ve Emrah’ın yanına geldiğimizde onlar da kalkıp tırmanışa devam ediyorlar. Başkan ise henüz yükseltinin başında.  

Biz de oturup mola veriyoruz. Çantadan çikolataları ve kuruyemişleri çıkarıp küçük bir ziyafet çekiyoruz kendimize. Geldiğimiz rotayı ve aşağıdaki beyazlığın oluşturduğu doyumsuz güzelliği izliyoruz. Musa daha da rahatlamış ve herhangi problemi yok.  En iyi ziyaret kısa olanı derler ya biz de fazla uzatmadan burayı terk ediyoruz. Başkan kayalıkların üzerinde ağır ağır tırmanıyor.

4400 metre kampını tam karşıdan gören kuzey yamacından yan geçişle yükseliyoruz. Burası kar ve buzdan oluşan bir yamaç. Krampon bazı yerlerde buzun üzerinde neredeyse batmıyor. Bazı yerlerde ise beş-on cm kadar kara batıyor. Bu yamacın zirvesi 4400 kampından dağın zirvesi olarak görünüyor ama biz zirvesi olmadığını biliyoruz. Çünkü zirve kampa göre biraz daha arkada ve kampı görmüyor. Yan geçişi bitirip yamacın üzerine çıktığımızda batı yönünde tepenin üzerinde üç kişi görüyoruz. Bu tepenin üzeri artık karla karışık kayalık bir yapıya sahip. Üç kişi kayalıkların arasında karın üzerinde ilerliyor. Bulunduğumuz yer bir çanak gibi ve onların bulunduğu yere ulaşmamıza en az bir ya da bir buçuk saat var. Yamacın üstünden onların olduğu yere kadar buzun üzerinde yürüyoruz. Bu bitmek bilmeyen rotada adımlarımız iyice yavaşlıyor. Musa’yla aramızda yaklaşık yüz metre var. Başkan da Musa’ya yetişiyor. Artık 6950 metredeyiz. Öndekiler 7000 metrede kayalıkların bulunduğu tepenin üzerinde gözden kayboluyorlar. Tam kayalıklara girdiğimiz anda tepenin üzerinde bayan görünüyor. Dönmeye karar vermiş herhalde. Ona ulaştığım zaman zirveye elli dakika kaldığını ama kendisinin zirveye gitmekten vazgeçtiğini söylüyor ve geri dönüyor. Zirveye elli dakika kaldığını duymak sevindirici. Biraz dinleniyorum. Başkan ve Musa’yla bir araya geliyoruz. Kayalıkların bulunduğu tepeyi aşıyoruz. Sırtı aştığımızda Korkut’u görüyoruz. Zirveye ulaşmış ve dönüyor. Başkan ne kadar kaldığını Korkut’a sorduğunda Korkut bu tempoyla yürürseniz iki buçuk saati bulur diyor!

 

17.30 - Başkan aldırmıyor ve yürüyor. Yaşasın! Başkan’ın kesin dönmeyeceğinden emindim. Eğer dönme kararı alsaydı kahrolurdum. O kadar iyiydim ki eğer sekiz binlik olsaydı, oraya da gidebilecek kadar rahattım. Hiçbir problemim yoktu. Musa’da kararlı ve gidiyoruz. Birazdan Emrah göründü. O da zirveden dönüyor. Emrah’a zirveye ne kadar zaman kaldığını sorduğumuzda bir buçuk saat kadar tutacağını söyledi.

 

18.45 - Bir saat on beş dakikada zirveye ulaşıyoruz. Dağın muhteşem güzelliğinin yanında inanılmaz bir duygu yaşıyoruz. Ben ise anlatılmaz bir coşku yaşıyorum. Bu spora başladığım 1981 yılı Temmuz ayında bizi eğiten ve bu sporu bize sevdiren insanla Alaattin Karaca ile  Türkiye de yüzlerce kez çıktığımız farklı zirvelerin en yükseğine bu kez Kırgızistan’da 7134 metreye yine onunla birlikte çıkıyoruz. Çok hoş ve zevkli bir duygu. Bu duygular için de sadece on beş dakika kalabildik. Zirveyi ve etrafı fotoğrafladıktan sonra hazırlanıyoruz.

 

19.00 - Hareket ediyoruz. Çünkü daha çok yolumuz var. Hava kapatmadan 4400 kampını karşıdan gören çok dik eğimin olduğu kuzey yamacından geçmemiz gerek. Çünkü bu yamaç kar buz karışımı bir alan ve bazı noktalarda krampon batmıyor bile. Bu alan daha fazla sertleşmeden geçmek için mümkün olduğunca hızlı ilerlemeye çalışıyoruz.

 

21.00 - Hava kararıyor ve ısı hızla düşüyor. Şu an sadece ısının çok hızlı düşmesi rahatsız edici. Alın fenerlerini çıkarıyoruz. Musa önde, ben ve Başkan ağır ağır ilerliyoruz.

 

22.00 - Hava birden değişti ve çok şiddetli esiyor. Üşümüyorum ama rüzgar mahvediyor. Yüzümü iyice kapatıyorum. Çünkü yüzüme çok şiddetli vuran kar acıtıyor.

 

23.50 - 6400 kampındayız. Rüzgar artık tipiye çevirdi. Soğuğu iyice hissetmeye başladık. İki saatlik yolumuz kalmadı bile. Ama hava o kadar kötü ki, anlatamam. Bu iki saat içinde havanın daha ne kadar değişeceğini kestiremeyeceğimiz için Başkan’a 6400 kampında kurulu North Face çadırın içindekilerle konuşup hava düzelene kadar çadırda konaklayabileceğimizi önerdim. Rüzgar şiddetini iyice arttırınca ikna oldu. Çadırda iki Rus vardı ve havanın berbat olduğunun farkındaydılar. Çadıra girmemizi kabul ettiler. Allahtan çadır üç kişilikti ve içeriye sığabildik. Sabah hava düzeldiğinde beş gibi hareket edeceğiz.

 

24.40 - Çadıra girip yerleşmemiz epey sürüyor. Çadırda oturarak sohbet ediyoruz. Dışarıda tipi inanılmaz, ama artık çadırda güvendeyiz ve içi sıcacık.

İlk program üzerinde konuşurken 6400 metrede kamp kurmayı planlıyorduk. Başkan Alaattin Karaca bu kampın kurulmasının çok gerekli olduğunu söylemiş ve önermişti. Zaten şirket tarafından bize verilen programda da vardı. Sonradan vazgeçip 6400 metre kampı yerine 6200 metreden zirveye hareket etmeyi kararlaştırdık. Aslında 6400 metrede bir kamp daha kurulması tırmanışın başarılı geçmesi açısından çok çok önemli. Zirve tırmanışı rotası oldukça uzun. 6400 metrede kamp kurulursa dört-beş saat arası bir zaman kazanılabilir. 

 

 

09 Ağustos 2007 - Perşembe

 

05.00 - Çadırdan çıkıyoruz. Teşekkür ederek ayrılıyoruz.

 

07.30 - 6200 kampındayız. Dün sadece bizimle birlikte bir bayan dağa tırmanışa giderken bugün sabah zirveye giden yirmiden fazla dağcı ile karşılaştık. Demek ki dünkü kötü havada çıkmaya cesaret edemediler. Şu andaki hava dünkünden çok güzel, açık ve üstelik esmiyor da. Akşam çok yerinde bir kararla çadırda konaklamışız. Şu an hava o kadar güzel ki çok rahat ve sakin yürüyoruz. Dün geceki hava hepimizi çok bitkin düşürdü. İlkin Bülent bizi karşılamaya geldi, kucaklaştık, bizi tebrik etti ve bizimle yarım saat kadar kampa yürüdü. 6200 kampında Bülent, Osman, Korkut ve Emrah kalmışlar. Diğerleri ise dönmüşler. Bülent ve Osman kendi aralarında bir organize yapmışlar. Osman benim North Face çadıra geçip sıcak su ve kahvaltı hazırlamış. Bülent te kendi çadırında Başkan ve Musa için hazırlamış. Geldiğimizde her şey hazırdı ve Osman hiçbir şeye elimi sürdürmedi. Çadırı bile kendi toplamaya çalıştı ama ben de yardım ettim. Her yerde böylesi güzel dostluğu bulmak kolay değil sanırım. Sağolsun her şeye yardımcı oldu. Dün gece geç saatlere kadar bizi beklemişler. Geldiğimiz anda yiyecek hazırlamak için geç saatlere kadar uyumamışlar. Bu keyfin üzerine içtiğim domates çorbasının güzelliğini anlatamam. Bülent’te Başkan ve Musa’ya destek sağladı. Saat on bire kadar dinlenip çıkmaya karar verdik. Ben tuluma girip dinlendim. Osman önce kendi çantasını hazırladı. Daha sonra çadırın kazıklarını söküp toplamaya hazır hale getirdi. Ben de çantamı hazırladım ve çadırı beraber topladık.

 

11.00 - Yine her zaman ki gibi 6200 metreden de en son ben hareket ettim. Hava açık ama ara sıra esmeye başladı.

 

13.10 - Yavaş yavaş yürüyerek tek başıma 5400 metre kampına geldim.

 

13.45 - Başkan Alaattin Karaca, Osman, Korkut, Emrah ve ben 5400 metre kampından hareket ettik. Çantam çok ağır ve hava çok sıcak. Aşağıya indikçe hava ısınıyor. Çantanın ağırlığı yüzünden yine geride kaldım. Ama kızartma tavasına geldiğimde yaklaşık bir saat boyunca tırmandığımız bu alanı on dakika da indim. Öylesine rahatım ki çantam ağır olmasa neredeyse koşacaktım. Şu ana kadar ki en hızlı tempom ile koşar adım yürüyerek öndeki gruba yetiştim. Suluktaki Tang yine beni çok rahatlattı. Yüksek irtifa da suyun önemini hep okurduk ama bu faaliyette bunu çok ciddi şekilde yaşadım. Sürekli Tang içerek ve kuruyemiş yiyerek susuzluğumu giderdim. Bu Tang güzelde boğazımı bir tahriş etmese. Her güzelin bir kusuru var derler ya ondandır herhalde. Yine yutkunmakta zorlanıyorum. Dün soğuk havada zirvede ağızdan nefes almakta etkiledi tabii ki. Ama Tangla birlikte kuruyemiş inanılmaz güç veriyor insana.

 

18.00 - 4400 kampındayız. Vitali biz geldiğimizde votka ikram etti. Burada bir gelenek herhalde. Daha önce de görmüştük. Zirveye çıkanlara votka ikram ediyor ve tebrik ediyorlar. Gelir gelmez arkadaşların sıcacık ve içten sarılarak tebrik etmeleri beni çok duygulandırdı. Arkasından birkaç bardak Votka çok hoş geldi bana.

 

21.00 - Akşam yemekten sonra votka ve meyve ile tırmanışı kutladık. Başkan’ın gündemle ilgili konuşmasının ardından votkalar içildi. Uydu telefonu ile bugün ilk kez eşim Tülay’la görüştüm, zirveye çıktığımızı söylerken bile boğazımda düğümlendi sözcükler. Bu kadar etkilemişti beni demek ki bu zirve. İnanılmaz duygu yüklüydüm, o gün.

 

 

10 Ağustos 2007 - Cuma

 

08.20 - Kahvaltı yaptık. Hazırlık yapıp 4400 kampına ineceğiz.

 

10.50 - Buradakilerle vedalaşarak hareket ettik. Dağ tamamen kapalı ve bulutlu. Ne büyük bir şans. Tırmanış bittikten bir gün sonra hava bugüne kadar burada hiç görmediğimiz bir şekilde kapattı. Zirvede kim bilir, nasıl bir hava vardır.

 

16.30 - Sohbet ederek ve dinlenerek 3600 kampına ulaştık. 18 yaşlarında genç bir delikanlı burada çalışmaya başlamış. Adı İlyas, Özbek Türklerinden. Türkçesi var ama çok iyi değil. İnanılmaz, İngilizcesi iyi. Türkçe anlaşamadığımız yerlerde İngilizce anlaşıyoruz onunla. Nasıl öğrendiğini soruyorum. Kitaplardan öğrendiğini söylüyor. Kitaplardan da olsa çok iyi öğrenmiş. Gelir gelmez ayran soruyoruz. Hemen yandaki şirketten alıp geliyor. Bir litrelik pet şişeler içinde. Soğuması içinde dereye soğuk suyun içine bırakıyoruz. Yine ne kadar özlemişiz bu ayranı. Bol tuz koyarak doyasıya içiyoruz. Hava açık ve güneşli.  

Maria yemekleri biz gelmeden önce hazırlamış, biz gelince hemen ısıttı. Güzel bir balık çorbası, pilav ve ilk kez bir köfte. Akşam yemeğine kadar sohbet ederek dinleniyoruz.

 

21.00 - Akşam yemeğinde patates, et karışımı güzel bir yemek ve salata var. Yorgunuz ve erken yatıyoruz.  

           

 

11 Ağustos 2007 - Cumartesi

 

08.30 - Yağmur sesiyle uyandım. Kahvaltı için dışarı çıktım. Hava çok kötü kapattı. Artık dağ görünmüyor. Bugün temizlik yapar, şöyle sıcak su ile yıkanır ve derede kokulu elbiselerimizi yıkarız diye düşünürken yağmurlu bir günle karşılaşıyoruz. Kahvaltıdan sonra yemek çadırından çıkamadık. Yine sohbet ederek zaman geçirdik. Yukarıdan tanığımız sohbet ettiğimiz gruplarda iniyor. Beş kişilik İspanyol grubu. Hareketli ve güleç yüzlü insanlar. Biri Basklı, diğer dördü İspanyol. Kendisi sürekli bunun esprisini yaptı, yukarıda. Ben Basklıyım, İspanyol değilim, diyordu. Çok muhabbet ve neşeliler. Daha sonra yedi kişilik Fransız grubu geliyor ve ardından üç kişilik Alman grubu.

Dima su ısıtıyor ve sauna dedikleri çadırda yıkanıyoruz. İçeride sauna teşkilatı var ama biz hazır sıcak su ve yanında soğuk su ile karıştırarak yıkanıyoruz. Ben yine en son yıkanmayı düşünüyorum. Bu yüzden de bugün yıkanamadım.

Akşama kadar sohbet ederek geçirdik. Aslında bir başkasına sıkıcı görünse de ben hiç sıkılmadım. Dağda olmak var ya sıkılmak ne demek.   

Mustag Ata ekibinden gelen haber hepimizi çok sevindirdi. Sekiz kişi zirveye ulaşmış ve sorunsuz bir şekilde dönüyorlarmış. Müthiş bir haberdi bizim için.  

Akşam yemeğinden sonra yemek çadırında üç Rus dağcının Everest’in zirvesine duvardan tırmanışlarını izledik. Olağanüstü insanlardı. Seyrederken öylesine kendimizi kaptırmıştık ki çadırda çıt çıkmıyordu. Filmden sonra üç Almanla sohbet ediyoruz. Musa, Ahmet, Çetin. Onlar soruyorlar ben de İngilizceye çeviriyorum. Bu sohbet tam iki saate yakın sürüyor. Andreas Ehlert eşiyle gelmiş. Eşinin ismi Rita. Bir de genç bir Alman var,  Frank. Bu tırmanışta sadece Frank Peak Lenin’in zirvesine ulaşabilmiş. Andreas gençliğinde birçok zirve yapmış. Şimdi eşi yanında ve birlikte dağlara gidiyorlar. Rita eşini kaybetmemek için dağlarda onu yalnız bırakmıyormuş. Gençliğinde Eiger’ın kuzey duvarından tırmanmış. Alplerin son üç problemi olan zirveleri de tırmanmış. Bunu duyar duymaz Ahmet koşup çadırında yatan Emrah’ı kaldırdı ve yanımıza getirdi. Bu kez de Emrah Eiger ile ilgili tırmanış hakkında öğrenmek istediklerini sordu. Andreas’ın babası dağcı. Babasını dağda kaybetmiş. Annesi ise o da dağcı, şu an 65 yaşında ve hala dağlara gidiyor. Andreas ve Rita’nın kızları ise 23 yaşında ve şu sıralarda bir dağda aklimatize tırmanışındaymış.     

Bizimkiler Almanları Türkiye’ye Ağrı Dağı Tırmanışı faaliyetine ve Demirkazık Kuzey Duvarı tırmanışına davet ediyorlar. Birbirlerinin adreslerini alıyorlar.

Akşam oldukça geç yattım.

 

 

12 Ağustos 2007 - Pazar

 

09.00 - Bugün geç kalktım. Daha doğrusu akşam geç yattığım için erken kalkamadım. Hava hala çok kötü. Yukarılar kapalı. Yağmur ise yağmaya devam ediyor.

Bugün yıkanma sırası yine bana gelmedi. Giysilerimi de bugün yıkayamadım.

Hemen derenin öbür tarafında 200 metre ilerideki Dostuck - Trekking isimli şirkette mağaza olarak tasarlanmış dağcılık malzemeleri bulunan bir çadır var. Her malzemeyi bulamıyorsunuz ama hoşunuza giden bir şeyler satın alabilirsiniz. Arkadaşlar buradan birkaç malzeme satın aldılar.

Yağmur akşama kadar yağdı.

 

 

13 Ağustos 2007 - Pazartesi

 

08.30 - Kalkıyor ve kahvaltıya gidiyoruz. Harika bir gün ve güneş ısıtıyor. Dağları artık görebiliyoruz. Yaşasın temizlik günü. Artık kokmaya başlayan içliklerimi, tişörtleri, çorapları ve spor ayakkabılarımı derede yıkıyorum. Dima sıcak suyu ısıtıyor ve yirmi gün sonra ilk defa sıcak su ile yıkanıyorum. Bu ne güzel bir duygu. Tulumları havalandırıyoruz. Ayrıca yarın sabah buradan ayrılacağımız için hurçlarımızı düzenledik.

Sabah yapılan küçük bir törenle zirve yapanlara zirveye çıkış belgeleri verildi. Törenden sonra tanıdık dostlar Almanlar, Fransızlar, İspanyollar ve iki Rusla beraber bizim sempatik doktor Osh’a döndüler. Bize yemek hazırlayan Maria’da onlarla birlikte gidiyor. Arabaları hareket edince Bülent Türk usulü arkalarından bir kovayla su döküyor.

Öğleden sonra ise 11 kişilik bir Kazak grubu üst kamptan geldiler. Daha sonra öğreniyoruz ki iki kişi zirve yapabilmiş.

Durmuş, Nevzat, Çetin, Emrah, Ahmet ve ben akşam yemeği için yirmi dakika kadar uzaklıkta olan bir başka şirkete Fortuna Tur’a gidiyoruz. Tur  4400 kampına doğru giden yol üzerinde. Kırgız bir aile işletiyor burayı. Fortuna Tur’un sahibi Aynur isimli genç bir bayan. Aynur 4400 metredeki kampla ilgileniyor. Burasını ise Ayınkız isimli 60  yaşlarında olan annesi, geliniyle birlikte işletiyor. Burada da iki büyük çadır var. Bizim turdan farklı olarak dışarıda plastik masalar ve sandalyeler var. Biz gittiğimizde yemek çadırında başka dağcılar vardı. Uzun süre masalarda oturduk, dağları seyredip sohbet ettik. İçerdekiler çıkar çıkmaz çadıra daldık. Bu çadırın içi çok farklıydı. Çadırın bir bölümü mutfak gibi tasarlanmıştı. Diğer yarısı ise yerde oturmak için minderler vardı. Çadırın tam ortasında ise gürül gürül yanan büyük bir kuzine soba. Borusu ise çadırın üzerine yapılan bir sistemle dışarıya çıkıyor. Dışarısı serin, çadırın içi ise kemiklerinizi ısıtırcasına sıcacık. Sobanın üzerinde ise fokur fokur kaynayan sıcacık bir çay. Hemen önümüze çay koydular. Amacımız burada akşam yemeği yemek. Hangi sebzeyi buldularsa doğrayıp güzel bir çorba hazırlamışlar. Çorba kasesi zaten doyuracak kadar büyük. Ardından kızarmış patateslerin üzerine yumurta kırıyorlar. Yanına da domates, salatalık ve soğanla hazırlanmış salata. Ekmekler ise harika, ısıtıp ısıtıp  önümüze koyuyorlar. Sürekli bir şekilde önümüze çay geliyor. Daha sonra Kırgız Halkına özgü şapkalardan birkaç tane satın alıyoruz. Yemek için kişi başı 4 Dolar ödüyoruz. Şapkalarında tanesi 4 dolar. Çok tok bir şekilde kampımıza dönüyoruz.

Buradaki son akşamımız. Şansımıza akşam yemeğinde ise çok güzel etle hazırlanmış bir yemek var. Ama bizim yiyecek halimiz yok. Yemekten sonra geç saatlere kadar sohbet ediyoruz. 

 

 

14 Ağustos 2007 - Salı

08.00 - Kalkış. Kahvaltıdan sonra belge töreni yapılıyor. Zirveye çıkanlara belge ile birlikte üzerinde Peak Lenin’in zirvesi olan tişört hediye ediyorlar. Hüzünlü bir ayrılış töreni. Bir yandan sevinç bir yandan da burukluk hissediyoruz. 

10.00 - Toplanıp tırmanışın değerlendirmesini yapıyoruz.  

10.30 - Hüzünlü vedalaşmadan sonra Kamaz markalı kamyondan bozma otobüs gibi tasarlanmış arabamıza binip hareket ediyoruz. 

14.30 - Yurt kampa geliyoruz. Patates, havuç, sarımsak et karışımı sulu bir yemek yiyoruz. Arkasından etli makarna, üzüm ve ardından çay içiyoruz. Çayı yine yeşil mi, siyah mı diye soruyorlar. Hep beraber siyah istiyoruz. Yine porselen demliklerde geliyor çaylarımız. 

15.45 - Hareket ediyoruz.     

19.00 - Osh. Alay otele geliyoruz. Yine otelde çalışan bir tek erkek yok. Akşam yemeği için hemen karşıda lokanta var. Burada da servisi bayanlar yapıyor. Tavuk ızgara yiyoruz. Yanına da bira içiyoruz.

 

15 Ağustos 2007 - Çarşamba

 

 09.00 - Bizim tur şirketinden bir bayan geldi ve bizi İstanbul Pastanesine kahvaltı yapmak üzere götürdü. Güzel bir kahvaltı yaptık. Söylenenlere göre Pastanenin sahibi Türk’müş.Kahvaltıdan sonra serbest bir gün geçirdik.  Bizi kahvaltıya getiren bayan biz kahvaltıdayken gitti. Daha sonra bizi şirketten hiç arayan soran olmadı. Hatta belki gelen olur diye Başkan otelden hiç ayrılmadı. Telefonla ulaştığımız Dinara’ya durumu iletiyoruz. Çünkü bu arada Başkan çok sinirleniyor. Akşam ne yapacağımız konusunda hiçbir bilgi yok. Dinara ise Maria’ya ulaşacağını söylüyor. Otelden çıkıp Osh pazarı denilen yere gidiyorum. Çok yoğun bir trafik ve kalabalık insanlar arasında ilerliyorum. Pazar bizim Türkiye’de ki Rus pazarı diye adlandırdığımız pazarlara çok benziyor. Küçücük dükkanlar ya da sergiler var. Yöresel giysiler satılıyor. Base camp, Fortuna Tur’da oradaki insanlara destek olsun diye 4 Dolara aldığımız Kırgız halkına özgü şapkalar burada 1 Dolar. Base camp ta aldığımız şapkaların fiatının turistik olacağını tahmin ediyorduk. Buradan da birkaç tane aldım. Pazarda güzel görüntüler yakalamak için sonuna kadar ilerleyip nehir kenarından bir başka caddeye çıktım. Burası ise neredeyse beş yüz metre uzunluğunda caddenin iki tarafında sağlı sollu uzanan sebze ve meyve pazarı. Sanki köyde yetiştirdikleri sebzeleri satan insanların oluşturduğu bir Pazar yeri. Satıcıların hepsi genç kızlar ve kadınlar. İşin ilginç tarafı alıcılar da hep bayan. Pazar yerinin sonuna kadar gidip fotoğraf çekiyorum. Çok sıcak bir hava. Susadığımda yine mineralli suyu tercih ediyorum. 

12.30 - Öğleye doğru Maria geliyor. Bishkek uçağı akşam saat onda olduğunu ve bizi saat sekizde almaya geleceğini söylüyor. Ne yapacağımız konusundaki endişe ortadan kalktıktan sonra öğle yemeği için uzun bir yürüyüşle merkeze ulaşıyoruz. Adana kebap yapan bir lokantaya giriyoruz. Adana ve kuzu şiş, salata, kola ile yoğurt yiyoruz. Domates ve salatalığı öylesine özlemişiz ki iki kez dolu dolu tabaklarla önümüze getiriyorlar. Sekiz kişiyiz. Kişi başı 100 com ödüyoruz. Türk Lirası karşılığı ise yaklaşık olarak 4 YTL tutuyor. Türkiye’ye göre oldukça ucuz.Dönüşte Musa ile internet kafeye gidiyoruz. Bilgisayarlar çok kötü. İstediğiniz her sayfayı açmak mümkün değil. TDF’nin sitesine girip Dağcılık haberlerini okuyabiliyoruz. E-mailleri bile açıp okuyamadım. 

20.00 - Maria iki minibüsle geliyor. Hemen hurçları ve çantaları yükleyip havaalanına gidiyoruz. Akşam yemeği yemeye fırsat bulamadan havaalanına ulaşıyoruz. 

22.00 - Uçak havalanıyor. 

23.00 - Bishkek’te Manas Uluslar arası havaalanındayız. Havaalanının çay içilebilen kafeteryalarında kızartma, börek türü yiyecekler arıyoruz. İki ya da üç kafeterya var. Bize  sevimli gelen bir kafeteryaya giriyoruz. Yağda kızartılmış böreklerden istiyoruz. Burada servis yapan Ayperi isimli çok şeker bir Kırgız bayan var. Üç yıldır burada çalışıyor ve buranın bütün servisini o yapıyor. Az çok Türkçe biliyor ve anlaşabiliyorsunuz. Ama biz İngilizce iletişim kuruyoruz. İngilizcesi daha iyi. Ayperi börekleri mikrodalga fırında ısıtıyor ve sıcak sallama çayla servis yapıyor. Kızartma börekler ve sıcak çay harika. Hepimiz burada açlığımızı yatıştırıyoruz ve bütün börekleri bitiriyoruz. Bir süre oturup muhabbet ediyoruz.

 

 

16 Ağustos 2007 - Perşembe

 

01.00 - Havaalanında sandalyelerin üzerine uzanıp tam dalmıştım ki bir gürültü ile uyandım. Mustag Ata ekibi bulunduğumuz yere geldiler. Kalktım, kucaklaştık. Birbirimizi tebrik ettik. Her iki grubunda birbirine anlatacağı çok şey vardı. Uçak kalkış saatine kadar sohbet ettik. 

04.55 - THY uçağı tam saatinde kalkıyor. Uykusuz olduğumuz için hemen uykuya dalıyoruz. 

07.23 - İstanbul’a iniyoruz. Aslında saatlerin 10.23 olması gerekiyor. Bu nedenle saatleri hemen üç saat geri alıyoruz. Atatürk Havaalanında küçük bir toplantı yapıyoruz. Başar Zeki Kırnık Havaalanına laptopuyla birlikte geliyor. Çektiğimiz bütün resimleri veriyoruz. Başar onları laptopa topluyor. Daha sonra tek tek vedalaşıp ayrılıyoruz.

Peak Lenin Tırmanışına Katılanlar : 

1. Alaattin Karaca          20.05.1949       Sarıkamış – Karaurgan   Doğu Anadolu Dağcılık Kulübü          

2. Korkut Güven            14.01.1954        Rize – Fındıklı                Gençlik ve Spor - Ferdi 

3. Faik Can Özen           08.04.1960        Kırıkkale                       Ondokuzmayıs Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü - Samsun 

4. Durmuş Uçgun          01.01.1970        Eğirdir                          Eğirdir Doğa Sporları Kulübü 

5. Bülent Aksu               02.02.1974        Ordu – Ulubey               İstanbul Bahçedak Spor Kulübü 

6. Musa Karahan           01.04.1975        Rize – Pazar                  Kütahya Gençlik ve Spor Kulübü 

7. Osman Kalaycıoğlu    07.04.1976        Ardeşen                        Tekkeköy Dağcılık Kulübü - Samsun 

8. Nevzat Tezer            17.07.1976        Sivas                            Sivas Dağcılık Kulübü     

9. Çetin Bayram            02.02.1981        Erzurum                        Doğu Anadolu Dağcılık Kulübü 

10. Ahmet Yılmaz          05.11.1981        Kayseri                         Hadak

11. Emrah Özbay           07.11.1981        İzmir                            İzmir Demirspor

 

 

 

Korkut Güven’in GPS den Aldığı Yükseklikler :

 

 

 

Base Camp     3612 m. 

1. Kamp          4460 m. 

2. Kamp          5425 m. 

3. Kamp          6130 m.

  

İlgilenenler için bazı fiatları vermekte yarar var.

 

Base Camp - 3600 Kampı

 

 

 

1 Litre Cola                3 Dolar 

 

1 Litre Fanta               3 Dolar 

 

1 Litre Sprite              3 Dolar 

 

1 Termos Çay            1 Dolar 

 

1 Fincan Kahve        0.5 Dolar 

 

1 Şişe Votka               5 Dolar 

 

1 Şişe Bira                 3 Dolar 

 

1 Şişe Şarap              10 Dolar

 

 

 

4400 Kampı

 

 

 

Kahvaltı                    7 Dolar 

 

Öğle Yemeği             9 Dolar 

 

Akşam Yemeği          8 Dolar 

 

1 Litre Normal Su      3 Dolar 

 

1 Litre Mineralli Su    3 Dolar 

 

1 Litre Cola               5 Dolar 

 

1 Litre Fanta             5 Dolar 

 

1 Litre Sprite             5 Dolar 

 

1,5 Litre Sprite          7 Dolar 

 

1 Şişe Votka             10 Dolar 

 

1 Şişe Bira                 5 Dolar 

 

1 Şişe Şarap             15 Dolar 

 

Telsiz Kiralama          3 Dolar 

 

4400 Kampında Çadırda Kalmak      6 Dolar 

 

5400 Kampında Çadır Kiralamak      5 Dolar 

 

5400 Kampında Çadırda Kalmak      20 Dolar

 

 

Faik Can ÖZEN

Türkiye Dağcılık Federasyonu Antrenörü

Ondokuzmayıs Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü - Samsun

Son Güncelleme: Salı, 04 Ağustos 2009 13:18